İktidar Mantığı / Dili PDF Yazdır e-Posta

(27 Aralık 2019, Cuma)

Daha önce ?Muhalefet Mantığı? ile alakalı bir yazı yazmış, mevcut anlayış ve işleyişe göre muhalefet mantığının nasıl işlediğine dikkat çekmiştim. Yanlışa, haksızlığa karşı çıkmanın gereğine inanmak ve nasıl bir karşı koyuş sergilemek ile benim dikkat çekmek istediğim husus farklıydı.

Dikkat edilmesi gereken şey, zihin işleyiş biçimidir. Muhalefete kendini zorlayanların akıl yürütme ve mazeret üretme şekli üzerinde durdum. Nasihat etmek, zalim karşısında hakkı haykırmak tabii ki her Müslümanın, fıtratı bozulmamış her insanın vazifesidir. Haksızlık karşısında susmanın dilsiz şeytan olabileceğinin de farkındayım. Konumuz bu değil.

Şimdi de ?İktidar Mantığı/ Dili?  konusunda aynı minval üzre bir değerlendirmede bulunacağım.

 

Akl-ı selimle icra edilen iktidarın, vahye istinad eden ve o doğrultuda iktidarını sürdüren erk sahiplerinin, adil iktidarın mantığını irdelemiyorum. Adalet mantığının nasıl işlediğini ve adil bir erk sahibinin nasıl davranması lazım geldiğini nasip olursa, Allah kısmet ederse, daha sonra incelemeye çalışacağım.

Şimdi, sade, düz, yalın, yalnız iktidardan bahsediyorum. Yani mahza iktidardan. Modern dünyada, erki gücü elinde bulunduranların ahvalinden bahsedeceğim.

Güç, mutlak manada gerekli.

Gücü kullanma esnasında, bağlı bulunması ehemmiyet arz eden hususlar vardır, bunlara dayanarak kullanılırsa, bunun adı adaleti ikame etmek olur. Eğer kural ve kaideleri hiçe sayarak, kendine yontarak, bağlamından kopararak, yalnızca erkini pekiştirmek ve devamını sağlam için kullanılırsa, bunun adı da haksızlık olur, zulüm olur. Neticesi de sosyal ifsat olur.

Gücü elinde bulunduran daima olumluluktan yana tavır koyar.

İktidardakine göre olumluluk iktidarın yaptığıdır.

Yanlışların, haksızlıkların, aleni fıtrat karşıtlığının daima bir mazereti, geçerli bir nedeni vardır. Kıyaslamaları daima geçmiş veya günümüzdeki yanlışlara göredir.

Bizden önce nasıl kötü işler yapılıyordu veya bakın bugün dünyada nasıl haksızlıklar, insan hakları ihlalleri oluyor. Bir de bize bakın bu kadar kargaşa ve haksızlıklar arasında nasıl da düzgün işler çıkarıyoruz.

Erk sahibi aile reisi ise, kendi hatalarından çok aile fertlerinin yanlışları ve eksiklerini öne çıkarır. Hanımı, oğlu, kızı, torunu, kendi küçük kardeşleri? kendisini anlamadığı ileri sürer. Aile içi bir ahenk, bir uyum ve düzgün bir durum var ise, bu da ona ait olur. O aileyi toparlıyor, o herkesin önünü açıyor...

Erk sahibi iş yerinde patron ise, işler düzgün gidiyorsa hep onun zekâsı ve becerileriyle bu oluyordur. O iş yerinde çalışanların, yetenekli kadronun çok fazla etkisi yok. İşler kötü gidiyorsa sorumlu o olamaz. O zaman mesuliyet ya müdürdedir veya diğer personelde.

Erk sahibi bir sosyal işletmenin başında ise, bütün iyi ve verimli işler onun sayesinde oluyor, diğerlerinin çok ehemmiyeti o kadar yok. İşler kötü gidiyorsa, bu sefer kendini geri çekerek suçu diğer elemanlara yüklüyor. Böyle sıkıntılı anlarda onun asla kusuru olamaz, gelinen yerin sorumluları başkaları olur.

Erk sahibi, parti başkanı ise, parti yükselişte ise zaten parti onun eseridir, çünkü başkandır, işleri o evirip çeviriyor, yol-yöntemi o belirliyor. Diğer parti mensupları da onun sayesinde bu başarıya ortak olmuşlar, belki de ortak edilmişler, bey efendi tarafından. İşler kötü gider parti inişe geçerse, bu sefer de başkan suçu çevreye dağıtıyor. Başarı tek başına erk sahibine başarısızlık ise ondan başka herkese dağıtılıyor.

Erk sahibi bir kanaat önderi ise, bağlıları bir yere gelebilmiş iseler, onun gölgesine sığınarak gelebilmişler. Eğer bir açmaz varsa fikirleri, kanaatleri geçmiyorsa, rağbet görmüyorsa bu sefer sorumlu o değil çevresi ve onu yanlış anlayanlara oluverir.

Erk sahibi olmak daima uyanıklığı ve muhasebeyi gerektirir. Bir an dalgınlık veya yanlışa göz yumma işleri tersyüz edebilir.

Erk sahipleri, yanlışlarını daima doğru göstermeyi, yönlendirmeyi severler. Yanlışlarını söyleyenlerden pek hoşlanmazlar. Etraflarında, her daim onları öven ve her dediklerini tasdikleyenleri bulundururlar. Yanlışlarını alalayan meddahları çok severler, onların önünü açar, doğru söyleyenleri ise geriye iterler. İşler bozuldukça, kendilerini ikaz edenleri suçlarlar ve kendi yanlışlarını doğrulayanları da överler.

Çevrelerinde hakkı haykıranları uzaklaştırırlar. Uzaklaştırmakla kalmazlar itibarsızlaştırma yoluna giderler.

Böyle erk sahipleri en çok propagandaya önem verirler, algı oluşturarak haksızlıklarını ve yanlışlarını örterler, hatta bazıları o kadar mahirdirler ki eksikliklerini ve yanlışlarını karşı tarafa yığıverirler. Bu konuda en başarılı Hitler sayılır.

Böyleleri yenilgileri zafer addederler. Lafazanları ve yalakaları çok olur.

Sıkıntılı anlarda, onlar daima doğru yola devam ettiklerine inanırlar lakin yanındakileri, sapmış kabul ederler.

Bir yol tuttururlar o yolu kıyamete kadar sürdürmek isterler.

Değişen şartları kaale almazlar, çünkü şartların değiştiğini kabul ederlerse kendilerini de değiştirmek zorunda kalırlar. Yeni şartlarda onların erkleri tehlikeye girebilir diye endişe ederler.

Çok kuşkucudurlar, herkesten ve her şeyden nem kaparlar.

İdaresi altındakilerin zaaflarından yararlanırlar.

İş tuttuklarından yetenekten çok güven ve itaat isterler.

Davaları onların şahsında ancak temsil edilebilir diye inanırlar.

Kesin inançlıdırlar, düşünüş ve işleyişleri siyah-beyazdır, ara renkleri asla olamaz. Ara renk belirsizliktir, dolayısıyla kayma ve sapmadır.

Onlar en son nerede duruyorlarsa orası insaniliğin, İslamlığın tam orta yeridir.

Başkasını dinlemeyi çok sevmezler. Dinleseler bile, anlamak istediği gibi anlarlar.

İlgili oldukları hakkında teferruatlı bilgi sahibi olmayı huy edinirler.

İdare ettiklerini avucu içine almayı çok severler.

Onların dediklerini tasdik edenlerin önünü açar, az farklı düşünenleri devre dışı bırakırlar. Bu konuda çok mahirdirler.

?

Böyle erk sahiplerini sadece devleti idare edenler arasında aramak yanlıştır. Her ailede, her sosyal yapıda, her partide, cemaatte, tarikatta, spor organizasyonlarında, kısaca hayatın her alanında bunları görmek mümkündür.

Alttan gelen bu tür erk anlayışı ve işleyişi büyüye büyüye, gelişe gelişe topluma sirayet eder hale gelirse, o zaman toplum büsbütün bozulur, toplumsal hastalık haline gelir.

Her yapılanmada bu gözükür hale gelirse, toplumun tefessühü de hızlanır.

Bundan kurtuluş yok mudur? Elbette vardır.

İlk adım suçu tepede değil tabanda en altta, ailede aramak lazım. Aile işleyişinde despotluk sürerse bu topluma rahat yansır. Düzgün işleyiş olursa o da topluma yansır.

Olduğunuz gibi idare olunursunuz hükmüne bir de bu gözle bakmalıyız.

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

Bilim Sanat Vakfı'na Kayyum Atanması Hakkında
(22 Ocak 2020, Çarşamba) Bilim ve San...
Diriliş Neslinin Amentüsü - I
(17 Ocak 2020, Cuma) Karakoç'un "Diril...
İktidar Mantığı / Dili
(27 Aralık 2019, Cuma) Daha önce ?Muh...
Türkiye için çıkış yolu var mıdır?
(20 Aralık 2019, Cuma) Temel esaslar d...
Serlevhasız
(10 Aralık 2019, Salı) Yıllar önce ...
Yeni Bir Arayış Mümkün Mü?
2 Aralık 2019, Pazartesi Partisel siya...
Akıl - Hayat
(22 Kasım 2019, Cuma) Canlıların ya...
Muhalefet Mantığı
(15 Kasım 2019, Cuma) Muhalefet kelime...

Kimler Sitede

Şu anda 32 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 527
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 3387348
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >