Gelecek Tasavvurumuz PDF Yazdır e-Posta

(16 Nisan 2021, Cuma)

Gelecek

Gelecek; (Zaman olarak) içinde bulunulan andan sonraki an, henüz yaşanmamış. İleride olması, gerçekleşmesi beklenen. Bir kişinin ilerideki yaşantısı; istikbal. Daha sonra yaşayacak olan kuşaklar; yeni nesiller. Gelmesi beklenen, gelişinin geleceği düşünülen ne varsa o.

Gelecek: Zaman bildiren bir kavram. Biz zamanı bölümlere bölerek anlamlandırırız. Asır, yıl, ay, hafta, gün, öğle, ikindi, akşam, yatsı, sabah, kuşluk, saat, dakika, saniye salise vb. Bazen de zihinlere yerleşen bir olayı merkeze koyarak zamanı belirleriz; Fil vakası, İstanbul'un fethi, Cihan harbi vs

Gelecekçilik: Yirminci yüzyılın başlarında İtalya'daki baş döndürücü atılımın ürünü olarak ortaya çıkan, geçmişi, gelenekleri, eski alışkanlıkları, ahlakı reddederek hızı, makineleşmeyi, modern hayatın canlılığını ve bunlardan kaynaklanan macera dolu sevgileri, saldırgan duyguları, şiddet gösterilerini yücelten sanatçı ve edebiyat akımı; fütürizm.

 

Tasavvur

Tasavvur Tdk: zihinde canlandırmak, göz önüne getirmek. Bir şeyi zihinde biçimlendirmek, kurmak, göz önüne getirmek, hayal etmek. Amaç, düşünce, niyet, maksat, plan. Aslı Arapça (????) kökünden türeme bir kelime; şekil verme, resmini yapma, fotoğrafını çekme, teferruatıyla anlatma. Tesavvere ( ?????????) sigasıyla kullanıldığında; zihninde şeklini hatırlama. Süratli olma; bir nesneyi fikretme, meyl etme, hızlandırma, tasdik etme. Bir şeyi zihinde şekillendirmek. Tasarlamak.

Tasavvur; düşüncenin şekil alışı, bir kalıba döküşü/dökülüşü, şahsiyet sahibi oluş, görünür olma arzusu ve isteği, istikamet belirleme isteği...

Bu iki kavramı yanyana kullanırsak yani "Gelecek Tasavvuru" dersek önümüzdeki zaman diliminde biz nasıl bir fikir yürütürüz, nasıl bir dünya düşünürüz, anlamı çıkar. Buna Müslümanlığı da ilave edersek -Müslümanın (Müslümanların ) Gelecek Tasavvuru- dersek, işler biraz daha belirginleşir, ama aynı zamanda da zorlaşır. Çünkü bütün Müslümanlar adına, insanlık adına bir hüküm belirtmiş oluruz, bir kanaat beyan etmiş oluruz.

Bu zor ve girift mesele önümüzde duruyor ve bütün İslam alemini dolayısıyla bütün insanlığı da ilgilendiriyor.

Demek ki bizim bir geleceğimiz var, bir de gelecek tasavvurumuz. Geleceğimizin nasıl şekil alacağı, nereye evirileceği, nasıl bir istikamet üzere cereyan edeceği tasavvurumuza bağlı.

Tasavvurumuzun oluşum süreci ne denli sağlıklı işler ve doğru bir neticeye varabilirse geleceğimiz de o oranda ümit verici olur.

Tasavvurumuzun oluşumu, temel inanç esaslarını, ilmi geleneği, iyi alışkanlıkları, ahlakı, toplumsal dayanışmayı, adanmışlığı, bugüne kadar gelen tecrübeleri dışarda tutarak şekillenirse fütürist olup çıkarız.

Biz zamanı dilimlere bölerek anlamaya çalışırız, lakin zaman kendi içinde bir çizgide akıp gidiyor, zamanlar birbirine ulanarak devam ediyor, bir kopukluk, bir inkıta yoktur zaman için. Yüce Allah'ın mevcudatı var ettiğinden beri zaman kesintisiz sürüyor, kıyamete kadar da devam edecek.

Bu yönüyle bakılınca gelecek tasavvuru, geçmişle birebir ilintili ve bağlantılıdır. Bugün düne yarın da bugüne merbuttur; bu, bize devamlılık sağlar. Geldiği yeri bilemeyen gideceği yeri de bilemez.

Müslüman olarak devamlılığımız İslamiliğimizi korumakla mümkündür, İslam dairesinden çıkmış bir zaman dilimi bizim için ziyana dönüşmüş demektir.

Bizim geçmişimiz; insanlık tarihinin geçmişidir, dayanağımız bugüne değin beniâdemin yapıp ettiklerinin cemicümlesidir. Son din sahibi olmak -Müslümanlık- bütün insanlık aleminin tüm geçmişini hesaba katarak anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmaktır. Geleceğimiz de böyle kapsamlı olmalıdır. Kur'an sadece Müslümanlara hitap eden ilahi bir buyruk değildir. Müslümanlar için bir hidayet rehberi, bütün insanlar için de - inansın inanmasın - sığınacakları ilahi bir adalet şemsiyesi. Böyle bakarsak Müslümanın geleceği, bu dünya ile de sınırlı değil, ahirete kadar uzanır. Yapıp ettiklerimize hem bu dünyada karşılıkları nedir neler olmalıdır, diye bakar ve değerlendiririz, hem de ahirette bize ne kazandırır ne kaybettirir diye bakar ve değerlendiririz. Onun için Müslümanın gelecek tasavvuruna, inanmayanın akıl erdirmesi biraz güç. Aslında bizim de ahireti inkar edenlerin kaygılarını ve endişelerini tam anlamamız da güç. Çünkü zihinleri ahiret inancına kapalı bir akıl yürütme biçimi ve bunun sonucu oluşan kural ve kaideler bütünü bizim için her zaman nakıstır. Hayat bu dünya diriliğinden ibaret değildir, asıl dirilik ahiret diriliğidir.

 

Tasavvur Oluşurken Dikkat Etmemiz Gerekenler

Hayal ile gerçeğin kesiştiği nokta tasavvurdur. Hayallerini hangi yol ve yöntemle gerçekleştirmek isteği, yeni bir kalıp ortaya çıkarır, o kalıba tasavvur demek mümkün, o kalıp hayatımıza yön verir.

Tasavvur imkanlarla, yapabilirlikle de irtibatlanmalıdır. Eğer yapabilirlik hesaba katılmadan bir şekillendirmeye gidilirse o zaman hayal olur, fikri bir ameliye olur. O da lazım.

 

Ati perestlik

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında mazi yok sayılarak bir ati oluşturulmak istendi. Kökünden kopuşla şekillenen yeni tasavvur, anlayış hayata tatbik edilince karşımıza ne olduğu belli olmayan, nereye evirileceği kestirilemeyen, hangi dünyada yer alacağı müphem bir oluşum çıktı.

Bu müphem ve muğlaklığı açmaya çalışanlar birkaç şekil, birkaç tarzda karşımıza çıktılar elan da çıkıyorlar.

Birinci tarz, şekil; geçmişi, geçmişe gömme isteği.

Böyle düşünenler işin kolayını bulmuş; topyekûn İslam dairesinden çıkmak. Eğer böyle yaparsak yani bizi bağlayan İslam düşünce biçiminden, anlayış ve yaşayış biçiminden koparsak rahatlarız, önümüz açılır, dünya insanlarıyla birlikte yürürüz. Bu anlayış devlete hakim oldu, kendisini var eden İslam dairesinden, medeniyetinden çıkıp batı medeniyetine dahil olunca geçmişi yeniden kurguladılar. Devlet buna karar kıldı lakin halk bunu benimseyemedi, devlet-millet çatışmaya başladı. Ama devlet bunda kararlıydı ve her ne pahasına olursa olsun bu anlayışı uygulamaya koydu.

.....

Tevfik Fikret'in Tarih-i Kadim'i buna örnek gösterebiliriz, hazret(!) şöyle buyurur;

 

İşte, der, insanoğlunun geçmiş hayatı bu.

Ve başlar bize maval okumaya.

Ninniler uydurup uyutur bizi

dedelerimizin derin boşluklar içinde, uzun,

zifiri karanlık hayatından.

Gösterir bize evvel zamanı,

tek doğru, en güzel örnek, der.

Bakarsın gelecek günlerin farkı yok geçen geceden.

Senin tarih dediğin işte budur,

alnında altı bin yıllık buruşuklar

ve bir o kadar da kuşku.

Başı geçmişe bir düşe değer,

sürünür ayağı bomboş bir geleceğe,

bir deri bir kemik,

ayakta zorla durur.

.....

 

Şiiri; geleceğe kilitlenmiş, geçmişin yükünden kurtulmanın neler kazandıracağını, tarihi birikiminden nasıl kurtulacağını haber veriyor. Bir medeniyet dairesinden çıkıp başka bir medeniyet dairesine geçişin bize kazandıracaklarını anlatıyor.

 

Modernist Müslümanlar

İkinci tarz şekil tavır, İslam dairesinde kalıp modern dünyaya özenen ve modern dünya verilerini esas kabul edip tüm değer yargılarını buna uydurmaya çalışma isteği.

Bu inanışa sahip olanlar, imanını ve Müslümanlığını devem ettirmek isteyip geçmişin yükünden hastalıklarından kurtulmak istiyorlar, en kolay ve kestirme yol; geçmişi yok sayarak bugünü ve yarını hesaba katarak yürümek istiyorlar. İştahları çok fazla, çabuk neticeye varmak istiyorlar. Bunun için İslam tarihi boyunca elde edilmiş tecrübe ve birikimleri bir çırpıda eleyerek yeni ve orijinal tasavvurlar, kalıplar bize takdim ediyorlar.

Bu ruh halini taşıyanların yapacağı ilk iş geçmiş birikimi değersizleştirmek olacak. Cesaret ve yeteneklerine göre geçmiş ilim geleneğinin hangisine savaş açacaklarını da belirliyorlar.

Yerine ve zamanına göre; irfana, fıkha, tefsire, hadise, kelama, geçmiş idare biçimlerimize... saldırıyorlar. Saldırı alanları geniş.

Geçmişe savaş açanların inanışları ve hayata bakışları farklı olabilir lakin ortak noktaları "geçmişin yükünden kurtulmak"tır.

Geleceğe kitlenenler, durmadan, dinlenmeden ileriye koşuyorlar, gayretleri ve çabaları çok fazla, çünkü yıkmaları gereken, yanlışa saplanmış koca bir mazi var. Koca mazinin enkazını temizlemek kolay değil bedel ister. İşte o bedeli bu yüce ruhlu(!) insanlar ancak ödeyebilir. Onlara göre geçmişi değerlendirme vakti geçmiştir, o enkazı yıkarak ancak kurtulmak mümkün.

 

Mazide Kalanlar

Üçüncü tarz, tavır; gök kubbe altında söylenmedik bir şey kalmamış, aradığımız her şey geçmişimizde var, yeniden keşfe çıkmanın anlamı yok. Açar bakarız eski alimlerimizin yapıp ettiklerine bize uygun olanı alırız iş biter. Bütün mesele geçmiş birikimimize vakıf olabilmektir. Ortaya çıkan yeni meseleler ise, modern dünyanın kendi meseleleridir, bununla vakit kaybetmenin anlamı da olmaz. Çünkü biz Müslümanca yaşarsak meseleler kendiliğinden çözülür. Bu anlayış, aile işleyişinden, şehirleşmeye kadar uzanır. Her yeni şey bidattır. Devlet idare biçimi de buna dahildir. Mesela derler ki, Hilafeti ihya ederiz meseleler çözülür. Hilafet bu devirde nasıl ihya edilir, olabilirliği var mıdır? Bu tür sorular sormak abesle iştigaldir, çünkü geçmişte hilafet ile idare edildiğimiz zaman dünyaya hakim idik. Onu kaldırdık hakimiyeti de yitirdik.

Bunlar geçmişi olduğu gibi aktarmayı çok önemsemezler. Geçmişin yanlış ve eksiklerini örterler, sadece iyi ve güzel taraflarını önemserler öne çıkarırlar. Tarihi olayları taraflı ve kurgusal olarak anlatırlar. Bu yönleriyle atiperestlerle benzeşirler. Aticiler geçmişin iyi yönünü tecrübesini yok sayarlar. Maziperestler de geçmişin eksikliklerini yok sayarlar. Birbirlerinden de beslenirler.

 

Geçmiş ile Geleceği Birbirine Bağlayanlar

Dördüncü bir tarz, tavır maziden güç alarak bugünü ve yarını değerlendirme isteği.

Bize ulaşan maziyi değerlendirme ise; toptan yok saymak veya savaş açmak değil. Bugünü ve geleceği göz önünde bulundurarak, geçmişin neyine, nasıl geleceğe taşıyabiliriz hesabını yapmakla mümkün.

Geçmiş ile gelecek arasında bir bağ vardır. Bugüne geçmişin üzerine basarak gelinmiştir, buradan da geleceğe doğru yol alınır.

Geçmişi bugüne aynen aktarmak mümkün değil. Zaman akıp gidiyor, güneş her gün doğuyor ve batıyor, tabiat her sene yenileniyor, bir nevi ölüyor ve tekrar diriliyor fakat iki bahar, iki kış, iki yaz, iki güz hiç aynı olamıyor. Her bir insan anbean nefes alıyor lakin aldığımız her nefes aynı değil.

Değişim ve dönüşün her lahza olmaktadır. İnsanoğlunun hayatında bir kesinti yok. Her an değişen bizler daima bir hayat çizgisini de takip ediyoruz, doğuşumuzdan ölümümüze kadar değişmelerle yürüyor olsak da bir istikametimiz bir hayat çizgimiz yok olmayan lakin gelişen bir ömrümüz var.

Dinlerin, medeniyetlerin, ilimlerin, teknik gelişmelerin de bir hayat çizgileri var. Onlar da durdukları yerde durmuyorlar, ilerliyorlar. Unutulmaması gereken bir husus var; olgunlaşırken, gelişirken, değişirken bile hayatiyetlerini devam ettiriyorlar. Bu devam ediş, ettiriliş, yerinden ediş, ediliş değildir. Değişmeyen ilkeler doğrultusunda gelişmişliktir. Eskiyen ve devre dışı kalan bazı düşünceler, kurumlar, kuruluşlar olabilir. Bunların neler olduğu zaman içinde anlaşılır.

Esas üzerinde durmak istediğim mesele; İslam dinene mensup biz Müslümanların gelecek ile geçmiş arasındaki bağı nasıl kurmamız gerektiğidir. İslam'ın temel değişmezlerini değişime/dönüşüme değiştirime açarsak nereye savrulacağımız belli olmaz. Tümüyle geçmişe saplanıp kalırsak da donar, camidleşiriz. Biz taş- toprak değiliz, değişmeyen onlardır, onlar da eskirler. Biz eskimeden olgunlaşmalıyız.

Temel iki prensibimiz bu hususta bize ışık tutucu ve yol göstericidir. Biri sübutu ve delaleti kat'i nassa bağlılık, diğeri de bize bırakılan alanda içtihat edebilme kabiliyeti ve yeteneğini elde ediş ve onu doğru işletiştir. Nassın hangisinin ne anlama geldiği de neyin ictihad kapsamına girdiği de erbabınca bilinir. Her önüne gelen bu nass kat'idir, bu konu içtihada girer ve içtihadı da budur diyemez.

Her bir ilim ve bilimin kendi kanunları ve kaideleri vardır onlara riayet ederek gelişir, olgunlaşır bazen de değişir. İslam ilim geleneği de bu kurala tabidir. Her bir İslamî ilim dalının kendi kuralları ve kaideleri doğrultusunda bu merhaleler icra edilir. Zaman zaman bu konuda tartışmalar olsa da bugüne dek böyle süregelmiştir. Bu işleyiş bir nevi fıtrata uymakla da izah edilebilir. Her bir ilim alanının kendi fıtratı vardır, bu fıtrat zorlanarak sıçramalar yapmak, ilmin ruhunu ve şeklini tahrip eder. İslamî ilim geleneğini tahrip etmeye kimsenin haddi de değildir, buna kimsenin gücü de yetmez. Ancak herkes kendine zarar verir veya kendine fayda temin edebilir. Bu din son dindir, yeni vahiy gelmez, gelen vahyi anlamak ve yaşamaktır bize düşer.

 

Netice-i kelam

Gelecek tasavvuru için, gücünü, hızını geçmişinden alarak ileriye atılabilme zeminini hazırlamak demek de mümkün. Bunun için aşağıdaki hususlara dikkat ederek geleceğimizi inşa etmeye gayret göstermeliyiz.

- Tarihimizin derinliğini, inancımız ve düşüncemizin esaslarını ve bugünün gerçeklerini birarada düşünerek bir yol ve yöntem belirlemeye çalışmalıyız. Tasavvurumuz; belirtilen yöntemi eylem sahasına koyarken, tevhid, adalet, liyakat, hürriyet ve ahlak öncelikli olmalıdır.

- Batı merkezli arayışları terk etmeliyiz. Kapitalizm - sosyalizm - liberalizm - faşizm - demokrasi - krallık vb. sistemleri aşan bugüne de cevap verebilen insanlığa seslenen sistem, paradigma oluşturmalıyız.

- Modern dünyayı hesaba katarak her bir kurum ve kuruluşu yeniden ele almalıyız. Mesela bir yerleşim/şehirleşme planını hayata geçirmek için çaba harcamalıyız.

- Küreselleşmeyi iyi anlayarak yeni bir vicdan hareketini oluşturmalıyız.

- Coğrafyamızı ve ümmet birliğini yeniden günün şartlarına uygun şekilde güncelleştirmeliyiz ve gündemleştirmeliyiz.

- Güncel politik polemiklerden kaçınmalıyız, kalıcı siyaset üretmeliyiz.

- Ötekimizi açık ve sarih olarak belirlemeliyiz. Ötekimiz, zulüm/ zalim, fesat fitne çıkaran, haksızlık eden, vicdanlara tahakküm eden, mütekebbirler, mütref ve azgın meleler... olmalı. Ötekimiz bizim duruşumuzu ve müktesebatımızı da belirliyor. Ötekisi kendisi olan kaybeder. Ötekimizle mücadele ederken adaletten asla sapmamalıyız. Ötekisiz bir dünyanın var olabileceğine inanmak insan fıtratını yok saymaktır. Hak-batıl mücadelesinde daima hakkın yanında yer almalıyız.

- Dini bir bütün olarak kabul etmeliyiz. İbadet, muamelat, ahlakiyat vb. ayrımlar sadece öğrenmek ve yaşanırken kolaylık sağlamak için olmalıdır.

- Dünyada olmakta olan ve gelecekte de olması muhtemel - teknoloji dijital vb. her türlü- gelişmeleri dikkatli ve ehil ekiplerce takip etmeliyiz. Ona göre de bir yol belirlemeliyiz.

- Eğitim ve öğretimde gençleri oyalamayı bırakmalıyız. Bugün dar anlamda bize fayda sağlayan ve fakat birkaç sene sonra işe yaramayan ne varsa terk etmeliyiz. Gelecekte etkili olan muhtemel alanlara yönelmeliyiz.

- Başkasından medet beklemeyi terk etmeliyiz, üzerimize ne düşüyorsa onu icraya koyulmalıyız. Bunun için müktesebatımızı iyi bilmeliyiz, kendimizi ne çok abartmalı ne de yaptıklarımızı hafife almalıyız. Bu hususta kendimize karşı da adil olmalıyız. Her şeye koşmayı bırakıp belli bir alana yönelmeli ve yönlendirmeliyiz.

- Sonuçları sebep gibi görme basiretsizliğini terk etmeliyiz ve bulunduğumuz açmazların gerçek sebeplerine inmenin yollarını aramalıyız.

- İslam'ın son din oluşunu, bütün çağlarda ve her yerde her türlü problemleri çözebileceğine inanmalıyız. Yani dinimizin değer yargılarının bugünün sıkıntılarını giderebileceğine inancımızı yitirmemeliyiz. Açmazların dinden değil dine mensup olan bizlerden kaynaklandığını iyice anlamalıyız. Mevcut problemleri çok dikkatli ve ehilleriyle tespit etmeliyiz.

İslamlık insanlığın son çağrısı ve son şansıdır. Bu çağrıya layık olmaya çalışmalıyız, aksi halde insanlık yuvarlandığı çukurdan çıkamaz, çıkışı bizim ehl-i İslam olarak gayretlerimize ve çalışmamıza bağlıdır, bunu asla gözardı etmemeliyiz. Bunu beceremez isek, Allah dinini başka nesiller, toplulukları bizim yerimize ikame edebilir. Allah bize muhtaç değil biz Allah'a onun bize gönderdiği dine muhtacız. Allah'ı (haşa) hizmetçi gibi görme basiretsizliğinden kurtulmalıyız.

Kazım Sağlam

28/03/2021

Not: Bu makale Umran Dergisi, Nisan 2021 (320.) yayımlanmıştır. Kısmen  değişiklikle.

 

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

15 Temmuz / Öznesiz Eylem
(15 Temmuz 2021, Perşembe) 15 Temmuza ...
Sadr (Sine, Göğüs) - 2
(26 Haziran 2021, Cumartesi) Nisa sures...
Sadr (Sine, Göğüs) - 1
(19 Haziran 2021, Cumartesi) Sadr; bir ...
Tenzil - Tefsir - Tevil
(12 Haziran 2021, Cumartesi) Tenzil N...
Makamatu'l-Kulub
(4 Haziran 2021, Cuma) Şeyh muhakkik E...
Saldırı Ahlakı
(20 Mayıs 2021, Perşembe) Rahmetli Nu...
İsrail Küstahlığının Sebepleri
(11 Mayıs 2021, Salı) Batı emperyali...
Adaleti İkame Etmek
(2 Mayıs 2021, Pazar) Adalet; İnsanla...

Kimler Sitede

Şu anda 25 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 589
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 3994065
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >