Koyu Karanlık Sabahın Habercisi Olabilir mi? PDF Yazdır e-Posta

       Koyu Karanlık Sabahın Habercisi Olabilir mi?     (4.4.2003)

“… Sabah yakın değil mi?” (Hud, 81)

Ortadoğu yeniden şekillendirirken hesapta olmayan denklemler ortaya çıkmaya başladı. Dünyanın hâkim gücü ABD tek başına ve istediği gibi dünyayı şekillendiremeyeceği gerçeği ile yüz yüze geldi. Hâkimiyetine –ulûhiyetine- ortaklar bulma mecburiyeti hissediyor olsa gerek.

Acaba ABD istediğini elde edebilecek mi? Bunu zaman gösterecek. Irak’ın işgal teşebbüsü ABD’nin dünyanın tek gücü olmasının da sonunu getirebilir. ABD bölgeye / dünyaya istediği gibi yerleşme imkânını da bulabilir. Zaman henüz erken. Yaşayanlar neticesini görecektir. Ama bugünden şunu diyebiliriz ki 11 Eylül’den sonra dünyada yeni oluşumlar ve arayışlar başlamıştır. Artık NATO, BM ve benzeri uluslararası ittifaklar işlevsizleştirildi. Belki de bunlar 1950’li yılların atmosferine uygun kuruluşlar addedilip bugün vazifelerini tamamlamış ve tarih sahnesinden silinmesi gereken kurumlar durumundadır. ABD yeni uluslararası bazı koalisyonlar peşindedir. Bundan sonra maliyeti az, daha seyyar, daha kısa zamanlı, dar ittifaklar peşindedir. Bu tür ittifaklar ABD’nin işine daha iyi yarıyor. Anlaşılan o dur ki önümüzdeki 20 yıl uluslararası ittifak arayışları ile geçecektir.

Bugüne kadar dünyaya dayatılan küresellik de neyin nesi olduğu tam açıklık kazanamamıştır. Yere/göğe sığdırılamayan küreselleşme Irak işgal teşebbüsü ile büyük bir yara almış, denildiği gibi küresel ahlak, küresel hukuk, küresel ittifak muğlâk ve müphemleştirilmiştir. Bu küreselleşmenin altında da dünyanın hakim gücü olan Amerika’nın olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yönü ile küresellik adına tüm dünyaya dayatılan değerler de alt-üst olmuş durumdadır. Artık hiç kimse küreselleşmenin olabileceğine inanmamaktadır. Yeni yeşermekte olan taze güçleri hesaba katmayan uluslararası ittifaklar hayatiyet bulamayacaktır. Bu yönü ile sınırları tam belli olmasa da İslâm medeniyeti, Avrupa Birliği, Çin, Hindistan, kısmen Rusya… hesaba katılmalıdır. Bunlar dışarıda tutularak dünyanın siyasî gidişatı yerli yerine oturamaz. ABD bütün bunları yok sayarak dünyaya tek başına nizam vermeye kalkıştı ve yalnızlaştı. Dünyayı da bir belirsizliğe sürükledi.

Bu tür durumlarda aklı başında her kişi ve devlet “kendi ayakları ile ayakta durma” tezine inanmak ve sarılmak durumunda kalır. Gelinen nokta mazlum ve mustazaf toplumlar için meşakkatli ve fakat sonuç itibari ile hayırlı bir yol ayrımıdır.

Kendi kendine ayakta kalmaya çalışan toplumlar özüne dönmeyi bilmecburi benimserler.  Kurtarıcıları olmadığı için kendi kendilerinin kurtarıcısı olurlar. Var güçleri ile çalışmak durumunda kalırlar. Böylece tembelliği ve cehaleti de yenmiş olurlar. Tüketici olmaktan çıkıp üretici olurlar. Kendi aralarında ufak tefek farklılıkları görmeyebilirler. Bir nevi toplumlar olgunlaşırlar. ABD istilasını bunların habercisi olarak görmek mümkündür.

Bugüne kadar siyasî varoluşlarını ABD’ye bağlayan ülkeler içine sürüklendiği durum çok iç açıcı değildir. Ama kendi ayakları ile ayakta durmaya çalışan ve fakat durumları da iyi olmayan toplumlar diğerlerine göre daha avantajlıdırlar.

ABD işine yaradığı kadar başkaları ile ittifak kurar. Kendini süper gücün insafına teslim eden toplumların ve devletlerin bugün içine sürüklendikleri durum içler acısıdır. Çünkü ABD artık düşman olarak bugüne kadar beraber yürüdüğü ittifak ettiği çevreye yönelmiş düşman olarak 1991’de bunu ilan etmiştir.

Türkiye ABD’nin elli yıllık müttefiki olarak şu anda dünyanın en sıkıntılı ülkesi durumundadır. Artık Türkiye’nin düşmanları ile Amerika’nın düşmanları aynı değildir. ABD’nin düşman olarak gördüğü devletler Türkiye ile tarihi bağları olan devletlerdir. Komşuları olan devletlerdir. Aynı dinin mensubu olan devletlerdir. Düşman olarak gördüğü zihniyet Türkiye insanının büyük çoğunluğunun da zihniyetidir. Türkiye ABD ile yürüyebilmesi için kendi coğrafyası ile tarihi ile insanı ile daha doğrusu kendisi ile kavgalı olmak zorundadır. Kendisi ile bu kadar kavgalı olan bir ülkenin de tarihte yer edinmesi mümkün değildir. Onun için Türkiye sıkıntılı da olsa kendi ayakları ile ayakta durmak zorundadır. ABD’den gelen birkaç milyar dolar ile kendi geleceğini ipotek altına alamaz.

Bundan sonra Ortadoğu’daki haritaların değişmesi Türkiye’nin de haritasının değişmesi demektir. Türkiye tarihinden coğrafyasından ne kadar kaçmaya çalışırsa çalışsın kader onu tarihine ve coğrafyasına dönmeye mecbur etmiştir. Kendi kendine var olmak zorundadır. Kendi kendine var olmaya başlarsa Türkiye Müslümanlaşmak durumundadır. Tıpkı Filistin’de olduğu gibi.

Bütün ümmet var olmaya başlayacak ve özüne dönecektir. Sahte kurtarıcılardan ve sahte düşüncelerden arınacaktır. Milliyetçilikle başlayan hareketler sonunda İslam’a dönüşecektir. Bu Müslümanların gayreti ile olan bir şey değildir. Şer istilasının doğuracağı mecburi bir diriliştir. Bize düşen bu dirilişin sahici ve devamlı olmasını sağlamaktır.

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

İnsanın Kendisiyle Konuşması
(14 Eylül 2018, Cuma) İnsanın ...
Davet
(31 Ağustos 2018, Cuma) اُدْعُ ...
Bizim Matbuatın İnkilaba Hıyaneti(*)
(17 Ağustos 2018, Cuma) Bugünkü Matb...
1933 Türkiyesi ile 2018 Türkiyesinin Mukayesesi
(4 Ağustos 2018, Cumartesi) Milletleri...
Külahıyla Muhavere Eden Çoban
(24 Temmuz 2018, Salı) Çok namdar, ha...
İşi Vaktinde Yapmak
(13 Temmuz 2018, Cuma) “Çî vaht...
Leylek ile Kırlangıç Hikayesi
(6 Temmuz 2018, Cuma) Leylek ile kırla...

Kimler Sitede

Şu anda 63 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 480
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 2443399
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >