Adaleti İkame Etmek PDF Yazdır e-Posta

(2 Mayıs 2021, Pazar)

Adalet; İnsanlar arasında hakkı koruyup eziyet ve zulüm olgularını kaldırma işi, hakkaniyet, orta yol, istikamet, eş, benzer, misil, bir şeyin karşılığı, gerçeğe uygun hükmetme, doğru yolu izleme, takvaya yönelme, dürüstlük, tarafsızlık uyum, ahenk, vasat... anlamlarına gelir.

Arapça adalet (adl): Bir nesneyi mahalline vaz' etmek ki zulmün mukabilidir. Eşitlik, fidye, bir nesneye mu'âdil olandır. Şol kimsedir ki veznde ve kadrda sana berâber ola. İki nesnenin mâ-beyninberaber kılmağa dahi derler. Te'dil: Bir nesneyi doğrultmak. İtidal: Doğrulmak. (Vankulu Lügati)

Tdk: Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması, türe. Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme. Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme, doğruluk.

Kavramlar zıtlarıyla daha iyi anlaşılırlar. Adaletin zıddı da zulümdür. Zulüm (arapça) Bir kimseye ta'addî etmek. Ve bunun aslı bir nesneyi mahalline vaz' etmeyip gayrı yere vaz' etmektir. Kurttan koyun gütmeği talebayn-ı zulmdur. Mayalandığı halde yoğurt olmadan içilen süt. [ez-zalâm] Evvelü'l-leyl manâsına. [Zalm] Deveyi bilâ-maraz boğazlamak. (Vankulu) Zulüm, bir şeyi ona bağlı olmayan yere koyma, belirlenmiş sınırları çiğneme, haktan bâtıla sapma, kendi hak alanının dışına çıkıp başkasını zarara sokma, rızasını almadan birinin mülkü üzerinde tasarrufta bulunma, zorbalık, özellikle de güç ve otorite sahiplerinin sergilediği haksız ve adaletsiz uygulama, kısaca bir şeyi yaratılış gayesinin dışına çıkması - çıkarılması demektir.

Adalet de zulmün zıddı olan şeylerdir.

 

Kınalızade Ali Çelebi "Ahlâk-ı Alâî"de adalet için: "Eşref-i fezayil ve a'lâ-i hasâyildir" (faziletlerin en şereflisi ve hasletlerin / huyların en yücesidir), der. Ona göre hakiki adalet: "Kuvâ- yı nefsânîi'tidâl üzere mazbut ve evzâ'u harekâtı halvet ü celvetnehc-i akl u şer' üzere olmağa merbûttur' (nefsanî kuvvetlerin itidal üzere mazbut (sağlam durmaları) azaların da - gizli aşikâr - akla ve şeriata bağlı kalmalarıdır). Ali Efendi: "Adalet eşitlikten ibarettir. Eşitlik ise, beraberliktir, hakikatte bir şey bir şeyle ya kemiyette ya keyfiyette ya başka bir sıfatta bir olmaktır." Ona göre adalet vasattır. Vasat olan her ne ise o adalet üzeredir. Vasatın aslı da fıtrat üzere kalmaktır.

Ali Efendi'ye göre adalet üç şeyde olur; "1-Mal ve makam- mevkii taksiminde olur. 2-Muamelat, alışveriş, takas, rehin icare gibi hususlarda olur. 3-Tediplerde, hadlerin uygulanmasında, kısaslarda, tazir cezalarında, siyasetlerde vb. yerlerde olur."

Bunları çoğaltmak mümkün.

Fıtratını korumak, onları zararlı unsurlardan muhafaza etmektir, bu da belli bir güce sahip olmayı gerektirir.

Adalet veya zulüm kişinin özünden başlar kainatla ilişkilere kadar uzanır. Biraz daha ilerletirsek kul ile Allah ilişkisine ve oradan ahirete kadar uzar.

 

İnsanın Nefsine ve Ailesine Karşı Adaleti

İnsanın kendi nefsini / özünü muhafaza etmesi, nefsin istek ve arzularına gem vurabilecek iradeye / güce sahip olmasıyla olabilecek bir durumdur. Nefsin isteklerini yerine getirmek adalet değildir. Adalet -insanın kendi özü için- nefis mücadelesinde fıtratını muhafaza etmek ve Allah istediği bir kul olabilmektir. Özüne karşı dürüst ve hakkaniyetli davranabilmektir. Kendini kayırmamak, zaaf ve meziyetlerini bilerek hareket etmek.

Kişinin aile efradına sahip olması, onların yaratılış gayesi üzere yürümelerini temin etmesi iyi bir aile ortamın oluşmasına ebeveynin vazifelerini bihakkın ifa etmesine bağlıdır. Buna rağmen fıtratı bozan ve şer-i şerifin dışına çıkan birileri olursa aile içinde aile reisi ona İslam'a uygun bir tavır takınması gerekir bu da o kişinin dirayetine ve yapabilirlik gücüne bağlıdır. Burada da aile reisinin gücü gerekli.

 

Mal ve Makam-Mevkii Taksiminde Adalet

Malda adaletin sağlanması birinci derecede elde edilen malın neye göre elde edilmesi ve neye göre taksimatının yapılmasına bağlıdır. Ticari alışverişlerde adaleti sağlamak için iyi bir ticari ahlakın ve ahkamın oluşmasına bağlıdır. Alışverişte, kiracılıkta, icarede, rehinlerde, takaslarda, miras taksiminde vs. tarafeyn hak ve hukuka riayet etmezlerse orada adalet meriyete geçmez. Ticari ahlaka ve ahkama riayet edilmediği zaman devreye adil olmayan bir gücün girmesi muhtemeldir. İlk önce oluşabilecek zulümlerin/ haksızlıkların, adaletsizliklerin önlemesi gerekecektir. O güç iktisadi düzeni sağlamakla görevli bir erk sahibi olmalıdır ki düzeni sağlasın ve ticari adaleti temin edebilsin.

İktisadi hayat düzgün olmazsa, piyasada adalet sağlanamaz. Bugün dünyada adil bir iktisattan, ticari adaletten bahsetmek mümkün müdür? Çokuluslu şirketlerin dünya iktisadiyatını tekeline aldığı yerküremizde, gelir dağılımın adaletinden nasıl söz edilebilir? Türkiye'de de durum farklı değildir.

 

Tediplerde, Hadlerin Uygulanmasında, Kısaslarda, Tazir Cezalarında, Siyasetlerde Adaletin Sağlanması

Cezalarda, tedipte, kısasta, sürgünde vs. adaletin tesisi önce sağlanmalı sonra bu adil işleyişi bozan saikler ortadan kaldırılmalıdır. Devlet yapılanması, işleyişi adalete dayanmıyorsa orada zulüm işliyor demektir. Devletin organları -kurum ve kuruluşları- fıtrata, vasata, ahlaka, akla dayanmıyorsa, orada adalet kaim kılınamaz. Erk sahiplerinden önce işleyişin dayandığı temel sağlam olmalıdır. Dayanak sağlam değilse adalet yamalı bohça olur.

Dünyada geçerli olan uluslararası hukuk hakkaniyetten, fıtrattan uzaktır, güce ve belli ülkelerin menfaatlerine dayanır. Gerek uluslararası ticari hukuk gerek medeni hukuk İslam anlayışıyla savaş halindedir. İlahi vasfını yitirmiş bir adalet sisteminden ve hak-hukuk anlayışından nasıl emin olunabilir?

Osmanlı döneminde başlayıp günümüze değin uzanan "Anayasal Hareketler" toplum ihtiyacından doğmamıştır. Hep dış baskının tesiriyle yapılagelmiştir. Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, Birinci Meşrutiyet ilanı, İkinci Meşrutiyet ilanı, 1921, 1960, 1980 anayasaları hep dışın tesiriyle olmuştur. Bugün de yapılmaya çalışılan yeni anayasa değişikliği de bu kaygılarla yapılmak istenmektedir. Yapıp bozma yasalarla toplumu idare etmek ancak bu kadar olur.

Türkiye devleti, cumhuriyetin ilanıyla Batı medeniyet dairesine dahil olmuş bir ülkedir. Ana eksen Batı hukuk sistemi - sistemleridir. İslamlık ara boşluklardan yararlanarak kendine bir alan açmak istemektedir. Ama halk genelde İslam düşünüş ve yaşayışını benimsemiştir ve mensubu olduğu İslamlık dairesinde bir hayat sürmek istemektedir. Lakin meri işleyiş, İslam kurallarına göre değildir. Dolayısıyla İslam ahkamına göre tam adalet beklemek fazla iyimserliktir.

Mesela aile hukuku ile ilgili mevzuat, nafakadan boşanmaya, miras taksiminden mal-mülkün vakfedilmesine, kişilerin inisiyatifine ve vicdanlarına bırakmaktan başka çıkış yolu yoktur. Yani meri işleyişte bahsi geçen hususlarda Müslümanca bir işleyişi herhangi bir güçle düzeltmek, gayr-i adil işleyişi düzeltip zulmü ve haksızlığı bertaraf etmek mümkün değildir. Bu hususta mahza adalet beklemek imkanına sahip değiliz.

Her bir devlet kurumu, kendi ilgi alanında adaleti tesis etmek ve sağlanan adaleti muhafaza etmekle mükelleftir. Önce kurumların dayandığı temel esaslar sağlam olmalı, akla, ahlaka, fıtrata, müsavata, vasata uygun olmalıdır. Eğer kurumların dayandığı temel esaslar fıtrata uygun değilse o zamana zulüm üreten mekanizmalar haline gelir.

Temeli hakka, fıtrata, müsavata, ahenge, ahlaka dayanmayan kurumlarda kişinin -kurum işleticisinin- inisiyatifi ve vicdanı daha çok belirleyici olur. Yani vicdanı daha öne çıkar.

Onun için devletin iç işleyişinde erki elinde bulunduranlardan önce erkin dayanaklarını iyice anlamalıyız. Fıtrata, İslam ahlakına savaş açmış bir anlayışla hazırlanan hukuki düzenlemelerden hakiki manada adalet beklenemez. Buna rağmen görece adalet sağlanabilir.

 

Adaleti İcra Edicilerin Dikkat Etmesi Gerekenler

Adaleti tesis etmekle adaleti icra etmeyi birbirinden ayırmamız lazım gelir.

Mevcut meri sistemde adaleti tam yürütmeye kalkışmak belki de yürürlükteki mevzuatla boğuşmayı da gerektirebilir. Müslüman bir halkı gayr-i İslami kanunla idare etmek oldukça zor.

Mevcut meri hukukta da bazı uygun ve güzel işler yapılabilir. Burada adaleti icra edecek olanların dikkat etmesi gereken hususlar olabilir, olmalıdır.

> En başta erki ellerinde tutanlar; işi ehline tevdi etmelidirler.

> Makam- mevki dağıtımında eşit davranmalıdırlar.

> Taraf tutmamalıdırlar.

> Adalet camiasını baskı altına almamalıdırlar.

> Hakim ve savcılar, mümkün mertebe vicdanların sesine kulak vermelidirler.

> İktidarı memnun etmek için karar vermemelidirler.

> Karar verirken kendinden olanı asla kayırmamalıdırlar. Hak kimin ise ona vermelidirler.

> Mevzuata da boğulmamalıdırlar, meri hukukun açmazlarının farkına varıp ona göre çare arama yollarına başvurmalıdırlar.

> Toplumun değer yargılarına ve toplumsal dokunun hassasiyetlerine dikkat etmelidirler.

> Aldıkları kararların birilerinin hayatına etki ettiklerini asla unutmamalıdırlar.

> Makamlarını istismar etmemelidirler, orayı rant kapısına çevirmemelidirler.

 

Adalet Güvenlik İlişkisi

Güvenlik sağlanmadan adalet tesis edilemez. İslam'ın insanlıktan istediği beş esas- Nefsin (canın) korunması, Aklın korunması, Dinin korunması, Neslin korunması, Malın korunmasıdır. Bunlar güvence altına alınmadan kişilerin normal bir hayat sürmeleri, adil bir ortamın oluşması mümkün olamaz.

Can Güvenliği

Güvenliği sağlamak güçle imkan haline gelir. Can güvenliği olmayan bir yerde adaletten söz etmek gülünçtür. Bugün dünyamızda can güvenliğinden emin miyiz? Belli ülkelerde can güvenliği görece sağlanmış olabilir o da ne kadar ve nereye kadar. Her bir ülkenin içinde de can güvenliği tam sağlanamamıştır. En güvenli ülke addedilen ABD'de son olaylarda can güvenliğinin nasıl sağlandığına şahit olduk (.!) Irkçılığın zirve yaptığı dünyamızda kim can güvenliği vardır diyebilir. Küresel güçler, dünyanın her yerine tahakküm ediyorlar, insanları yok yere öldürüyorlar. Yeraltı ve yerüstü zenginliklerine el koymak istiyorlar, buna direnen kim varsa acımasızca katlediyorlar. Bunun zıddı da mevcut yok yere birini öldürene kısas uygulamayı da kerih görüyorlar. Eğer Müslüman iseniz ve kendi sınırlarınız içinde olan zenginliklere sahip çıkıyorsanız size hayat hakkı yok. Halbuki yüce Allah şöyle buyuruyor; "Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap'ta) şunu yazdık: 'Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resullerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir." (Maide, 32) hak edeni öldürmek suç, hak etmeyeni öldürmek yerine göre gerekli hale gelmiş bir dünyada can güvenliğini hangi sistem sağlayabilir.

 

Mal Güvenliği

Mal güvenliği, kapitalist ve sosyalist düşünce ve dünya görüşü arasında sıkışan, ikisinden birini tercihten başka hayat hakkı tanınmayan bir dünyada kim adil bir ekonomik işleyişten dem vurabilir. Mal güvenliği, serbest piyasa ve kapitalist işleyişe malzeme edilmemelidir. Kâr haddi yoktur deyip işin içinden çıkamayız. Devlet ihtiyaç duyarsa piyasayı kontrol edebilir. Mal güvenliği anamalcılığa dönüşmemelidir. İslam iktisadının öngördüğü bir uygulamadan bahs edilemez. Kapitalist dünya, mal güvenliğini yanlış yorumlayarak, yanlış konumlandırarak kurduğu iktisadi kurum-kuruluşların tümü tekelleşmeye yöneliktir. Alınteri sömürülerek elde edilen malın güvencesi adı altında haksız kazançlar elde etmenin kendisi olmuştur. Bugün harama buluşmayan mal etme çok imkan dahilinde değildir. Haram ile elde edilen malın güvenliği gene haram yollarla sağlanmaya çalışılıyor. Tröstlerin malı güvende lakin küçük esnaf malının güvencesi yoktur. Bir gecede tüm mal varlıkları elden çıkabilir. Kurulan beynelmilel iktisadi kurum-kuruluşlar sermayenin belli ellerde toplanmasına yöneliktir.

 

Din Güvenliği

Din güvenliği içerisine fikir ve vicdan hürriyeti de girer. Dinin korunması mevcut ahvalde nasıl sağlanabilir. Din güvenliği dinin emir ve yasaklarını yaşayabilecek bir ortamın oluşmasına bağlıdır. Toplumsal yapı bunu sağlamalıdır. Hukuki düzenlemelerin dinin esaslarına ters düşmemelidir. Ana eksen olan kanun ve nizamlar din dışılığını teşvik ediyorsa böylesi bir ortamda dinin güvenliğinden söz edilemez. Türkiye halkı Müslümandır, dinine uygun yaşamak ister ama önüne yasal düzenlemeler set çeker. Laiklik ile din güvenliğinin sağlanması mümkün değildir. Din ile devlet işlerini birbirinden ayırmak Müslümanlık için söz konusu olamaz.

Hıristiyan dünya için bu mümkün olabilir, onlar önce dini tahrif ettiler sonra tahrif edilen dine uygun bir düzenleme yaptılar. Bizde bu olamaz, çünkü ilahi kitap Kur'an bozulmadan elimizde duruyor, Kur'an'ın canlı örneği olan sahih sünnet elimizde, yüzyılladır uygulanmış bir tecrübe ve birikim var bütün bunlar yok sayılarak nevzuhur olan laikliğe sarılarak meseleleri çözmeye kalkışmak çok zor. Cumhuriyetin ilanıyla sanki yeni bir toplum oluşmuş, uzaydan insanlar gelmişler- getirilmişler bu yeni tip sıfır kilometre insanlara biz yeni bir kimlik biçerek yol almaya çalıştık. Tarih sahnesine İslamî kimlikle çıkmış, İslam adına devlet kurmuş, medeniyet inşa etmiş, bu medeniyetin temsilciliğini yapmış, bu medeniyet adına savaşmış, imarlar yapmış bir geçmişi sıfırlamak ve ardından tahrif edilmiş hıristiyan anlayışına dayalı medeniyet dairesine gir ve kendi medeniyetine savaş aç sonra dön laiklik diye bir oluşu önümüze sür ve bununla din hürriyetini, din güvenliğini sağlamaya çalış.

Ayrıca beynelmilel işleyiş İslam dini hesaba katmadan işliyor. İslam dışı anlayışlar biraraya gelerek bir oluşum oluşturmuşlar, buna dünya nizamı demişler ve biz Müslümanlara da diyorlar ki; dininizi bu anlayışa uydurun. İşleyişimize zararı olmayan bir din haline İslam'ı getirin. Böyle bir dünyada Müslümanlar açısından nasıl din güvenliği vardır denilebilir.

 

Neslin Korunması (Nesil Güvenliği)

Fertleri bozulmuş, aile bağı parçalanmış, sarhoşluk, zina, kumar devlet eliyle ve devletin yayın organlarıyla teşvik edilir hale gelmiştir. Böyle bir ortamda kim kime hangi vasıta ile neslin korunmasından bahsedebilir.

Neslin korunması, bir devlet politikası olmalıdır. Kişiler, aileler, cemaatler nesli bir yere kadar koruyabilir, bunların imkanları ve gücü bir yere kadar geçerlidir. Türkiye Cumhuriyeti, özgürlüğü yanlış ve eksik anlayarak, uygulayarak hürriyet adına, neslin bozulması için ortamlar hazırlamıştır. İslam'ın neslin korunması için haram saydığı, sakınması gereken ne varsa hepsini serbest bırakmış, serbest bırakmakla kalmamış neslin bozulmasının en belirgin olan zinayı suç olmaktan çıkarmıştır. Kadın- erkek iş ilişkilerinde, sosyal hayatta içiçe girmelerini teşvik etmiş, adeta zorlayarak onları nefisleriyle başbaşa bırakmıştır. Ateş ile barutu yanyana getirmiş kibriti de çakmış sonra da yangın çıkmasın diyor. Halbuki yüce Rabbimiz, "Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur." (İsra, 32) buyuruyor. Mevcut mer'i işleyiş bu ilahi buyruğun zıddına zinaya yaklaşmanın bütün yollarını açıyor. Gayr-i meşru ilişkiler normalleşmiş durumda.

Fertlerden başlayıp, aileye, topluma ve devlet yönetime değin bütün yapılanmalarda zinaya yaklaşmamayı temel ilke haline getirmeliyiz. Bu bir devlet politikası haline gelmeli, ilk okuldan üniversiteye tüm öğretim - eğitim kurumlarında mahremiyet kuralları öğretilmeli. Devlet kademelerinde ve sosyal alanda kadının sosyal hakları korunarak ve kadın - erkek çalışmaları zinaya yaklaşmama üzerine bina edilmeli. Kadının onuru kadının fıtratına uygun bir şekilde korunmalı, kadını erkekleştirerek kadın hakları savunulamaz. Kadının birinci vazifesi anneliktir, anneliği tahfif edecek her türlü söylem ve eylemden kaçınmalıdır. Bilhassa filim ve dizilerde buna dikkat edilmelidir. Müslüman aileler devletin yanlışlarına pirim vermemelidir. İzleyecekleri film ve dizilere, TV programlarına dikkat etmelidirler. Düşük ahlaklı ve zinayı meşrulaştırıcı olanlarında kaçınmalıdır. Devlet bu hususta vazifesini yapmıyorsa ki yaptığı söylenemez, biz Müslümanlar olarak ailemize sahip çıkmalıyız.

 

Aklın Korunması(Akıl Güvenliği)

Aklın korunması için önce aklın doğru anlaşılması gerekir. Akıl sağlığı için göz ve bakış sağlığına da ihtiyaç vardır.

Bakıp gerçeği göremeyenler, gerçeği görmemek için gözlerini kapatanlar, gözleri gördüğü halde görmezden gelerek kendilerini avutanlar, gören gözlerden rahatsızlık duyanlar, gerçeği görenlerden ve hakikati idrak edenlerden rahatsız olurlar. Bunlar akıl yürütme biçimleri ile görmek arasındaki ilişkiyi de görmek istemeyenlerdir. Dilin, sözün, konuşmanın da akıl sağlığı üzerinde etkisi vardır. Akıl sağlımız bizimle de sınırlı değildir. Toplumun akıl sağlıyla, devletin akıl yürütme biçimiyle de ilgisi vardır. Devlet, akıl güvenliğini sağlar. Toplum, mahalleli ile birlikte salihler zümresini oluşturmak için akıl sağlığı ortamını hazırlar. Aile, akıl sağlığı için çocuklarını küçük yaştan itibaren yetiştirir, onları kontrol altında tutarak daima iyiliği, ahlâklı oluşu öğütler ve alt yapısını oluşturur. Akıl sağılığının inşasının temelini aile atar.

Aklı gölgeleyen şeyler revaç bulmuş, devlet eliyle sarhoşluk veren şeyler üretilir olmuş, her türlü yayın organlarıyla çok önemli ve gerekli bir şeymiş gibi kabul görmüş bir ortamda aklı nasıl muhafaza edebiliriz. Akıl sağlığı sadece uyuşturucu ile tahrip edilmiyor, gençliğin sorumsuzluğu, anne-babaya karşı saygısızlığı, ruhi bunalımları, tatmin olamayışları da akıl sağlığının muhafaza edilemeyişindendir. Dinden uzaklaşmayı, namaz kılmamayı, oruç tutmamayı, dini değerleri hafife almayı küçümsemek, problem değilmiş gibi görmek veya öyle davranmak, toplumun dengesini bozar ve akıl sağlığına zarar verir.

 

Adaletin Sağlanması

Adaletin sağlanması büyük bir iştir ve topyekûn bir seferberlik gerektirir. Bütün yükü adli makamlara, anayasa ve yasalara yüklemek onlardan bunun düzeltilmesini beklemek akla ziyandır. Bu hususta yargıya her şeyi havale etmek ve yargı bağımsızlığı adı altında toplumun bütün katmanlarını onların insafına terk etmek, hem onlara kaldıramayacağı bir yük yüklemiş oluruz, hem de o camiayı yeni bir problem yumağı haline getiririz. Kuvvet ayrılığı bağımsız birer devlet haline dönüşebilirler. Kuvvetlerin kendi alanlarında müstakil olmaları alanların açık tesbit edilmesiyle değer kazanır ve fayda sağlar. Bu da diğer devlet organlarıyla uyumlu ve ahenk içine olmalıdır. Yoksa her kurum kendini küçük devlet görmeye başlar. Her kurum gibi yargı da kendi işine odaklanır ve gereği ne ise onu icra eder, o kadar, daha ileri götürüp yargı devlet içinde bir devlete dönüştürmek düzeni nizamı sağlayamaz, sağlayamadığı gibi kendisi problem haline gelir.

Devlet organları ortak ve birlikte hareket ederler. Devlet tek elden idare edilir, kurumlar kendi aralarında istişare ederek birbirlerine yardımcı olarak vazifelerini icra ederler. Üst birlik sağlanır ve her kurumun ilgi ve yetki alanları açık ve sarih olarak belirlenir, böyle olursa yargı bağımsızlığını ne olduğu daha belirginleşir. Muğlaklık yargı camiasının inisiyatifini artırır, kendi sınırlarını aşarak devletin sahibi gibi davranmaya başlar.

 

Sözü tekrar Kınalızade'ye bırakalım.

Dâyire-i Adliyye

 

Adldir mûcib-i salah-ı cihan

Cihân bir bağdır dîvârı devlet

Devletin nâzımı şeri'attır

Mülk zabt eylemez illâ leşker

Leşkeri cem' edemez illâ mâl

Mâlı kesb eyleyen ra'iyyettir

Ra'iyyeti kul eder padişâh-ı âleme adl

 

Umarın bazıları bundan padişahlık savunduğumu çıkarmazlar.

 

Kâzım Sağlam

03.02.2021

NOT: Bu makale,- tekrar gözden geçirilerek-Medeniyet Bülteni, Nisan, 2021, sayı 55'te yayınlanmıştı.

 

 

 

 

 

 

 

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

Afganistan
(4 Eylül 2021, Cumartesi) Taliban Afga...
15 Temmuz / Öznesiz Eylem
(15 Temmuz 2021, Perşembe) 15 Temmuza ...
Sadr (Sine, Göğüs) - 2
(26 Haziran 2021, Cumartesi) Nisa sures...
Sadr (Sine, Göğüs) - 1
(19 Haziran 2021, Cumartesi) Sadr; bir ...
Tenzil - Tefsir - Tevil
(12 Haziran 2021, Cumartesi) Tenzil N...
Makamatu'l-Kulub
(4 Haziran 2021, Cuma) Şeyh muhakkik E...
Saldırı Ahlakı
(20 Mayıs 2021, Perşembe) Rahmetli Nu...
İsrail Küstahlığının Sebepleri
(11 Mayıs 2021, Salı) Batı emperyali...

Kimler Sitede

Şu anda 21 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 590
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 4051771
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >