Toplumsal Yapılanmada Dinin Yeri - I PDF Yazdır e-Posta

(30 Mayıs 2020, Cumartesi)

Din; kişi, aile, toplum, devlet yapılanması ve uluslararası ilişkilerde nasıl yer alır, ne ölçüde belirleyici olur veya olmalıdır? Dinin anlaşılması, dini hayatın ne olduğu, nasıl olması lazım geleceği, din-akıl, din-bilim ilişkisi, aralarındaki bağ ve bağlantı nasıl olmalıdır?

Din, dini hayat denilince insanlar ne anlar, nasıl anlarlar? İslam dini ile diğer semavi dinler arasında farklar var mıdır? Risalet-i inkâr eden kişi dindar olabilir mi?

Meseleyi birkaç başlık altında ele almak mümkün.

1- Allah'a inanmayanlar için din ne ifade eder?

2- Allah'a inanıp her hangi bir semavi dine inanmayanlar için ne ifade eder?

3- Ehl-i kitap için din ne ifade eder?

4- Müslümanlar için din ne ifade eder veya etmelidir?

Müslüman olduğunu söyleyenlerin de kendi içindeki farklılıkları nelerdir veya bu farklılıklar neden kaynaklanır?

Başka bir mesele de dine inananlar arasında, dinin insan hayatında etkisi nasıl olmalıdır, inananlar bu konuda ne düşünüyor, nasıl davranıyorlar veya nasıl davranmalıdırlar?

 

............

İnsanlar ister inansın, ister inanmasın, bütün beniâdem insanlık ailesinin birer ferdidirler. Bu dünyada beraber yaşıyor, aynı havayı teneffüs ediyor, aynı suyu içiyor, aynı ortamlarda bulunuyorlar. Bu şu demektir; aralarında ne kadar farklılıklar olursa olsun, ne kadar uçurumlar oluşursa oluşsun. Aynı gezegenin içinde yaşıyorlar, yaşıyoruz, demektir.

İnsanoğlu -Kıyamete kadar- ne kadar farklılık ve aykırılık varsa onları muhafaza ederek yaşayacaktır. Hiçbir inanç, inançsızlık veya insan eliyle ihdas edilen sistem ve düzenler bütün insanları kapsamayacaktır.

Bu anlamda Müslüman olarak, İslam'ın hakkın kendisi olduğuna inanan olarak, şunu da net olarak biliyorum ki kıyamete değin Hak ve batıllar var olacak. Burada asıl olan her bir insan tekinin nerede yer almasıdır.

Hakikatin kendisi olan İslam inanç ve yaşayışına inananlar, diğer insanlarla aralarında bir iletişim ve yaşama hukukunu ihdas etmiş durumdadırlar.

Müslümanlar diğer inanışlarla ve inançsızlıklarla nasıl bir hukuk içinde yaşayacaklarını kaidelere bağlamışlardır.

Bu zor ve çetrefilli bir mevzuu. İslam'ın iç hukuku ayrıdır, diğerleriyle oluşturduğu hukuk ayrıdır, bunları birbirine karıştırmamak gerekir.

Dış hukuk, savaş ve barış hukukudur. Bu, konumuz dışıdır. Ayrıca bu konuda yetkinliğimin olmadığı da bilirim.

Sıkça gündeme gelen, getirilen; "birlikte yaşama", "kamplaşmama", "aynı gemideyiz" gibi söylemler ve iddialar üzerinde ağırlıklı olarak durmak istiyorum.

Beraber yaşamanın ilk ve en önemli şartı; her bir kişinin, toplumun neye inandığı, nasıl yaşamak istediği, açık ve sarih bir şekilde orta yerde olması lazım gelir. Bunun ana belirleyicisi de dindir, dine inanma ve yaşama biçimidir.

 

DİN NEDİR?

Din bir vicdan işi midir? Kişinin iç dünyasını düzenleyen, zenginleştiren, deruniliğe ulaştıran ve fakat dünyanın kirli paslı işlerine bulaştırılmayan yüce bir manzumeler bütünü müdür?

Dini anlayış ve dini hayat; belli ahlâkî kurallar koyan ve bu kurallar da toplumdan topluma, asırdan asra değişebilen bir düşünce biçimi, toplumlar ve çağlar değiştikçe değişen, ilerlemeler sağlayan, sürekli tebdil ve tağyire uğrayan bir anlayış mıdır?

Yoksa ilk insan aynı zamanda ilk Nebi olan Hz. Âdem ile başlayan ve peygamberler kervanı ile devam edip Hz. Muhammed (s.a.v.) ile son ve mükemmel şekline ulaşan, mutlaka uyulması gereken ilahi buyruklar bütünü müdür?

Bu vb. soruların cevabı, her insan tekinin, inanış ve yaşayış biçimine göre farklılık arzeder.

Önemle üzerinde durulması gerek husus, Allah inancı ve Risalet meselesidir.

Allah inancı denilince ne anlaşılmalıdır? Allah sadece yaratıcı mıdır? Yoksa yaratan, terbiye eden, insanların nasıl bir hayat sürmesi gerektiğini, insanlara bildiren Hayy, Kayyum, Aziz, Alîm... yüce bir... ZAT mıdır?

Böyle inanmak veya inanamamakta inananlar serbest olabilir mi? Yani yüce yaratıcının zatî ve sübutî sıfatlarına ve isimlerine nasıl itikad edilmelidir? Bu biraz kelami bir konudur. Lakin Allah'a inanmak, kuru laflarla geçiştirecek bir mesele değildir, çünkü hayatın seyri o inanışa göre yol alır.

İlahi buyrukların en sonuncusu ve mükemmeli de Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an Allah'ın Kelamıdır, kul lakırdısı değildir. Bu ilahi buyruklara inanmak veya inanmamak insanın kendi hür iradesidir. Allah'a ve Risalet'e inanmakla mümin olunur, bunları inkâr etmekle de gerçeğin üstü örtülür ve böyle olanlar kafir olur.

Risalete inanmak, en son risaletin Hz. Peygamber (s.a.v)'e indirilen Kur'an olduğunu tasdik etmekten geçer. Önceki risaletlere inanıp son risaleti inkâr etmek ne derece inandırıcıdır? Yani ehl-i kitabın Hz. Adem, Hz. Musa, Hz. İsa'ya, onlara indirilenlere inanıp Hz. Muhammed (s.a.v.)'in risaletine, ona indirilen Kur'an-ı Kerim'e inanmamak ne derece Allah inancıyla bağdaşır?

Bu konuya yeri gelince değinmek zorunda kalabiliriz.

...

İslam inancına göre; insanlar inanç hususunda ikiye ayrılırlar: İnananlar/müminler, inanmayanlar/inkârcılar.  Bir de ara bir sınıf vardır, inanmadıkları halde inanır görünenler. Bunlara da literatürde münafıklar denilir. Açıktan Müslüman, gizliden kâfir olanlar. Bu sınıf en tehlikeli sınıftır inanç açısından. Suret-i haktan görünüp içeride İslam toplumunu ifsat etmeye, dini inanışı zedelemeye, müminlerin kalbine vesvese vermeye çalışan güruh. Kaypak ve karaktersiz, inkârını izhar edemeyecek kadar korkak ve sinsi. Bunların bir taifesi kişisel olarak münafıklık eder, Müslümanlar arasında yaşadıkları veya Müslümanlarla ilişkileri -alışveriş, komşuluk gibi- olduğu için Müslüman görünüp kendilerini koruyanlar demek mümkün. Bir diğer zümre ise, Müslüman görünüp ehl-i İslam'ın arasına katılarak, insanlara vesvese veren, inananların itikatlarına şüphe sokmaya çalışan, Müslümanların zaaflarını keşfedip o zaafları üzerinden toplumu dejenere etmekle görevli ajanlardır. Kur'an bunların üzerinde çok durur ve inkârcılardan daha aşağılık yaratıklar olarak sayar. Tarih de bu tür insanlara şahittir.

Bunları zikretmemin sebebi, insanlar inanç açısından sınıf sınıftır, her bir inanç kümesi kendi itikadınca bir hayat sürmek ister oluşundandır. Sürdürmek istediği hayat tarzını da güçleri nispetinde toplumsallaştırmak, kanunlaştırmak ve devletleştirmek isteği ve çalışmasıdır.

...

 

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

Said Nursi'den
(19 Haziran 2020, Cuma) (Mesnevi-i Nuri...
Toplumsal Yapılanmada Dinin Yeri - III
(12 Haziran 2020, Cuma) ALLAH İNANCI K...
Toplumsal Yapılanmada Dinin Yeri - II
(5 Haziran 2020, Cuma) İNANÇ AÇISIND...
Toplumsal Yapılanmada Dinin Yeri - I
(30 Mayıs 2020, Cumartesi) Din; kişi,...
Acziyetin İçinde Saklı Kuvvet
(16 Mayıs 2020, Cumartesi) "Der tarik-...
Genelleme? Komplo? Teferruat?
(7 Mayıs 2020, Perşembe) Hangi konu, ...
Hani Kamplaşma Olmayacaktı!
(4 Mayıs 2020, Pazartesi) Bilim-din i...
Nesli Koruma Mücadelemizi Sürdüreceğiz
(28 Nisan 2020, Cuma) Geçtiğimiz haft...

Kimler Sitede

Şu anda 10 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 546
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 3567211
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >