İNSAN KENDİNİ KEŞFEDEBİLİR Mİ?... PDF Yazdır e-Posta

(26.01.2024, Cuma)

Her kişi, 'önce kendine bakabilmeli' demek çok kolay, lakin bunu becermek çok zor.

Çünkü her insanın, hepimizin içine doğduğu bir ortam vardır. İçine doğduğumuz çevre bizi kuşatır, kişiliğimizin oluşumunda bizi yoğurur. Farkına varmadan bizi biz kılan temel davranışlarımızı inşa eder. Bu kaç yaşına kadar devam eder... o da meçhul. Sosyologlar, psikologlar elvan türlü teoriler üretirler bu hususta. Önerilerde bulunanların çoğu kendi hayat hikayesinden yola çıkarak neticeler önerir. Halbuki her bir insan teki tektir, biriciktir, oluşumları da tektir biriciktir.

Genellemelerle, insanları kategorize edenler, belli tasniflere tabi tutarlar sonra da büyük ve yüce bir hüküm çıkarırlar. Tüm insanlar adına... bunu daha çok sosyal mühendisliğe soyunanlar ve idareciler yapar. Nüfus arttıkça bu genellemeler daha çok artar.

Kentleşmelerde bu ahkam kesme çok daha yaygın ve belirleyicidir.

Kentleşme insanları ikiyüzlülüğe iter, iki yüzlülüğün adı modern dünyada siyaset olmuş. Siyaseti de ya sosyologlar,  psikologlar, siyasiler ve idareciler daha çok kullanır.

Kendine bakabilmenin bir diğer zorluğu; herkesin geçmişinden süzülerek geliyor olmasıdır. Her bir insan tekinin bir geliş süreci vardır. Bağlı bulunduğu atası, ebuecdadı vardır. Bu ata yadigarını bertaraf etmek için nesillerin geçmesi lazım. Köylü ile kentliyi aynı kalıpların içine koyup değerlendirmek çok isabetli neticeler vermez. Bu böyle olduğu gibi, kavimlerin, obaların, aşiretlerin de cemicümlesi aynı kefeye konulamaz ve bunların işleyiş, yaşayış, anlayışları da kişiliğin oluşumunda etkendir.

Bütün bunları niye anlatıyorum. Köyden kente göç etmiş, zaza kavmine mensup biri olarak bunları fazlasıyla yaşıyorum. Kendime danışmak istiyorum. Ruhum, kalbim, vicdanım ile aklım bir yanımı oluşturuyor, diğer bir yanım kentlinin cevval, seyyal, akışkan ve de sabitesi az olan bir alanı oluşturuyor. Bu ikisi arasındaki çelişkileri gidermeye çalışıyorum. 1952 yılında kuş uçmaz kervan geçmez bir köyde dünyaya geldim. Herşeyin ve herkesin oturduğu, hayatın akışının rutinleştiği, mevsimlerin mevsim olduğu, dostluğun ve düşmanlığın açık ve bariz olduğu, bir yerde herşeyin sarih ve beyan olduğu bir dünyada geçti çocukluğum. Zaza esatiriyle büyüdüm...

Mesela Müslüman olup namaz kılmama, oruç tutmama, kızların- kadınların başlarını örtmeyerek Müslüman olmayı/ kalmayı şehre/ kente gelince öğrendim. İnsanın ahbabını gerekirse bırakabileceğini de. Dostunu değiştirmeyi, çevreni terk etmeyi de şehre gelince öğrendim.

Onun için bağlandığıma ölesiye bağlandım, dışladığımı da ölesiye dışladım.

Kentli olmanın seyyaliyeti benim kendime danışmamı engelliyor. Günde iki defa kimlik değiştiren bir dünyada acaba kaç kişi kendine danışabilir, kendini anlamak için çaba harcayabilir.

Kendine danışamayan, kendini nasıl anlar ve nasıl kendi cevherini keşfedebilir?

Bir de başkasının düşüncelerini kendine mal ederek insanların önüne çıkan güruhun varlığı işi büsbütün karmaşık hale getirir.

Herşeyin hercümerç olduğu, hayatın ve ölümün anlam değiştirdiği bir dünyada kaç kişi kendisi acaba?

Bu sabitesizlik, zihin yapımızı da bozdu, en azından benim zihin yapımı bozdu. Zihin yapısı bozulanın zihni ne kadar sağlam doğru işler, zihniyeti ne denli sağlam ve sabit kalır. Zihni kargaşalarla müşevveş olanın zihniyeti, anlayış ve kavrayışı ne denli sağlam ve istikrarlı olabilir. Bu kadar seyyaliyeti ben gibi köylü nasıl kaldırabilir.

Bazıları da kendini kandırıyor, kendine danıştıklarını ve kendilerini anladıklarını var kabul edip insanları var olmaya çağırıyorlar. Çok hızlı bir devingen içine giriyorlar, zekalarıyla o hızlı dönüş içinde bir alan açıyorlar kendilerine - aslına bakarsanız açtıklarını sandığı alanı da kendileri açmamış, birileri tarafından açılmış - o alanda kurtarıcılığa soyunuyorlar. Kurtarıcılık da bir nevi kendinden kaçıştır. Kendini unutmak ve kendinden geçmektir. Manevi kendinden geçiş her zaman işe yaramaz.

Hızlı akan bir dünyada kendine danışmak, kendini anlamak, kendi olmak ve kendi kalmak çok maharet ister.

Kendi kalmaya kalkışanın beklediği bir tehlike daha var; kendine tapmak. Hodperest olmaktır. Kendine taparlık, insanın önünü keser. Kendini anlayayım, kendime danışayım diye yola çıkanın çok dikkatli olması lazım.

Kendinde bazı meziyetler keşfedip veya uydurup kendini herkesin ve herşeyin üstünde görme alışkanlık haline gelirse o zaman davranış, anlayış ve tavır takınış biçimi de değişir. Herkesi küçük görür, hiçbir şeyi beğenmez. Buna da haklı gerekçeler ileri sürer, çünkü insanlar sıradanlaşmışlar, zevkleri pespayeleşmiş, kültürleri bozulmuş, faziletleri gitmiş... Sadece ve sadece kendisi ayakta kalabilmiş...

Bu ruh halini yaşayan kendini anlama ihtiyacını duymaz. Zaten o Nirvana'ya ulaşmış, artık vazifesi 'insanları kurtarmaktır'.

Nefsini tanımanın bir ucu kendini hiç saymaya diğer bir ucu da zirveye taşımaya götürebilir. Orta yerde kalmayı, vasat olmayı, sırat-ı müstakim üzre durabilmeyi becerenler kendini tanımış olurlar.

Diğerleri ?????

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

YEREL SEÇİM SONRASI ÜLKENİN AHVALİ
(1 Nisan 2024, Pazartesi) Yerel seçim ...
İNSAN KENDİNİ KEŞFEDEBİLİR Mİ?...
(26.01.2024, Cuma) Her kişi, 'önce ke...
MİLLİYETÇİLİK- MUHAFAZAKARLIK- ÜMMETÇİLİK
(Yerellik 'Yerlilik' - Muhafazakarlık -...
EY EHL-İ İSLAM, UYAN!
(06.11.2023, Pazartesi) Ey dünyayı g...
YAĞMUR DUASI
(15 Eylül 2023, Cuma) Yağmur duasına...
AÇMAZI AÇMAK
(25 Ağustos 2023, Cuma) İnsanoğlunun...
AÇILIM - ATILIM
(5 Ağustos 2023, Cumartesi) Sıkışan...
GÜLİSTAN OKUMAYANLARA
(10 Temmuz 2023, Pazartesi) Sadi (Şira...

Kimler Sitede

Şu anda 21 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 636
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 5651501
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >