Acziyetin İçinde Saklı Kuvvet PDF Yazdır e-Posta

(16 Mayıs 2020, Cumartesi)

"Der tarik-i aczmendî lâzım âmedçâr çiz / Fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-i mutlak, şevk-i mutlak ey aziz." Said Nursi

Acizlik yolunda (yürüyene) lazım gelen çare, şey / Mutlak fakr, mutlak acz, mutlak şükr, mutlak şevktir ey aziz.

Kuvvet ve acizlik, iki zıt gibi görünse de biri diğerini besler. Acziyet olmasa kuvvetin değeri anlaşılmaz.

En güçlü olanların acizlikleri derin ve ürkütücüdür. Gizledikleri zaaf ve çaresizliklerini, içine düştükleri boşlukları, boyun eğdikleri ne ise onları, kuvvet ve güç gösterisiyle örterler. Zaafları ve acizlikleri açığa çıkmasın diye etraflarına duvarlar örerler.

Halbuki aciz olmak, aciz kalmak, güç yetirememek insanidir. Bütün insanlar öyle veya böyle aciz kalabilirler. Allah'ın önünde, Allah'a karşı bütün insanlar güçsüzdür, acizdir. İnsanın Allah'a karşı acizliği sadece ahirette değildir, bu dünyada da beniâdem aciz kalabilir. Semavi ve arzî afetler, değişik hastalıklar, salgınlara karşı da acizliğimiz orta yere serilir zaman zaman.

 

Acizliğe biraz daha yakından bakalım.

Acz / aciz: Çaresiz kalmak, çare bulamamak.  Kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar zayıf ve iktidardan yoksun olmak. Başkasına ihtiyaç duymak, yardıma muhtaç olduğunu görmek ve fiilen bunu tatmak.

Acziyet, kişiden kişiye, halden hale değişiklik arzeder. En güçlü insanların da aciz kaldığı durumlar vardır, olabilir. İnsan bazen bunu itiraf eder, bazen de edemez.

Aslına bakılırsa, beniâdemin en büyük acizliği açıkça fark edilemeyen acizliktir.  Çünkü yaşaması için çok şeylere ihtiyacı vardır. Hayatını sürdürmesi için, emrine amade kılınan bunca imkan olmasa nasıl yaşamını sürdürebilir. Yani ihtiyaçları hem kainatı kuşatmış hem de sonsuz olmasına rağmen bunlardan en basitini dahi kendi başına tedarik edemeyecek kadar acizdir insan.

Bu acziyeti gideren ne olabilir, onu ne önler, ne karşılar?

Üstada göre acziyetin çaresi: Mutlak fakr, mutlak acz, mutlak şükr, mutlak şevktir.

Evvele beniâdem acizliğini gerçekten kabul edecek. Ne kadar güçlü olursa olsun, elinin altında ne kadar imkan olursa olsun, bunların hepsi Allah'ın gücü ve kudreti karşısında çok aciz kalacağını bilmesi lazımdır. Kur'an'daki ibretli kıssalar, tarihi gerçekler, bize çok güçlü, kuvvetli gücüne ve kuvvetine taparcasına inananların veya tapanların akıbetlerinin ne olduğunu açıkça göstermektedir.

Bizden önceki kavimlerin, toplulukların başına gelenlere ibret gözüyle bakabilenler, yeryüzünü gezip önceki toplulukların ihdas ettikleri, inşa ettikleri medeniyetlerin, tekniklerin nasıl yerle yeksan olduklarını görebilme imkanları vardır. Gezin görün, yere çakılmayın, yere saplananlar, kendi güçlerini abartırlar.

Acizliğin farkına varmasının bir ayağı da mutlak fakr u zarurettir. Fakirliği, başkasına muhtaç oluşu sadece maddi imkan olarak anlamamak gerekir. İnsanın yaşaması için başka varlıklara ne kadar muhtaç olduğunu anlaması bunun ilk adımı olacak. Yaşamamız için; gece,  gündüz, hava, su, toprak, bitki, hayvan... olmasa biz ne yaparız.  Ayrıca diğer insanların çalışması olmasa, onlar üretmeseler çok güçlülere ne yer ne içerler, nasıl hayatlarını devam ettirirler? Başka bir husus bize bahşedilen akıl olmasa ne yaparız, bir an aklımızı yitirirsek halimiz ne olur? Fakr denilen şeyi biraz inceden inceye tefekkür edersek meseleyi belki daha iyi kavrayabiliriz.

Allah'ın rahmet ve merhametine muhtacız.

Bunların farkına varış ise, mutlak şükür etmekten geçer. Şükür; vereni hatırlamak ve ona gereken hürmeti göstermekle olur.

En ufak bir iyiliğe teşekkür etmekle başlar, nimetleri bize sunan yüce Allah'a şükr etmeye değin uzanır.

Görünür manada bize yardım edene genelde teşekkür ederiz,  nankörler hariç onlar su içtiği kaba tükürürler. Soysuzlar ve kadirbilmezler ise, teşekkür edeceklerine, kendilerine iyiliği dokunanları görmek istemezler, onun için ortamlarını değiştirirler.

En büyük nankörlük Allah'a karşı yapılan nankörlüktür. Yani Allah'ın nimetlerini yalanlamaktır. Tenezzül edip Rahman sûresine bir göz atsalar, anlarlar nankörlüğün ne olduğunu.

Acizliğin farkına varmak, kendi fakirliğini görebilmek, yapılan iyiliklere ve verilen nimetlere şükür edebilmek de insanın şevkine bağlıdır. Ümitvar oluşla birebir merbuttur. Ümitle bu sayılanlar içiçe girerse yekdiğerinden ayrılmaz bir hal alırsa işte o zaman bir canlanma olur.

Gelecekten ümidini kesmiş insanın ne acziyeti itiraf etmesi, ne fakirliğinin farkına varması, ne de şükrünü eda edebilmesi mümkündür. Çünkü bunların hepsi bu dünyada İslam'ın anladığı manada sulh u salahın sağlanması, ahirette de Allah'ın rızasını kazanarak, cennetine girme isteği ve gayretine bağlıdır. Bu istek ve gayretin getirdiği bir aşk ve şevkle bunlar sağlanabilir.

İnsanın kendini beğenmişliğini biraz incelemesi, biraz kendiliğin kendisine ait olamayacağını bilmesiyle de alakalıdır konumuz.

Kendisi gibi beniâdeme muhtaç kulların, Allah'a ihtiyaçları daha fazladır. İnsanın küçük bir iyiliği karşısında ezilen ve onu nasıl ödeyebilirim diye didinen insan neden Allah'a karşı bu kadar müstağni davranıyor. Bu nankörlerin nankörlükleri küfre kadar uzanıyor. Haydi diyelim bu dünyada kişiye iyiliği dokunandan kaçabildi insanoğlu, sınıfın değiştirdi, semtini değiştirdi, önce ilk iyilik yapanı unuttu veya unutturdu, bunlar mümkün. Ya Allah'ın çatısından kurtuluş mümkün mü? Öldükten sonra dirilişi inkâr etmek meseleyi çözer mi? Haydi diyelim inanmayanlar için, böyle bir yol seçilmişler için bu hal yani Allah'a karşı nankörlük anlaşılır bir durumdur. Onlar ahirette uyanacaklar gafletlerinden.

Ya iman ettiğini söyleyip böbürlenerek, kibirlenerek, etrafına caka satarak hayat sürenlere ne demeli. Geçmiş acizliklerini unutup bugünkü geçici kuvvet ve kudretlerine güvenene ne demeli.

Hepimiz her bir insan teki acizdir, ama acizliklerimiz farklı farklıdır. Herkes bir yerde aciz olduğunu kabul etmeli.

Acizlerin dayanağı, en kuvvetli olan, kuvvet ve kudretine sınır tanınmayan, güç ve kuvvet ancak kendisine dayanarak elde edilebilen yüce Allah'tır.

Allah'a dayanan, güç ve kuvvetin Allah'tan olduğuna inanan en güçlüdür. Gücüne güvenerek zulüm işleyenler, Allah'a tam güvenen acizler karşısında mum gibi eriyip giderler. Tarih böyle sahnelerle doludur. Gücün en büyüğü iman gücüdür. İmanına zulüm bulaştırmayan, Allah önünde her varı yok sayan, güçlüler karşısında asla boyun eğmeyen yiğit yoksullar, en kuvvetli acizlerdir. Acizlikleri Allah'a karşıdır. Allah önünde eğilenler, O'na rükû ve secde edenler, en azizlerdir.

Allah'a karşı böbürlenenler en zelil ve biçarelerdir. Allah'a karşı böbürlendiğini sananlar aslında kendileri gibi olan ve imkanları kıt olanlara karşı güç ve kuvvet gösterisinde bulunuyorlar. Kendilerinden daha güçlü birine denk gelirlerse süklüm püklüm olurlar, süt dökmüş kediye dönüverirler. Çünkü tekebbür başka bir büyüklükle karşılaşırsa sönüverir. Tüm kuvvetler Allah'ın kuvvet ve kudreti karşısında zaten kendiliğinden yok olur gider. Nadanlar bunu anlamakta zorluk çekerler.

Üzerinde durduğum konu ile çalışmak, gayret göstermek, güçlü ve kavi Müslüman olmak, veren el durumuna yükselmekle alakası yoktur.

Burada insanî acizlikler üzerinde durmaya ve insan gücünün sınırlı olduğunu beyan etmeye gayret ettim. Aciz olan insanın yapıp ettiği herşey, acizlik içerir, zaaf taşır, noksanlığı olur.

Öyle ise, beniâdem, yapıp ettiklerinin cemicümlesini ilahi terazide tartmalıdır. İnsanevladı olarak; düşüncelerimiz, kurum ve kuruluşlarımız, yapıp ettiklerimiz, bulduğunuzu sandığımız yol-yöntemlerimizin hepsini Allah'ın istediği istikamet üzere olmasına dikkat edeceğiz. Acziyetimizi, zaaflarımızı onunla gidereceğiz.

Acziyet hikmete sarılmaktır desek abartı olmaz.

Şairimiz ne güzel özetlemiş;

Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete râm ol...

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

ÜMMETÇİLİK - YERELLİK
Yerellik- Yerlilik Yerellik İng. Local...
12 Eylül Değerlendirmesi / Independent Türkçe Röportajı
(12 Eylül 2020, Cumartesi) Kazım Sağ...
Nisyan
(18 Ağustos 2020, Salı) İnsan nisyan...
Say ü Gayret
(14 Ağustos 2020, Cuma) Bir adale ne k...
Yardım Kuruluşları
(4 Ağustos 2020, Pazartesi) İnsanın ...
Asım Gültekin Rahmet-i Rahman'a Kavuştu
(24 Temmuz 2020, Cuma) İNNA LİLLAHİ ...
15 Temmuz
(17 Temmuz 2020, Cuma) 15 Temmuz darbe ...
Toplumsal Yapılanmada Dinin Yeri - V
(11 Temmuz 2020, Cumartesi) MODERN DÜN...

Kimler Sitede

Şu anda 17 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 557
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 3654269
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >