ÜMMETÇİLİK - YERELLİK PDF Yazdır e-Posta

Yerellik- Yerlilik

Yerellik İng. Locality; bir yerle sınırlanmış olması, belirli bir yere bağlı olarak geliştirilmesi.

Yerellik; bir yere, bir toprağa, bir ülkeye, bir bölgeye ait olmak, oranın rengini ve tonunu taşımak, diğer yer, ülke ve coğrafyalardan faklı olmak. Toprağa veya bir topluluğa has olmak?

Yerelliğin, tarihi geçmişten gelen, bir anlayış ve yaşayış biçimi de vardır. Düşünce ile hayat toplum hafızasında birleştirilmiştir. İnanç ve İslami dirilik, toplumun geçmiş hafızasının derununda saklı anlayışla bir sentezlenmeye gidilmiş ve karşımıza bazen örf, adet gelenek, görenek olarak çıkagelmiştir. Bu dönüşüm sırasında bazı tebdil ve tağyire de uğramıştır. Bu da hayatın içinden olagelmiştir.

Bir de yerli- yerlilik tabirimiz var. Yerli; taşınmaz sabit. Bir yerin halkından olan, dışarıdan gelmeyen. Bir yere bölgeye has olan, yerli malı gibi.

Yere çakılı kalmak ile yerelliği birbirinden ayırmak lazım. Yerellik içine kapanmak değildir. sabit kadem yere basarak ümmete açılmak demek de mümkün.


Ümmet- Ümmetçilik

Ümmet; bir şeyin aslı, esası, anası, özü.

Ümmet; dünya Müslümanların bütünü, İslam?a inanan bütün insanlar. İslam diyarında yaşayan ve İslam şemsiyesi altında olan (inanan- inanmayan ayırımı olmadan) bütün insanlar.

 

Daha çok Müslümanların tümü için kullanılan bir tabir; ümmet-i Muhammed. Ayrıca Müslümanların çoğunun ittifakı anlamında da kullanılır; icma-ı ümmet.

Genel anlamda bütün Müslümanlar ve onları ilgilendiren her şey.

Ümmetçiliği anlamanın yolu, ümmeti iyi tahlil etmek ve hayata nasıl yansıyacağını belirlemekle ancak mümkün olabilir.

Ümmetin bir bütün halinde hareket etmesi, bir bütün olarak bir yöne doğru yönelmesi, bir bütün olarak siyasi bir oluşum içinde olması, Müslümanları bir birlik içinde düşünmesi, Müslümanların ortak hareket etmesi, ortak tavır takınması ümmetin özelliklerindendir veya öyle olması lazım. İşte sayılanları icra etme ameliyesine ümmetçilik, bunu icraya çalışana da ümmetçi denir.

Ümmetçilikle akraba kavramlarımız ve kuruluşlarımız olmuştur tarih içinde. Bunlar; hilafet, ittihad-ı İslam, ihya ve inşa hareketleri, İslami hareketler, modern dünyada ihdas edilen İslam devlet anlayışları ile modern dünyanın oluşumunda kurulan ulus-devlet içinde yaşayan Müslümanların İslamî çalışmaların tümü.

Adı geçen kurum ve anlayışların her biri ayrı ayrı birkaç doktora, araştırma ile ancak netleşebilir.

Ayrıca çağımızda bunlar neye tekabül eder, nasıl uygulanabilir üzerinde de durmamız lazım.

Yukarıda sayılanları hesaba katmadan ümmet ve ümmetçilik yerli yerine oturamaz. Bunları anlamak ve her birinin nasıl bir imkan sağladığını da hesap etmek gerekir.

Meramımı, mevcut dünya ahvalini göz önünde bulundurarak ümmetin üzerinde yükseldiği, üç ana unsur ile izah etmeye çalışacağım;


Ümmetin Temeli Olan Üç Unsur

1-İslam?ı anlama ve yaşama biçimi, (mezhep- meşrep)

2-Müslümanların üzerinde yaşadığı coğrafya, (İslam coğrafyası)

3-Müslümanların konuştukları, dil/diller ve mensup oldukları ırk/ırklar. (Yerellik)

Bu üç unsur ümmetin temel unsurlarıdır.

1-İslam?ı anlama ve yaşama biçimi. Bu mezhep ve meşreptir.  İnandığımızı hayata geçirmek için İslam?ı nasıl anlıyoruz ve nasıl yaşıyoruz soruların cevabı, mezhep ve meşreptir.

Mezhep; itikadi ve fıkhi mezhepler diye iki ana kısma ayrılır. İnanış biçimimiz, itikadi mezheptir. Yaşayış biçimimiz de fıkhi mezheptir. İnandığımız İslam?ı hayata tatbik etmek için bunun bir fıkhı olması lazım yani naslardan nasıl bir hüküm çıkaracağız ve bunları hayatımıza nasıl uygulayacağız. Fıkhi mezhepler İslam?ın yaşama ameliyesi, yaşama biçimidir.

Meşreb ise, mezhebin bir alt basamağıdır veya öyle olmalıdır.

Mezhep - meşrep farklılığı, anlayış ve yaşayış çeşitliliği olmadan tek anlayış ve yaşayış, tek mezhep veya mezhepsizlik (bu ne demektir anlayabilmek zor, çünkü her yeni veya farklı anlayış ve yaşayış önermek adı ne olursa olsun bir ekoldür.) diye bir durum mümkün olamaz. Eğer dini hayata hâkim kılmak istiyor isek -ki din hayattır- o zaman bir anlama ve yaşama usul ve adabı olması lazım gelir.

Müslümanlar, inanış ve yaşayış biçimlerini izhar etmelidirler, izhar edilmeyen inanış ve yaşayış muğlak kalır. İnanış ve yaşayış orta yerde olursa, bu inanış ve yaşayış sahipleri anlaşabilirler. Bu hususta bütün itikadi, fıkhi mezhepler İslam?ın ana şemsiyesi altındadırlar. İslam dairesinde olan her bir Müslüman neye nasıl inandığını ve nasıl yaşadığını usule dayanarak beyan etmesi lazımdır.  İstikameti, usulü ve adabı belli olmayan inanış ve yaşayışların anlaşılması ve değerlendirilmesi problemlidir. Böyle anlayış ve yaşayışlar üzerine ümmet anlayışı bina edilemez. Bunlar sadece fert için geçerli değildir, bütün ümmet için geçerlidir, aileler, cemaatler, tarikatlar, devletler için de geçerlidir. Muğlak bir şey üzerine hiçbir şey bine edilemez, bina edildiği sanılsa bile muğlak ve müphemdir, hukuk ve yaşayış müphemle oluşmaz. Onun için ümmetin her ferdi ve katmanı açık olmalı, bir esasa dayanmalıdır.

Bu anlayış ve yaşayış biçimine devlet idaresi ve uluslararası antlaşmalar da dâhildir.

2-İslam coğrafyası; Müslümanlar, farklı coğrafyalarda yaşamaktadır. Yeryüzünde, adına İslam ülkeleri denen -ben buna halkı Müslüman olan ülkeler demeyi tercih ederim- irili ufaklı birçok ülke vardır.

Bunların bir kısmının nüfusun çoğunluğu Müslümanlar teşkil ediyor. Bir kısmının yarısı Müslüman, bir kısmının Müslüman nüfus azınlıkta? bunun dışında dünyanın her yerinde az çok Müslümanlar yaşıyor.

İslam coğrafyasının yer altı ve yer üstü zenginlikleri var. Bunlar da ümmetin genel varlığı içinde değerlendirilmelidir.

Müslümanlar, bulundukları ülkenin şartlarına göre bir hayat sürüyorlar. Coğrafyanın, iklimin getirdiği farklılıklar yaşama biçimlerine de etki etmiştir. Yerden ve yaşadığı andan kopuk bir hayat düşünülemez. İslam da hayattır, diri ve canlı yaşanabilen bir anlayış ve yaşayış biçimidir. Farklı coğrafyalarda yaşayan Müslümanların problemleri de farklıdır, yaşayışları da bazı konularda farklılık gösterebilir, nitekim gösteriyor.

3- Farklı dil kullananlar, farklı ırklara mensup olanlar; farklı örf, adet gelenek, görenekleri olanlar. Farklı renk taşıyanlar, farklı ırktan, farklı kabilelerden olanlar, bu ümmetin mensuplarıdır. Irk ve dil farklılığı bir vakıadır. Bunlar Allah?ın ayetleridir. Yok sayılamazlar. İslam?ın evrensel bir din olması, bütün insanlara hitap etmesi, son ve mükemmel oluşu, tevhid dairesinde olan farklılıkları bünyesinde taşıması lazım, dinimiz bunları muhtevidir.

Ayrıca modern dünyada gelişen ve her yere sirayet eden ulus-devlet anlayışı ve yaşayışı var. Bunlar hayatın gerçekleri. Bu gerçeklere gözünü kapayarak, görmezden gelerek, yok sayarak bir zihin inşa etmek ister isek, tarihe sığınmaktan başka çaremiz kalmaz. Tarihe sığınmak ile tarihi tecrübelerden yararlanmak arasındaki nüansı kavramamız lazım.

Tarihte imparatorluklar çağı olmuş, krallıklar devri olmuş, hanedanlıklar devri olmuş o dönemlerde bizim de hilafet devletlerimiz olmuş. Bu hilafet devletlerimizin bir kısmı hanedanlıkla beraber yürümüş. O devir, o çağ kapandı.

Elan dünyada bir ulus-devlet anlayışı ve vakıası var. İslamî anlayışta modern dünyanın oluşturduğu ve zihni yapısının tesis ettiği bu ulus-devlet anlayışının ve yaşayışının dışına nasıl çıkabiliriz, bugün bir ümmet birliğine gidebilmenin yol ve yöntemleri neler olabilir.

Bu vb. sorunların/ soruların cevabı verilmeden ve modern dünyanın açmazlarının nasıl çözüleceğine ışık tutmadan bir ümmet birliğinden söz etmek mümkün olmaz.

Anlayışı sadece ırka, toprağa bağlamak, ırk dil ve toprağa bağlılığı ana merkeze koymak ümmete zarar verir. Ama ırkı, farklı dil, örf, adet, gelenek, görenekleri yok saymak da zarar verir. İnsan çeşitliliğini ve biricikliğini zedeler. Fıtratı zedeleyen her şey İslam?ı da zedeler.

Netice-i kelam ümmet; birçok dil konuşan, değişik ırklardan, kavim ve kabilelerden oluşan, tevhid dairesi içinde farklı inanç taşıyan, değişik amel işleyen, farklı coğrafyalarda yaşayan bir inanış ve yaşayış şekli/ şekilleri olan bir topluluktur. Bunların hepsini bünyesinde taşır İslam anlayış ve yaşayışı. Bunlardan oluşan ümmetin hiçbir ferdi dışlanamaz.

Güçlü olduğumuz zaman farklılıklarımız zenginliğimiz idi, ümmet zayıflayınca, farklılıklar ayrılık vesilesi oldu. Zaafa uğrayan ve mağlup olan ehl-i İslam; suçu birbirinin üstüne atmaya başladı.

Şii Sünni?yi suçladı, Sünni Şii?yi suçladı, Arap Türkü suçladı, Türk Arab?ı suçladı, Acem ikisi de suçladı.

Ayrıca Müslüman olarak vazifelerimiz de vardır. Bu vazifelerimizi kısaca şöyle taksim etmek mümkün;

1-Allah?a karşı vazifelerimiz,

2-Kâinata karşı vazifelerimiz,

3-İnsanlara/insanlığa karşı vazifelerimiz (inanan ? inanmayan ayrımı olmaksızın),

4-İnananlara (Müslümanlara) karşı vazifelerimiz, (ümmete karşı vazifelerimiz)

5-İçinde yaşadığımız topluma, sınırları içinde yaşadığımız devlete, (sosyal yapılara  parti- tarikat- dernek- vakıf veya cemaat?) karşı vazifelerimiz,

6-Akrabalara (buna beraber olduğumuz cemaat, dernek, vakıf vb. kurumlar da dahildir) karşı vazifelerimiz,

7-Aile efradına kaşı vazifelerimiz,

8- Nefsimize, özümüze karşı vazifelerimiz.

Konumuzla alakalı olarak ümmete karşı vazifelerimiz vardır, içinde yaşadığımız coğrafyaya karşı da vazifelerimiz vardır.

Bu vazifelerimizin bir hiyerarşisi vardır, ona da riayet etmemiz gerekir.

Yukarıda belirtilmeye çalışılan zihin yapısı tesis edilmeden bir ümmet birliğinden söz edilemez.

Peki bütün bu problemler orta yerde duruyorken biz Müslümanlar olarak, İslam kardeşliğini, ümmettin ortak hareket edebilmesini nasıl tesis edebiliriz.

Üzerinde yaşadığımız coğrafya ile ümmet coğrafyası arasında nasıl bir iletişim ve ilişki geliştirebiliriz. O büyük problemler bir kenarda dursun. Ulus-devlet anlayışıyla ehl-i İslamı birbirine düşman kılan modern dünya anlayış ve yaşayışı var olmaya devam etsin, zaten ediyor, bu bir temenni değil bir vakıanın tesbitidir. Bu gerçekler ışığında yerellikle ümmetçilik, bir yere, bir toprağa, bir anlayışa ait düşünce ile diğer Müslümanların oluşturduğu düşünce arasındaki bağı nasıl kurar, nasıl geliştirir ve hayata hakim kılabiliriz.

Yukarıda belirttiğim gibi; vazifelerimizin hiyerarşisine riayet ederek bir yol yürümeliyiz. Özümüzden başlayarak, beraber olduğumuz cemiyet ve yapılanmalarla, üzerinde yaşadığımız İslam coğrafyasının bir parçası olan Türkiye ile diğer İslamların üzerinde yaşadığı coğrafyalarla ve o coğrafyalar üzerinde yaşayan Müslümanlarla bir ilişki biçimi kurulmalıdır.

Türkiye de halkı Müslüman diğer ülkeler gibi bir ülkedir. Bu ülkede gelişen maddi ve manevi gelişmeler, ümmetin bir gelişimidir ve ümmete bir katkıdır. Ülkenin yer altı ve yer üstü zenginlikleri ümmetin bir zenginliğidir. Burada üzerinde durulması lazım gelen husus, bu ülkede veya herhangi bir ülkede gelişen düşüncenin, diğer ülkelere zarar vermemesi, bütün Müslümanların menfaatine olmasıdır.

Bu ülkenin dilini ve kültürünü geliştirmek, maddi gelişimini ilerletmek, İslamlaşması için çaba göstermek, bilgi, bilim, teknolojik gelişlerini dünyanın sayılı ülkeleri arasına yükseltmek sadece Türkiye?ye değil bütün ümmete fayda sağlar.

Aynı şekilde halkı Müslüman olan ülkelerin de kendi dillerini, kendilerine ait kültürlerini, toplumsal dayanışmalarını, maddi gelişmelerini ilerletme ve geliştirme hakları ? hakları değil mecburiyetleri- vardır. Bunların oluşması ümmete güç katar.

Şunu rahatlıkla müşahede etmekteyiz; halkı Müslüman olan hiçbir ülke tek başına modern tuğyana karşı koyamaz. Tek başına ayakta kalması da mümkün değil. Özlenen ve arzulanan şey; bütün Müslümanların ortak hareket etmesi, bir çatı altında toplanmasıdır.

Coğrafyamız, yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz, yetişmiş insan potansiyelimiz, topyekun olarak teknik imkanlarımız, inancımız ve tarihi geçmişimiz bu birliği oluşturmaya elverişlidir.

Şu an bu mümkün görünmüyor, şimdilik kaydıyla her bir ülke kendini belirtilen umdeler dâhilinde geliştirsin. Gelişen bu ülkeler, ortak hareket etme formülünü bulsunlar. Aslına bakılırsa bu zor değildir. Modern dünyanın geldiği yer, akıl ve en önemlisi bağlı bulunduğumuz nasslar bunu icbar ediyor. AB?ye bakarak ibret almalıyız. Tek tek halkı Müslüman ülkeler AB, ABD, Rusya, Çin vb. ile irtibata geçerek var olmaya çalışıyorlar. Bu gerçeklik üzücü ve onur kırıcıdır.

Elan adı geçen devletlerin ortak bir cephe oluşturmaları mümkün görünmüyor. Lakin ehl-i İslam olarak her bir Müslüman fert bu birliğe doğru adım atabilir.

Evvela zihnimizi buna alıştırmalıyız.

Saniyen bu hususta bilgi alış- verişinde bulunabiliriz, halktan halka, veya entelektüelden entelektüele.

Salisen ticaret erbabı olan Müslümanlar kendi aralarında ticaretlerini geliştirebilirler.

Rabian sanayiciler ve diğer yatırımcılar yatırımlarını İslam coğrafyasına yapabilirler.

Hamisen akademisyenler kendi aralarında işbirliği yapabilirler.

?..

Ümmetin gerçek zemine oturması, fiili var oluşu, uzun gayretler ister, sabır ve sebat ister, verimli ve çeşitli çalışmalar ister. En önemlisi her bir Müslüman fert, kendi coğrafyasında kalıcı ve ümmeti kuşatıcı verimli ve kalıcı işler yapmaya çaba göstermesini gerektirir. Önümüzde uzun bir yol var, ama bu imkansız değil. Yeter ki, ülke ile ümmeti ayrı ayrı görmeyelim.

?..

Ayet ve hadis metni veya mealini bu tür konularda kullanmak istemem. Ama Hucurat sûresinin metnini, mealini ve değişik tefsirlerden tefsirlerini okumayı salık veririm.

?Ey iman edenler! Zannın birçoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.

Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında / katında en değerli ve en üstününüz O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, herşeyden haberdar olandır.?(Hucurat,12-13)

Milletler, ülkeler de birbirlerinin gıybetini yapmasın, yekdiğerinin aleyhine çalışmasın, çünkü ümmet yekvücuttur.

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

Gıybet (Küçük Bir Alıntı)
(3 Ekim 2020. Cumartesi) Hasan-ı Basri...
ÜMMETÇİLİK - YERELLİK
Yerellik- Yerlilik Yerellik İng. Local...
12 Eylül Değerlendirmesi / Independent Türkçe Röportajı
(12 Eylül 2020, Cumartesi) Kazım Sağ...
Nisyan
(18 Ağustos 2020, Salı) İnsan nisyan...
Say ü Gayret
(14 Ağustos 2020, Cuma) Bir adale ne k...
Yardım Kuruluşları
(4 Ağustos 2020, Pazartesi) İnsanın ...
Asım Gültekin Rahmet-i Rahman'a Kavuştu
(24 Temmuz 2020, Cuma) İNNA LİLLAHİ ...
15 Temmuz
(17 Temmuz 2020, Cuma) 15 Temmuz darbe ...

Kimler Sitede

Şu anda 6 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 559
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 3674407
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >