TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI - 3 PDF Yazdır e-Posta

Ülke- Bölge İlişkileri

Beynelmilel siyasette, ülkelerin bölgesel ilişkileri/ iş birlikleri, büyük bir ehemmiyet arzeder. Eğer düzgün bir yere oturursa/ oturtulursa, dünya siyasetinde ülkeyi besleyici olur. Yok yanlış bir zemine oturtulursa büyük güçlerin oyuncağı haline gelir.

İslam coğrafyasının, halkı Müslüman ülkelerin, elan bu konuda durumlarını incelemek çok mühimdir.

Maalesef istenilen seviyede değildir. 20-30 seneye göre kısmi bir iyileşme veya kısmı görüşmeler var.

Türkiye'nin içinde olduğu uluslararası kuruluşlar var, ama bunların ciddi fonksiyon icra ettiği söylenemez. Bu konuda evvela bir ön çalışma yapılmalı.

Zihni bir birlik nasıl sağlanır onun üzerinde durulmalıdır. Düşünsel birlik sağlanmadan mecburi birliktelikler durumalışa göre değişebilir. Kalıcı olamazlar.

İslam dünyasının bugüne kadar süregelen uygulaması; Hz. Peygamberin vefatından sonra ilk 30 senelik kamil manada hilafetten sonra - onun da bazı eksiklikleri var- yapılan siyasi yanlışlıklar, eksiklikler var. Onlardan ders çıkararak yol almaklık yerine durmadan geçmişin yanlış siyasi uygulamaları öne sürerek bahanelere sığınmak moda haline gelmiştir.

Emevi dönemi saltanatının eksik ve kayırmacı siyasetinden ders almak yerine durmadan oraya atıflar yaparak siyaset gütmek. Bir yere saplanıp kalmaktan öte bir mana ifade etmez.

Tarihte olanlardan ders çıkarmakla tarihteki herhangi bir olaya bağlanarak oradan bugünkü dünya siyasetini değerlendirmek, yönlendirmek ve o tür bir siyaset gütmek arasındaki inceliği kavramak.

Tarihte bizim coğrafyamızda uygulanan umumi siyaset; güçlü bir aşiret, güçlü bir devlet ortaya çıkar diğerlerini kendine bağlar, onları susturur. Ülke idaresi dışında kalanlar ise, başka arayışlara girer iktidardakini yıpratır. Bu yıpratma kimi zaman gayr-i Müslimlerle iş birliğine kadar gider. Tarihimiz bunların örnekleriyle dolu...

Bütün bu olumsuzluklara rağmen genel manada Müslümanları temsil eden bir devletimiz her zaman olagelmişti. Osmanlı devletinin yıkılışından sonra artık dünya siyasetinde Müslümanlar adına hareket eden, dış dünyaya karşı bizi savunan bir devlet kalmamıştır. Dünya siyasetindeki bu boşluk ister istemez bütün Müslümanları düşündürmüş çare arayışlar aranmış, değişik yol- yöntemler denenmiştir.

Bu yönüyle erke ulaşmak birinci mesele haline gelmiş, oraya giden yolu kısaltmak için aceleci davranılmış. Ortam ve insanlarımız hazırlanmadan tepeden inme bazı hareketlere girişilmiş. Ayrıca bu hususta farklı yol- yöntemler de denemiş.

Bugünkü dünyada iktidar olma biçimi;

İktidar olma ve iktidarını devam ettirme usulleri değişmiş. Tek başına herhangi bir anlayışın iktidar olma imkanı kalmamış. Ülke içinde, bölgede ve dünyada ayakta kalabilmek için belli ittifaklara gidilmiş, bu yeni durum dünyada var olmak için mecburi hale gelmiştir. Hem ülke içinde iktidar olma ve iktidarda kalmak, hem uluslararası alanda var olma ve ayakta kalabilmek için birçok ittifaklar kurma mecburiyeti hasıl olmuştur. AB. Bunun açık örneğidir.

Dünyanın genel siyaseti ile bölge ve ülke siyasetleri iç içe girmiş bunları tefrik etmek imkansız hale gelmiştir. Global dünyada yeni yeni paktlar oluşuyor. Bunları da hesaba katarak ülkenin bir siyaset gütmesi kaçınılmazdır.

İslamcı siyaset ülke siyasetinden ve dünya siyasetinden bağımsız olamayacağına yukarıda temas edildi.

Türkiye hem coğrafik konumu bakımından hem ülkede yaşayan insan unsuru bakımından çok etnik ve farklı anlayışları bünyesinde barındıran bir ülke.

Bu coğrafyada; farklı dinlerden farklı mezhep ve meşreplerden insanlar var. Onları hesaba katmadan siyaset yürütmek imkânsız. Ayrıca coğrafya olarak çok kritik bir kavşakta. İki ana blok bu coğrafyada kesişiyor. Sosyalist ve kapitalist blok. İslam dünyasıyla batı dünyasının kesiştiği nokta. Bir tarafımız Asya ve o düşüncenin getirdiği bir durum, diğer yanımız Avrupa onun getirdiği bir durum. Bunlar sadece coğrafya ile sınırlı değil, aynı zamanda bu ahval düşünce dünyamıza da sirayet etmiş.

Mensubu bulunduğumuz İslam düşünce anlayış ve yaşayışı ile düşman bildiğimiz Hristiyan- Yahudi ve tanrı tanımaz dünyanın kesiştiği bir coğrafya.

Dünyanın iç içe girdiği doğru ama bu iç içe giriş fikri, siyasi, ekonomik ilişkilerle olması ayrı bir durum aynı ülkede bunların hepsini bünyesinde bulundurmak başka bir durum. Bu yönüyle Türkiye nevi şahsına münhasır bir ülkedir.

Çok kültürlü, çok etnikli çok dinli bir ülkede yaşamak beraberinde çok ince bir siyaset yürütmeyi gerektirir. Bu çokluk içinde İslam'ın evrensel değerleri doğrultusunda bir iç ve dış siyaset yürütmek çok değerli o denli de risklidir. Çok hassas ve itinalı bir yol- yöntem izlenmelidir.

Türkiye tek başına bu siyaseti yürütme imkanına sahip değildir. Diğer bölge ülkeleriyle ortak bir siyaset yürütmelidir.

Türkiye; doğu- batı, kuzey- güney, Asya- Avrupa, İslam dünyası ile Batı (buna düşünce olarak farklılıklarına rağmen Rusya dahil)arasında bir köprü ve geçişken ülkedir.

Bölge ittifakları, komşularıyla başlar. Ama bununla sınırlı kalmaz. İttifaklar çok yönlü olmalı. Ama çok yönlülük çoklu düşünce ve ittifaklarla sağlanırsa verimli olur.

Dayanağımız halkı Müslüman ülkeler olmalı. Onları işleyişe katarak yol almaklığımız gerekecek.

Tarihin mirasına sığınarak güçlü Türkiye İslam dünyasının lideridir diye kabul etmek ve öyle bir siyaset anlayışıyla yol almak bugün geçerliği olabilen bir durum değildir.

Bu yönüyle Türkiye birçok ittifaka girmiş durumda.

Ama asıl mesele bölgesel ve küresel ittifakların neye dayandırılmasıdır. Bu zihniyetin oluşmasıdır, her kesimi ikna edecek, razı edecek bir siyasetin bölgede icra edebilmesidir.

Güçlü herhangi bir ülkenin diğer ülkeleri mecburi kendi siyasetine boyun eğmesi, geçici bir başarı sağlar, kısa vadede netice verebilir. Ama kalıcılığı olmaz. Sadece kalıcılık açısından değil adil olmayışı da sonunda küçük bir sıkıntıda patlak verir ve zoraki birliktelik çöker. Tarihimiz bunun örnekleriyle dolu.

Bugün gelinen yer itibarıyla, ittifaklar düne göre daha önem kazanmış, düne göre daha mecburi hale gelmiştir. İslam dünyası / dünyamız ortak hareket etme zorunluluğuyla karşı karşıyadır, bu bir zorluluk, zorunluluğu es geçmek sıkıntıları geleceğe ertelemek olur.

Bu durum, bu hal, bazı ülkeler için angarya gibi görünebilir. Mesela zengin körfez ülkeleri kendi refah seviyelerini düşünerek fakir düşürmüş ülkelerle kendilerini aynı seviyede görmesini bir yük kabul edebilirler. Bu yükten, bu angaryadan kurtulmak için daha müreffeh batı ülkeleriyle iş tutarak siyaset gütmek ilk bakışta onları rahatlayabilir. Fakat son gelişmeler gösterdi ki bu güven sıkıntılı siyasi atmosferde işe yaramıyor. Nitekim yaramadı.

Katar ABD'ye, batılı güçlere yaslanarak ülkesini güvenceye aldığını kabul ediyordu. Ama İsrail ile kısmî bir ters düşmede, ABD, İngiltere, İsrail ile birlikte operasyona uğradı.

Geleceğini batılılarla aynileşmede gören ülkeler sonunda pişman olacaklar.

Bölgesel ittifakın temeli Müslüman dünyanın iş birliğine dayanır. Hangi ülke kendi dindaşlarını hakir görüp Batılı ülkelerden herhangi birine yaslanırsa kısa dönemde bazı imtiyazlar elde etse de uzun zaman diliminde zararlı çıkar.

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI - 3
Ülke- Bölge İlişkileri Beynelmilel ...
TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI -2
TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZ...
YENİ AHVAL - 2
(20 Temmuz 2025, Pazar) KUŞATMA ve KAR...
YENİ AHVAL
(24 Haziran 2025, Salı) Kişiler olara...
YEREL SEÇİM SONRASI ÜLKENİN AHVALİ
(1 Nisan 2024, Pazartesi) Yerel seçim ...
İNSAN KENDİNİ KEŞFEDEBİLİR Mİ?...
(26.01.2024, Cuma) Her kişi, 'önce ke...
MİLLİYETÇİLİK- MUHAFAZAKARLIK- ÜMMETÇİLİK
(Yerellik 'Yerlilik' - Muhafazakarlık -...
EY EHL-İ İSLAM, UYAN!
(06.11.2023, Pazartesi) Ey dünyayı g...

Kimler Sitede

Şu anda 17 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 657
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 7502054
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >