Toplumsal Yapılanmada Dinin Yeri - V PDF Yazdır e-Posta

(11 Temmuz 2020, Cumartesi)

MODERN DÜNYADA İSLAMÎ İDAREYE İHTİYAÇ VAR MIDIR?

İlerlemeci tarih anlayışı bize der ki; insanlar ilk varoluşlarında konuşamazdı, çünkü dil bilmiyorlardı. Meramını anlatmak için önce resimler çiziyorlardı, biraz gelişti resimler yerine semboller icat ettiler, semboller çizgilere dönüştü, çizgiler harflere dönüştü ve beniâdem yazı yazarak meramını anlatmaya başladı.

Yazının icadıyla gelişme hızlandı. İnsanlar tecrübelerini, birikimlerini birbirlerine aktardılar, tecrübe ve bilgi havuzu oluştu. Oluşan bu bilgi ve tecrübe birikimi gelişe gelişe bugüne gelindi.  Bu gelişim hem kişisel olarak fertleri olgunlaştırdı, hem toplumsal ilişkileri belli bir düzene soktu, belli kalıpları, toplumsal kuralları meydana getirdi, hem de devletlerin oluşmasını ve idare biçimlerini ortaya koydu.

 

Bu gelişmeler elan devam etmektedir. İnsanlar geçmişin tecrübe ve bilgi birikimleriyle kendilerine lazım gelen idareyi de geliştirerek bugün insanlığın ortak değeri haline getirdiler. Bu ilerleme devam edecektir, insanoğlunun tarihi birikimi, ortak teknolojik gelişimleri, ortak devlet tecrübeleri, ortak sosyal yapılanmaları neticesi bütün dünyayı içine alan beynelmilel kurum/kuruluşların kurulmasını sağladı.

Bugün artık tek tek devlet idaresi veya yapılanması söz konusu olamaz. İnsanların ortak tecrübe ve ortak aklıyla oluşan dünyanın büyük çoğunluğunun kabul ettiği bir veya birkaç idare biçimi var. Çok yakın bir zamanda da insanlık tek tip belki de tek bir idare şekline dönüşecek. Belki de tek bir dünya devleti olacak.

Yukarıda özetlenen gelişmeler "batı tarzı demokrasi" olarak dünyaca kabul görecektir. Bu iddiayı, bu tezi ileri sürenler, en son gelişmiş demokrasiyi ABD ve BATI tarzı demokrasisi olarak insanlığa sundular. Hatta "Tarihin Sonu" diyecek kadar ileri gittiler.

Bu savlar, iddialar, bu büyük insanlık düşüncesi, biraz irdelendiğinde kendi icatlarının mahsulü birtakım varsayımlara dayandığını rahatlıkla görmek mümkün.

Mesela, yazının icadıyla ilgili modern dünyanın ileri sürdüğü bilimsel gerçekler, gerçekten uzak tamamen hayal ürünü bazı ön kabullere dayanıyor.

Hâlbuki biz biliyoruz ki, ilk insan aynı zamanda ilk Nebidir. Yazının başlangıcı ilk insan ve ilk peygamber Hazreti Âdem'e kadar uzanıyor. Çünkü kendisine Allah tarafından eşyaya isim koyma ve her şeyin ismi bildirilmiştir. İsim koyabilme, düzen oluşturma anlamına da gelir.

Burada da diğer hususlarda olduğu gibi inanmak ve inanmamakla ilerlemeye, tarihe, yazıya, medeniyete, devlet idaresine bakışta farklılıklar vardır. Neye inanırsanız ona göre bir anlayış ve düşünüş geliştirirsiniz. Bu konuda son ilahi mesaj Kur'an biz inananlara yol göstericidir, evvela bunu belirteceğim, sonra da gelişmişliği(!) değerlendireceğim.

"Rabbin meleklere, Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim?, demişti. Melekler; Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz, dediler. Allah, Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim, dedi.

Ve Âdem'e bütün isimleri öğretti, sonra eşyayı meleklere gösterdi. Eğer sözünüzde samimi iseniz bunların isimlerini Bana söyleyin, dedi.

Melekler: Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, Senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak Sensin, dediler. (Allah inancı olmayanlar, kendilerini Allah'tan üstün görerek gönderdiği Kitaplara itibar etmiyorlar.)

(Bunun üzerine:) Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Âdem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semâvat ve arzda görülmeyenleri de bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim, dedi.

Meleklere, Âdem'e secde edin, demiştik. İblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve inkâr edenlerden oldu." (Bakara, 30-34)

İlahi buyruklara kulaklarını tıkayanlar, şeytanın iğvalarına göre hareket ederler. İlahi olanı kabul etmeyenler, iblis gibi heva-hevesine ve gururuna yenik düşenler zümresine dahil olur.

İlk insan, ilk peygamber Âdem (a.s.)'a isimler öğretilmiş, konuşma ve dil öğretilmiştir. Eşyaya isim koyma becerisini bahşetmiştir. İsim koyma bir iletişim aracıdır, bunu Allah peygamberine öğretmiştir.

Ayrıca her peygamber kendi kavminin diliyle gönderildiği topluma hitap etmiştir. Dilin kaynağı ilahidir, Allah tarafından insanlara verilmiştir, bunu da peygamberler aracılığıyla yapmıştır.

Kâinat nasıl kendi kendine var olamamışsa, diller de kendiliğinden var olamamıştır. Dillerin ve renklerin farklılığı da Allah'ın birer ayeti kabul edilmiştir. İşaret, mucize, delil anlamında da yazıyı, dili kullanırsak o da Allah'ın yarattığıdır. Maddi, manevi her varoluşun gerçek sahibi, halıkı yüce Allah'tır.

Bütün gelişmeler Allah'ın izni ve müsaadesiyle olagelmiştir. Gelişim ve ilerlemenin kullanımı insanların zihin yapısına göre şekil alır.

Esas konumuz olan idare ve sosyal düzen meselesi de diğer varlıklar gibidir. İlk kalkış noktası, belirleyicisi ilahidir. İnsanlar zamanla bunları geliştirmiş, kimi zaman insanların yararına, kimi zaman da insanların zararına işletmişlerdir.

İktidar mücadelesi, erki ele geçirme kavgaları, ilk defa Hz. Âdemin iki oğlu arasında başlamıştır.

Hâbil-Kâbil hadisesi Kur'ân-ı Kerîm'de isim verilmeden şu şekilde nakledilir: "Onlara Âdem?in iki oğlu hakkındaki haberi gerçek olarak oku. Hani her biri birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. -Kurbanı kabul edilmeyen (Kâbil)-, "Seni öldüreceğim" demişti. O (Hâbil) da, "Allah sadece muttaki olanlardan kabul eder. Andolsun sen beni öldürmek için bana elini uzatsan da ben seni öldürmek için elimi uzatmam. Ben âlemlerin Rabbinden korkarım. Ben dilerim ki sen benim günahımı da kendi günahını da yüklenesin ve cehennem halkından olasın. Zalimlerin cezası budur." dedi. Nefsi kendisini kardeşini öldürmeye yöneltti ve nihayet onu öldürdü; böylece ziyana uğrayanlardan oldu. O anda Allah bir karga gönderdi. Karga ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeliyordu. "Yazık bana, şu karga kadar bile olmaktan, kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim!" dedi; sonunda da pişmanlık duyanlardan oldu" (el-Mâide 5/27-31).

Hâbil'i öldüren Kâbil neyi temsil eder. Konumuz o değil. Konumuz çerçevesinde ilk iktidar kavgası da ilk insanın iki oğlu arasında cereyan etmiş oluşudur.

Burada da ilahi emre razı olan adalet üzre yürümüş, diğeri ise nefsinin hevasına tabi olmuştur. Sonunda öldürdüğü kardeşinin gömülmesini kargadan öğrenmiştir. Allahsız gelişmenin kılavuzu kargadır, kılavuzu karga olanın varacağı yer bellidir.

Müslümanlar gelişen dünyanın tecrübesinden yararlanmayı ihmal etmezler, tecrübe dilsiz hocadır. İslam'ın da genel kuralları ve önemsediği ahlaki değerler vardır. İslam'ın üzerinde durduğu korunması lazım gelen beş esas, idarede temel taşlardır. Bu beş esastan birini zedeleyen her türlü sosyal ve siyasal yapı insanlığın aleyhinedir ve İslam buna müsaade etmez.

Bunlar: din, can, akıl, nesil ve mal güvenliğidir.

Can güvenliği; hangi sistem ve idare biçimi can güvenliğini İslam kadar değerli bulabilir. Ceninin, doğmamış bebeğin hakkını savunan ve doğumun önündeki bütün engelleri kaldıran, haksız yere bir cana kıymanın bütün insanlığa kıymış kabul gören bir nizam önerir İslam.

Kısas ilkesiyle haksız yere cana kıyana ceza uygular, kısas hakkı öldürülenin varislerine bırakılmıştır. Böylece hem kan davaları önlemiş hem de haksız yere öldürmelerin önü alınmıştır.

Ceza suç cinsinden olması lazım gelir. Modern dünya ne yapıyor? Öldüren katile hapis cezası, hırsıza hapis cezası, dolandırıcıya hapis cezası, bağiya hapis cezası hatta seri katillere bile hapis cezası. Böyle bir ceza sistemiyle, ceza anlayışıyla suçların önü nasıl alınabilir?

Mal güvenliği; kapitalist zihnin anladığı mal güvenliği ile İslam'ın anladığı mal güvenliği farklıdır. Biri mala servete ulaşmak için her yolu mubah görür diğeri ise haksız kazanca müsaade etmez. Kazanmanın da harcamanın da kuralları ve uyması lazım gelen temel ahlaki değerleri vardır, onu ihlal edene ceza verilir.

Sosyalist düzenlerde olduğu gibi malı, serveti, kapitali ilahlaştırmaz. O insanın alınteridir. Devletin tekelinde değildir. Devlet kontrol eder, önünü açar, sapmasına ve istismarına mani olur o kadar.

Akıl güvenliği; aklı gölgeleyen, insanı uyuşturan, uyanıklığını gideren her türlü nesne yasaktır. Her iş ve oluş akılla uygunluk arz etmelidir. Aklı olmayanın mükellefiyeti de yoktur. Akıl sahiplerine yüce kitabımız özel yer vermiştir. Aklı da vahye tabi kılmıştır. Vahyin anlaşılması da akıl ile ancak olur. Ama akılı da var eden yüce Allah'tır. Kur'an, aklın kullanım kılavuzudur. Beniâdeme bahşedilen aklı korumak, İslami idarenin vazifeleri arasındadır. Akıl benimdir istediğim gibi kullanırım, istersem onu zaman zaman sarhoş edicileri kullanarak devre dışı bırakırım, deme hakkı insana verilmemiştir.

Aklı karıştıran, düzgün işlemesine engel olan siyasi, ahlaki, toplumsal ortamın oluşmasına İslam idare biçimi müsaade etmez. Bu hususta gerekirse zora da başvurabilir. Ana ve esas meseleleriyle aklın uğraşması lazım, yoksa akıl malayani işlerle meşgul edilir bu da bir nevi aklı gölgelemek olur. Aklı besleyen selim bir kalbe de ihtiyaç vardır. Akıl için kullanılan lübb / elbab aynı zamanda kalp için de kullanılır. Buna dilciler, özlü akıl demişlerdir.

Nesil güvenliği; İslam, insan neslinin korunması ve sağlıklı devam etmesi için, ciddi tedbirler almıştır. Bu işin temeli evlenmeden önce eşlerin durumu ele alınarak başlanır. Çocuğu dünyaya gelmesinin ocağı olan aile ehemmiyetli kabul edilmiştir. Evlilik müessesesi ihdas edilmiştir. Nesillerin muhafazası ancak meşru evlilikle sağlanabilir. Onun için zina yasaklanmıştır. Zinaya yaklaşmamayı esas ilke kabul etmiştir.

Aile bağının sarsmaması için iftira atana caydırıcı ceza getirmiştir. Başkasının hakkında konuşulmaması istenmiştir, toplumun arasına güvensizlik tohumu eken zina iftirası isnadına ağır ceza verilir ve şahitliği kabul edilmez.

Nikah akdi ile başlayan aile bağının zedelenmesine müsaade edilmez. Bu hususta insanın fıtratına uygun bir düzenleme getirmiştir, ihtiyaç halinde birden çok evliliğe müsaade ederek gayri meşru ilişkilerin önünü almıştır. Çağımızın belası olan gayri meşru ilişkiye asla geçit vermez.

Modern dünya buna tutuculuk der. Galiba çağımızın bir hastalığı da tutması lazım gelen şeylerin olmaması. Ne aklımızı muhafazada bir tutkumuz var, ne neslimizi muhafazada bir tutuculuğumuz (tutmaklığımız) var, ne de aile bağımızı koruma tutuculuğumuz var, her şey ortak malı.

Din güvenliği; bu da yanlış anlaşılan bir husustur. Sanki Müslümanlık bütün insanları zorla müslümanlaştırmak istiyor. İslam'ın cihat anlayışında temel esas kabul edilen şey; Allah ile kul arasına giren engelleyici unsurları bertaraf etmek insanları vicdanlarıyla başbaşa bırakmaktır.

Fıtratı bozan, insanın vicdanına gölge düşüren, düşünmesine engel olan, aklını çelen, sahte ve geçici hevesleri sonsuzmuş gibi gösteren, propaganda ve telkinlerle insanları olumsuza yönlendiren her türlü ifsat İslam'da meşru sayılmamış, bu tür iş ve oluşların önü alınmıştır. Buna kısaca emribilmaruf ve nehyianilmünker denilir. İyi, güzel, hayırlı ve insanlığın yararına olanı emretmek, bunu yaymak. Kötü, çirkin, zulmü içeren ve adaleti engelleyen, her türlü iş, eylem ve söylem yasaklanmıştır. İslam bunu müesseseleştirmiştir.

İslam idare biçimi şekilci değildir, kalıbın, şeklin mutlaka olması lazım, lakin kalıp ve şekil kutsanmaz, aslolan özdür, manadır, içeriktir. İslam'ın koyduğu ana ilkelerin hayata geçmesi gerekmektedir, bunun vasıtaları çağa göre değişebilir.

Kabileciliğin hüküm ferma olduğu dönemde bile İslam, toplumu bir araya getirerek ortak hareket etmesini temin etmiştir. Düzenimiz bu hususta toplumcudur. Lakin ferdin hakkını teslim etme, alın terine saygı gösterme gibi konularda da şahsiyet sahibi kişilerin hakkını teslim eder yani ferdi topluma ezdirmez.

...

NOT: Ayasofya'nın ibadete açılmasını hayırlara vesile olmasını, ümmetin şuurlanmasına katkı sağlamasını, Mescid-i Aksa'nın da özgürleşmesinin önünün açılmasını intaç etmesini Allah'tan dilerim. Katkısı olan herkesten Allah razı olsun.

 

 

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

ÜMMETÇİLİK - YERELLİK
Yerellik- Yerlilik Yerellik İng. Local...
12 Eylül Değerlendirmesi / Independent Türkçe Röportajı
(12 Eylül 2020, Cumartesi) Kazım Sağ...
Nisyan
(18 Ağustos 2020, Salı) İnsan nisyan...
Say ü Gayret
(14 Ağustos 2020, Cuma) Bir adale ne k...
Yardım Kuruluşları
(4 Ağustos 2020, Pazartesi) İnsanın ...
Asım Gültekin Rahmet-i Rahman'a Kavuştu
(24 Temmuz 2020, Cuma) İNNA LİLLAHİ ...
15 Temmuz
(17 Temmuz 2020, Cuma) 15 Temmuz darbe ...
Toplumsal Yapılanmada Dinin Yeri - V
(11 Temmuz 2020, Cumartesi) MODERN DÜN...

Kimler Sitede

Şu anda 22 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 557
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 3654284
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >