Hükümet - Toplum İlişkisi - 2 PDF Yazdır e-Posta

(28 Mayıs 2022, Cumartesi)

Jeopolitik

Hükümetler, üzerinde yaşadıkları coğrafyalarını da detaylı tahlil, tesbit etme yeteneğine sahip olacak/olmalıdır. Coğrafyanın kaderi ile devletlerin kaderi yekdiğerine merbuttur.

Batı kendi coğrafyasını arzın merkezi ilan ederek dünyayı coğrafyasının mahkûmu haline getirmiştir. Yıllar yılı Avrupa kıtasında cereyan eden olaylardan ve savaşlarından dersler çıkararak coğrafyalarının yapısına uygun bir sistem geliştirmiş ve bunu tüm insanlığın kaderi olmaya zorluyor.

Tahrif edilmiş dinlerini bütün ilahi dinlere teşmil ediyor ve bunu da değişik isimlendirmelerle dünyanın diğer coğrafyalarında yaşayan insanlara dayatıyor. Kabul etmeyenleri geliştirdikleri aforoz sistemiyle engizisyon mahkemeleriyle cezalandırıyor. Buna da haklı(!) gerekçeler bulmakta mahirdir.

Halbuki her coğrafyanın her iklimin, her şehrin, her mahallenin her sokağın, her evin ve her insan tekinin biricikliği ve kendine ait özel bir kimliği var. Bu kabul edilip bir ortak değer oluşturulursa insanoğlu rahat yüzü görür ve coğrafyasıyla barışır.

 

Ülkeler, komşu ülkelerle ilişkilerini merkeze alarak siyaset gütmelidirler.  Komşu ülkeyle iyi ilişkileri terk edip daha uzaktaki ülkelerle sıkı siyaset yürütmeleri ülkeleri coğrafyadan koparır, coğrafyaya ve toprağa yabancılaştırır. Başka coğrafyalara özen göstermeye başlar, artık taşını-toprağını beğenmez olur. Bu ruh hali taşıyan ülkesini imar etmeyi terk eder yad ellere yatırımını yapar.  Asıl olan önce kendi toprağı - coğrafyası ve kendi insanıdır. Buna yerele saplanma denilirse coğrafyaya ihanet etmiş olur.  Ülkesini coğrafyasını imar ettikten sonra dış dünyaya açılır ve orada elde ettiklerini hem oranın insanıyla hem kendi toprağının insanıyla paylaşırsa olumlu ve coğrafya ruhuna uygun amel işlemiş olur. Buradan coğrafya milliyetçiliğini çıkarmak da yanlıştır. Evini ocağını korumak ve geliştirmektir kast ettiğimiz.

Rejimler değişebilir, ama toplumun coğrafyayla irtibatları değişmez. Komşuları değişmez. Cumhuriyetin ilanıyla hükümetler jeopolitiği yok sayarak bir siyaset gütmeye yöneldiler. Zihinleri değişince coğrafyanın da değişeceğine kail oldular. Sandılar ki zihinleri Batılılaşınca coğrafyaları da Batılılaşacak ve tam Avrupalı gibi olacaklar, zaman bunun böyle olamayacağını bize gösterdi. Toprağa bağlı gelişen ve şekillenen gelenek-görenek ve İslam coğrafyasının dini inancı bu topraklarda yaşayanların vazgeçilmez kimliği olmuş. Kimliksiz yaşanmaz, kimliğin en belirleyicisi inançtır, ikinci belirleyicisi belli coğrafyada oluşan anlayış ve yaşayıştır. Bir hamlede bunu keserseniz kaos oluşur. Cumhuriyetin ilanı bu kaosa sebebiyet verdi.

Cumhuriyetin ilanıyla Türkiye devleti -hükümetleri- komşularıyla problemli bir siyaset gütmüşler, sadece Türkiye değil İslam coğrafyası birbirleriyle problemli, kimi sınır problemini yaşıyor, kimi etnik sıkıntılarla boğuşuyor, kimi rejim farklılıklarıyla düşmanca yekdiğerine davranıyor. Bitişik coğrafya ve mazideki tarihi birliktelikleri yok sayarak o birliktelikler bile düşmanlık vesilesi oluveriyor. Komşu - dindaş - ırkdaş ülkeler birbirlerine karşı varlık göstermek için öteki bilmeleri gerekenlerle iş tutarak idameyi hayat ediyorlar.  Bu hal coğrafya ruhuna, tarih ve dindaşlık birlikteliğine aykırı olsa da bu siyaset ümmet coğrafyasının umumi vasfı haline gelmiş durumda. Türkiye bu makus talihi kırabilir, kırmalıdır. Ama ırkçı ve şoven etkin ve yetkin çevreler buna engel oluyorlar.

Hükümet -toplum ilişkisinde coğrafyaya önem atfetmenin rolü büyüktür, coğrafyayı önemsiz addeden hükümetler toprağa bağlı yaşayan halkın arası her zaman nizaalı olagelmiştir. Türkiye'de köylü, çiftçi, vb. insanlar daima hor görülmüş ve ötelenmiştir.  Bu bakış açısı köylerin boşalmasına, tarıma, hayvancılığa vb. ket vurmuştur. Bugün bunun acısını ülke insanı çekiyor.

Komşu ülkelerle sıkı ve düzgün siyasi, iktisadi, kültürel birliktelikler ihdas edip geliştirilirse ülke sınırların güvenliğini de artırır, sınırlara duvar örme ihtiyacı (ve ayıbı) kalmaz. Komşu ülke ile düşman olan devletler-hükümetler güçlü emperyalist devlerden birine sığınmak veya onların istekleri doğrultuda siyaset gütmek zorundadırlar.

Sınırdaş ülkeye siyasetini dayatmak için sınırdaş olmayan ülkelerle işbirliğini geliştirip sınırdaş ülkeyi sıkıştırmak siyaset değil şark kurnazlığıdır. Böyle siyaset güden ülke sınırdaşını başka rakip gücün kucağına iter. Sınırdaş ülkeyle adil ve mesafeli siyaset daimi ve netice vericidir. Şu da unutulmamalıdır her ülke komşusuna karşı kendini korumak ihtiyacını duyar, hele tarihte eğer aynı devlet çatısı altında yaşamışsa bu durum daha bir önem kazanır, Türkiye bu hususta çok dikkatli adımlar atmak durumundadır, komşuların kahir ekseriyeti geçmişte Osmanlı toprakları idi. Ama artık bağımsız(!) devletlerdir.

Türkiye bu gerçekleri göz önüne alarak siyasetini gütmeli.

 

Siyasi İşleyiş Tarzı

Dünyada tek bir idare biçimini kabul ederek dünyanın idaresi mümkün değildir. Küreselleşen dünyada böyle bir anlayış ve işleyiş var. Tek tip dünya nizamı fıtrata, tarihi birikime ve coğrafik farklılıklara aykırıdır. Aykırı olduğu için de kargaşalar ve savaşlar bitmiyor. Dünya umum gidişatı hesaba katılır, fakat kendi ülkesinin ayrıcalıkları ve farklılıkları da unutulmaz.

Toplumlar zaman zaman sapma gösterebilir veya miadı dolmuş alışkanlıklara saplanıp kalabilir. Hükümetler bu konuda toplumların önünü açmak onlara yeni yol-yöntemler göstermekle de mükelleftirler. Hükümetler vazifelerini ifa ederken, kurum-kuruluşları çağın gereklerine göre yenilemelidirler. İşte bu yenilemede süregelen anlayış, işleyiş hesaba katılmalıdır.

Yenilenme adı altında süregelenin tamamen dışına çıkar ve topluma yabancı ve başka toplumlar için önerilen ve uygulanan prensipler merkeze alınıp icraata konulursa toplum ile erk sahiplerin arası açılır. Hükümet bu sefer toplumdan kopar ve öykünmeye başladığı devlet, anlayış ve icraatına sığınır. Böyle durumlarda toplum, hükümeti/erk sahiplerini, kurum ve kuruluşları yabancı hatta işgalci gibi görmeye başlar. Halk-hükümet zıtlaşması başlar. Erk sahipleri bu sefer baskı uygulamaya başlar, toplumu/ahaliyi sıkıştırır zorla kabul ettirir isteklerini. Bu mecburi zorlamalar sonucu erke yaslanan yeni bir zümre peyda olur, bu zümre devletin imkanlarını kullanarak toplumu yeni anlayışa göre dizayn eder, böylece yeni bir imtiyazlı grup doğar. Bu imtiyazlı sınıf devlet erkini de arkasına alarak ülkenin köşe başlarını ele geçirir. Halka dayanma ihtiyacını da duymaz. İktisadi, siyasi, kültürel, sanatsal tüm alanları istedikleri gibi organize eder ve istediği şekilde yönlendirir. Artık hükümetler halka değil bu yeni imtiyazlı sınıfa göre tavır alırlar. Bu imtiyazlı sınıf gittikçe güçlenir, ülkenin gerçek sahibiymiş gibi davranma mevkiine gelir/getirilir.

Beynelmilel teslimiyete razı olmayan çevreler zaman zaman seslerini yükseltir, bazı zamanlar, organize olup iktidara doğru yürür, kimi yerlerde kısmî de olsa iktidar olurlar. Bu hal, İbn Haldun nazariyesine göre "asabiyet sahibi" bu yeni anlayış, dünya gerçekleriyle, dünya nimetleriyle gerçek manada karşılaşırlar. Bir kısmı o şatafatlı dünya içinde erir gider. Bir kısmı direnir ve sonunda pes eder, az bir kısmı da hayat tarzını sürdürür. Lakin bu azın azı olanlar kaale alınmazlar. Haklılıkları teslim edilse bile yanına yöresine kimse uğramaz nisyana terk edilirler. Sezai Karakoç'un "Masal Şiiri"nde olduğu gibi kendileri gömülür giderler. Arkalarında mersiyeler dizilir, nutuklar iradedilir, tezleri ve yaşantıları hakkında doktoralar yapılır. Bir nevi yeni anlayış içinde bazıların geçim kaynağı oluverirler.

Konuyla ilgili fakihlerimiz de kafa yormuşlar. Toplum-hükmet ilişkisi neticede bir hayat tarzını içerir ve bu bir hukuka dayanır. Fakihlerin ideal önerileri çoğu zaman hayata tatbikleri güçleşir. Mesela İmam Maverdî, idarecinin/devlet başkanının vazifelerini yedi madde halinde sıralar ve şöyle der:

1-İslam'ı himaye ve İslam kanunlarıyla hükmetmek.

2-İslam'a ve Müslümanlara saldırıların her türlüsünü önlemek.

3-Memlekete adaleti (İslam adaletini) hakim kılmak ve ülkeyi imar etmek.

4-Adil ve uygulanabilir bir vergi sistemini tesis etmek ve uygulamak.

5-Adaletin işleyişini hızlandırmak. Adaleti geciktirmemek.

6-İslam alimlerine (ilme) değer vermek. Onları korumak.

7-Vali ve hakimlerden seçip tayin ettiği zatların bütün bu işleri hakkıyla yapmaya muktedir, güvenilir ve adaletli kimselerden olmasına dikkat etmek.

Bkz. (Mâverdî, Yüce Hedefler Kitabı [Edebü'd- Dünya ve'd-Din], sh, 259 Büyüyen Ay yayınları, 3. baskı, Mart, 2018)

Devlet adamı/icracı hükümet yetkilisi, bir bakıma gelecek zamanlardaki devlet hayatının mimarıdır. Hem gelecekte devletin devamını sağlayacak hem de adaleti temin edecek. Ayrıca toplumu ayakta tutan tüm unsurlara işlerlik kazandıracak. Bu unsurlar; mimariden sanat edebiyata toplumsal düzenin işleyişini asan eyleyecek zarafet ve nezaketi de kapsayacak.

Bunların sağlanması için güvenliği sağlamak sadece hükümet işi ama toplumu hazırlamak ve ileriye doğru olumlu hamleler yapmaya hazırlamak devletten çok halkın işi. Kurum-kuruluşlarla toplum/halk ortak hareket edebilirse toplumun da hükümet/ devletin de önü açılır ve olumlu gelişmeler olur.

Olaylara hükümeti, erki önceleyerek bakmak ve toplumun isteklerini hesaba katmadan yapılan değerlendirmeler ve hükümet biçimleri ilk bakışta bir rahatlama bir düzen getirir, bir huzur ve güven ortamı oluşur, ama bu geçicidir.

Bunun kalıcı olabilmesi; hükümetler daima halkın/toplumun isteklerini takip ederek her an yeni ve toplum yapısına uygun ataklar yapmasını gerektirir. Bu hususta da bir tehlike var. Bir yerden sonra topluma teslim olmak anlamına gelir ki, toplumlar her zaman ve daima doğruluk üzere bulunmazlar. Toplumların topyekûn sapmaları olmazsa bile çoğunluk her zaman doğru karar veremez. Çünkü toplum modern dünyada zihin istilasına uğramış, sağlam düşünemez hale gelmiş/getirilmiştir.

Aslına bakılırsa idare biçimlerinin, topluma/halka bakışlarıyla çok yakından alakalıdır. Yani seçeceğiniz idare biçimi -buna egemenliğin işleyiş tarzı demek de mümkün- sayılanların ana merkezini teşkil eder. Halk/ahali/ toplum- vatandaş- millet... bunlar ile erki işletenler arasındaki işlerlik bağlı, bulunduğunuz sistem/rejim ile birebir irtibatlıdır.

Modern dünyanın kutsadığı çağdaş demokrasi ile halk-idareci arasında sağlıklı bir işleyiş ve diyalog mümkün değildir. Temsili demokrasilerde, bir zümre/seçilen vekiller halk namına idareyi deruhte eder. Meclis kendi içinden bir hükümet çıkarır, hükümet meclise karşı sorumludur, meclis de halkın meclisi olduğu için dolaylı bir biçimde halka karşı sorumlu olmuş olur. Ama ana dayanağı yine kendileridir, insanî zaaflar taşıyan biri veya bir zümre  insanları doğru biçimde idare etmeleri ne kadar doğru ve sağlıklıdır. Krallıklar, başkanlık veya yarı başkanlık sistemleri de bundan farklı değildir. Ferdi yok sayıp devleti kutsayan sosyalist devlet yapılanmaları da insanın adil yönetilmesi için fayda sağlamamıştır tarih boyu.

Burada insanı dolayısıyla toplumu tanımak ve ona göre bir idare biçimini tercih etme ihtiyacı doğar. İnsan kendisini ne kadar tanıyabilir. Rabbını tanımayan kendini de tanıyamaz.

Topluluk - hükümet/devlet işleyişinde iki şey çok önemlidir:

Birincisi insanları idare ederken dayandığınız ana unsur. Yani kanun ve nizamın ana belirleyicisi. Bize göre bu insanı yaratan onu iyi tanır o da yüce Allah'tır. Ana belirleyici İLAHÎ kanunlar olmalıdır. En temel ilke tevhidi zedelememektir. Tevhid dairesi dışına çıkan toplum-hükümet/ devlet ilişkisi geçici rahatlama sağlar, kalıcı barışı temin edemez. Yani mer'i işleyiş şer-i şerife muğayyer olamaz.

İkincisi idare halk içindir, toplumu hesaba katmadan idare etmek mümkün değildir. Halkı yok sayarak idare mümkün değildir. İnsanı, toplumu, coğrafyayı, tarihi serüveni tanımadan idare keyfiliğe dönüşür. Keyfilik adalete en büyük engeldir, onun için kanun/nizam gereklidir.

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

Hükümet - Toplum İlişkisi - 4
(30 Temmuz 2022, Cumartesi) Cema­atler...
Gergin Ruh Hali Yaşayan İnsanların Ahvali
(6 Temmuz 2022, Çarşamba) Beniâdem h...
Hükümet - Toplum İlişkisi - 3
(17 Haziran 2022, Cuma) Sivil Toplum Ku...
Hükümet - Toplum İlişkisi - 2
(28 Mayıs 2022, Cumartesi) Jeopolitik...
Hükümet - Toplum İlişkisi - 1
(12 Mayıs 2022, Perşembe) Hükümet, ...
Dünyanın Düzeni ve İnsanların Huzuru
(8 Nisan 2022, Cuma) Bilinmesi lazım k...
Orucu Bayrama, Bayramı Hayata Katalım
(2 Mayıs 2022, Pazar) Mübarek Ramazan...
Akıl - Gazap -Adalet- Hikmet- Ahlak ... İlişkileri
(1 Nisan 2022, Cuma) İnsan vücudunda ...

Kimler Sitede

Şu anda 16 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 610
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 4341238
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >