Gelecek Tasavvuru PDF Yazdır e-Posta

(30 Nisan 2025, Çarşamba)

Gelecek, genel itibarıyla genç nüfusa, yeni nesle bağlı olarak değerlendirilir.

Her bir düşünürün de bir gençlik ideali/nesil ideali vardır. Tevfik Fikret'in Haluk'u, M. Akif'in Asım'ı, M. İkbal'in Cavid'i, Sezai Karakoç'un Diriliş Nesli (Tahası)...

Ülkemizde, her devir siyasasının öncelediği bir gençlik anlayışı, dolayısıyla gelecek tasavvuru olagelmiştir. Osmanlı devletinin gerilemesi ve inkıraza doğru iniş aşağı yol alması dolayısıyla çare arayışları sürerken öncelediği yeni nesil/gelecek tasavvuru için önerilen genç nesil anlayışları da tarihimizde süregelmiştir.

Tanzimat nesli;

Islahat dönemi nesli;

II. Abdülhamid dönemi nesil arayışları...;

Servet-i Fünûn nesli;

İttihat ve Terakki'nin aradığı nesil ve gelecek tasavvuru;

 

Cumhuriyetin ilanıyla BATI değerlerine bağlı yeni nesil anlayış ve arayışları/gelecek tasavvuru;

Her bir dönemin şartları gereği arayış ve anlayışları farklı farklı olmuştur.

Genel bir yol haritası çizilip planlı bir tarihi seyir izlendiğini söylemek güçtür. Dünyanın umumi ahvali, şartları belirlemiş, arayış içinde olanlar da bu genel dünya durumalışına göre bir anlayış/tasavvur geliştirmişler...

Mezkûr dönemlerin her biri kendi içinde bazı farklılıklar da içerir. Hatta aynı anlayış içinde olduklarını zan ettiklerimizin de kendi içinde bariz anlayış önceliklerini de müşahede etmek mümkün.

Tanzimat nesli bütün anlayış farklılıklarına rağmen genel itibarıyla İslam düşünüşün, fıkhın problemleri çözebileceğine inandıklarını söylemek mümkündür. Yaşantıları İslam'a uygun olmazsa bile bu böyle idi. Bariz örneği Namık Kemal'dir.

1850'li yılların Islahat dönemi Tanzimat neslinin biraz farklılaşmasıdır demek imkan dahilinde. Âli ve Fuat paşalar Tanzimat'ın uygulamasını biraz değiştirerek yol almaya çalıştılar. Onların devamı Mithat paşadır.

II. Abdülhamid dönemi ve onun İslamcılık fikri başlı başına bir meseledir. Hakkında çokça şeyler söylenmiş ve yazılmıştır. İki ayrı uç belirlenmiş bu konuda; biri dünyanın en büyük dehası yapılan yanlışlar -onun devrinde- ona ait değil onu anlayamayanlarındır.  Diğer ise; bütün kötülüklerin müsebbibi Sultan II: Abdülhamid'dir.  O despotluk etmiştir, Osmanlı devletinin toprak kaybına sebebiyet vermiştir. İslam'ı sulandırmıştır. Onun İttihad-ı İslam anlayışı/siyaseti İslamcılık değil ülkeyi kurtarma ameliyesidir. M. Akif Ersoy'un hakkında yazdıkları açık örnektir...

Servet-i Fünûn nesli ise çok renkli ve karmaşık bir dönem demek mümkün. Her türlü fikri barındırabiliyordu...

İttihat ve Terakki ise bir cephedir, muhalif bir cephe, içinde her tür fikir ve insan barındıran cephe. İslamcısından materyalizmine kadar... İT. Dönemini ikiye ayırmak lazım diye düşünüyorum. İktidar olmadan önceki İT. İktidar olduktan sonraki İT. ...

Bizi en çok ilgilendiren ve hayatımızı ihata eden, cumhuriyet sonrası arayış, yaşayış ve insan tipi tasavvurudur...

Cumhuriyet Türkiye'sinin yeni nesil anlayış ve arayışları kendi içinde dönemlere ayırmak gerekir. Dünya hızlı değişimler geçiriyor, böyle bir dünyada Türkiye'nin de o hıza ayak uydurması lazım idi, elan da lazımdır. Ama değişim bazen dönüşüm/başkalaşım oluyor.

Eskilerin deyimi ile tebdil ve tağyir ile değişim veya değiştirim aynı değildir.

Tebdil; bir şeyin yerine başka bir şeyi koyma. Yani mevcut tasavvuru kaldırıp yerine yeni bir anlayış ve yaşayışı yerleştirme. Bu cumhuriyet fikriyatına uygundur.

Tağyir; bir nesneyi bir halden başka hale döndürmek. Düşünceye ve yaşantıya takla attırmak. Değiştirme. Bu da cumhuriyet yaşantısına uyar. Cumhuriyetle bir hayat anlayışından başka bir hayat anlayışına geçiştir. İslam tasavvurundan Batı anlayış ve yaşayış düşüncesine geçiş sağlamak. Cumhuriyetin ilanı bütün bunları muhtevidir.

Değişimin iki hali vardır, biri iyiye doğru değişim diğeri kötüye doğru değişim. İyi ve kötü anlayışı dahi bağlı bulunduğunuz düşünceye/tasavvura göre değer kazanır... bu bahis uzun bir fasıldır, üzerinde durulmayı hak eder, nitekim üzerinde durulmuş ve çokça eser de yazılmıştır. İlgililer bunları bilir. Elan konumuzu ilgilendiren kısmı bu kadarına kâfidir.

Cumhuriyet dönemi gelişmelerine bu zaviyeden bakınca belli devrelere ayırmak gerekebilir;

1950 yılına kadar olan yeni nesil anlayışı. 1950-1960 arası anlayış ve arayış dönemi. 1960-1969 anlayış ve arayış dönemi.  1970-1980 anlayış ve arayış dönemi. 1980-1990 anlayış ve arayış dönemi. 1990-2000 arası anlayış ve arayış dönemi. 2000- ... anlayış ve arayış dönemi.

Bu safhaların her biri ayrı ayrı ele alınıp değerlendirilmeli ve üzerinde çalışılmalıdır. Bu çalışmalar farklı isimler altında değerlendirilmiş ve ülke siyaseti de buna göre şekil almaya çalışılmış. Her anlayış ve arayış beraberinde yığınla problem getirmiş ve çokça teklifler ve öneriler de sunmuştur. Bu anlayışlar ve arayışlar sürecektir. Çünkü hayat durmuyor, gençlik de hayat gibi yenilenip duruyor...

 

Bugünkü Ahval

Gençliğimizin geleceği acaba aydınlık mı?

Yoksa karanlık veya bîkarar mı?

Yeni neslin temayülleri, meslek edinme biçimleri, idealleri/ideal yoksunluğu, sadakatleri, fedakarlıkları... bunları tek tek ele alıp değerlendirebiliriz. Bunlara dili kullanma tarzı da dahil...

Benim üzerinde durmak istediğim başka bir mesele daha var.

Meslek edinme istekleri, biçimi...

Ülkemin insanı sırtını devlete dayamak istiyor. Gençlerin kâhir ekserisi devlet memuru olmak istiyor.

Devlet dışı iş tutma riskli sayılıyor. Yatırım yapmak isteyen çekiniyor. Ya kaybedersem, elimdekileri de yitirirsem!

Daha önce devlette söz sahibi olmak belli sınıfın elinde idi. İttihat ve Terakki ile Anadolu insanı, o barikatı kırdı. Kimine göre bu durum kargaşa getirdi, devletin kadim geleneğini bozdu ve devletin inkırazına sebep oldu.

Belli zümrenin daima imtiyazı olması lazım gelir diye inanan ve devleti istediği gibi yöneten bu grup, kast sisteminin kamuflajlı şeklini istiyor.

Anadolu insanı devlet kademelerine girmeye başlayınca hiyerarşiyi bilemedikleri için açık ve aleni tartışmaması lazım gelen mahremleri de tartışmaya açtılar. Böylece açıklık ve şeffaflık adına devlet sırları orta yere serildi. Bu sefer imtiyazlı sınıf yeni tedbirler almaya başladı, sermayeyi ve medyayı alalamalı bir şekilde kullanmaya başladı. Sermaye, yetenekli kişileri bulup onları eğitti ve kendine bağlı bir bürokrasi oluşturdu.

Bu imtiyazlı bürokratları bize vazgeçilmez, işini bilen harika çocuklar olarak lanse edildi. Bu harika çocuklar(!) anamalcılar adına devleti/devletleri idare etmeye başladı.

Yetenekli Anadolu insanımızı da kendilerine hizmet eden eleman olarak istihdam etmeye başladılar.

Ortamın ekonomik şartların belirsizliğine; memurluk dışında -devlet dışında-  iş yapmanın zorlukları da eklenince artık atölyeler kurmak, herhangi bir iş alanında fabrika açmak vb.  yatırım yapmaktan insanımız vazgeçiyor.

Bu durum devletin, -buna bürokrasi demek daha doğru olur- daha güçlenmesine ve halkın dolayısıyla milletin zayıflamasına yol açıyor.

Yatırım olmayınca hizmet sektörü öne çıkıyor. Gıda-yeme-içme, otelcilik, turizm vb...

Bu tür sektörlerde derinlemesine araştırma ve iyi yetişmiş elemana ihtiyaç yok. Bunlar gösterişe ve müşteriyi memnun etmeye dayalıdır. Böyle olunca insanımız; gösteriş ve modaya yöneliyor. Buralarda aslolan müşteridir, imalat değildir. Bir nevi göz boyama demek de mümkün.

Öğretilen yabancı dil de bundan nasibini almış durumda. Pratikten öğrenme müşteriyi anlama ve onu memnun etmeye dayalı bir dil eğitimi; kapalı çarşı ve Sultanahmet meydanı dili...

Bu tür sektörlerde, bahşiş, avanta alma da yaygınlaşıyor ve insanı bedavaya alıştırıyor.

Mevcut yatırımlar gittikçe daralıyor. Bedavacılar, borsaya, faize yöneliyor.

Bu tembelleşme ve devlete mecbur olma ekonomiyle sınırlı kalmıyor, zihin tembelliğine de sirayet ediyor.

Okuyan ve geleceğe yönelik fikir beyan edebilenlerin çoğu ya doğrudan devlet memuru veya akademisyen.

Türkiye'de akademik dünya bağımsız sayılamaz. YÖK'ten sonra üniversiteler lise seviyesine indirgendi.

Ayrıca üniversitelerimizin önemli bir kısmı dışarıya bağımlıdır. Yurt dışında(n) herhangi bir üniversiteyi kopyalıyor veya taklit ediyor.  Daha önceleri bir-iki köklü Üniversitelerimiz vardı. ODTÜ, İTÜ, İstanbul üniversitesi...

Elan onlar da sarsıntı geçiriyor.

Ayrıca üniversitelerimiz halkıyla çok barışık demek de mümkün değil. Cumhuriyet ideolojisi adına halka tepeden bakan jakobendir çoğu demek abartı olmaz.

Üniversiteler de modaya uymuş durumda...

Devlet memurları, akademisyenler; belli bir standarttı yakalayabilir, ama ciddi manada sıçrama yapamaz.

Ülkenin elan bir sıçramaya ve bugüne kadar süregelen anlayışın dışında bir anlayışla yeni fikirler ve projelere ihtiyacı var. Çok temkinli davranan ve düşünen zihinler bu sıçramayı yapamaz.

 

Bir sıçramaya neden ihtiyaç var;

Her şeyin çok hızla değiştiği, yüz yıllık değişimin on yıllara sığdırıldığı, sabitelerin değişikliğe uğradığı, yeryüzünün insanlığa(!) yetmediği bunun için fezaya/gökyüzüne yöneldiği bir atmosferde hiçbir şey olmamış, süregelen rutin üzerinde yürümeyi istikrar, kararlılık, ilkelere- nasslara bağlılık saymak ve bu konuda arayış içinde olanları sapmak ve saptırmakla itham etmek... biraz ucuzculuk gibi geliyor bana.

Bir değişiklik, bir işleyiş ve anlayış farklılığı olması elzemdir.

Elzem olan bu ameliye nasıl ve hangi kriterlere göre olmalıdır.

Çok hızlı değişim ile sıçrama yapmak aynı değildir.

İki şeye dikkat etmek önemlidir;

Biri: Hızlı değişim/değiştirim eğer altyapısı oluşmamışsa savrulmaya ve rayından çıkmaya vesile olabilir.

Diğeri: Rutinle yetinmek ise donukluğa ve devre dışı kalmaya müncer olabilir/olur.

Evvela bu yeni ahvali iyi anlamamız gerekir. En önemlisi bu haz ve hız çağının zihne, kalbe olan etkisini çok detaylı incelememiz ve tedbir almamız icabeder.

Alınan tedbir; sadece geçmişten aktarmalar yapılarak çözüleceğine hasredilirse baştan açmaza teslim olmuşuz demektir.

Geçmişi bugüne getireceğiz, bugünün şartları tahtında değerlendireceğiz. Bu yetmez geleceği de bugüne getireceğiz. Böylece bugünümüz; bugünün aktüalitesinden kurtulacak, yarınımıza da ışık tutacak.

Bu haz ve hızın da bir geçmişi var buraya nasıl ve hangi saiklerle gelindi. Bunu iyice anlamamız, kavramamız lazım. Yeni durumun buraya nasıl geldiğinin ruhunu kavrayamazsak, mevcudun zahirine kapılırız. Zahirine kapılırsak içine gizlenen sinsi planı keşfetmekten uzaklaşır, bu ameliyeyi planlayan ve uygulayanların değirmenine su taşımış oluruz.

Tarih; Batılıların (İslam dışı medeniyetlerin tümü demek daha doğru olur) bize sunduğu her yeniliğin arkasında yığınlarca problem getirdiği göstermiştir. Onun bu yeni baş döndürücü haz-hız merkezli değişimine çok temkinli yaklaşmalıyız.

Duraklar acaba nereye evrilir dersek. Bu gelişmelerle bizi yeni tarz sömürü ile tekrar ve daha acımasız sömürürler.

Değerlendirmeden olduğu gibi kabul edersek önceki yenilikler gibi onların tuzağına düşmüş oluruz.

Modernleşme ile batılılaşma aynı kabul edildi geçmişte.

Sadece ABD'ye, AB'ye, Rusya'ya veya Çin'e bakarak olmakta olanları değerlendirir ve ona göre çare üretmeye kalkışırsak gene geçmişteki hataya-yanlışa düşmüş oluruz.

Önce kendimize içimize bakmalıyız. Biz ne kadar BİZ'iz. Bizlik kavramı ne ifade eder.

Kendisi olmayan başkasının oyuncağı olur.

Önce Müslümanız, son din İslam'ın temsilcisiyiz. İslam'ın evrensel mesajını kavramadan yapılan hamleler âtıl kalmaya mahkûmdur.

İslam'ın değer yargılarını içimize sindirmeden yola koyulursak yolda kalırız. Yol azığımız, bizi hayatta tutar. Azığı olmayan yola çıkmasın.

Maddi gelişme; İslam'ın düşünce-inanç-anlayış ve yaşayışın bir parçası olmalıdır.

Kendimiz yeni bir çığır açmalıyız, onun için medeniyetimize ait bir sıçrama yapmamız kaçınılmazdır...

Bunun kodları medeniyetimizin derununda saklıdır, bu saklı hazine; yol gösterici hazineyi keşfedebilen düşünce-akıl-bilgi-tecrübe-iman ve fedakârlık sahibi sahici Müslüman nesil beklemektedir. Bunun işaretleri/emareleri de vardır, bakmasını bilenlere.

Bakıp görebilenler işbaşına...

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI - 3
Ülke- Bölge İlişkileri Beynelmilel ...
TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI -2
TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZ...
YENİ AHVAL - 2
(20 Temmuz 2025, Pazar) KUŞATMA ve KAR...
YENİ AHVAL
(24 Haziran 2025, Salı) Kişiler olara...
YEREL SEÇİM SONRASI ÜLKENİN AHVALİ
(1 Nisan 2024, Pazartesi) Yerel seçim ...
İNSAN KENDİNİ KEŞFEDEBİLİR Mİ?...
(26.01.2024, Cuma) Her kişi, 'önce ke...
MİLLİYETÇİLİK- MUHAFAZAKARLIK- ÜMMETÇİLİK
(Yerellik 'Yerlilik' - Muhafazakarlık -...
EY EHL-İ İSLAM, UYAN!
(06.11.2023, Pazartesi) Ey dünyayı g...

Kimler Sitede

Şu anda 6 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 659
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 7640646
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >