Türkiye için çıkış yolu var mıdır? PDF Yazdır e-Posta

(20 Aralık 2019, Cuma)

Temel esaslar doğrultusunda umumi, ilkeli siyasi bir yol izlemek bu ülkede, adeta imkânsız hale gelmiş durumda. Çok hareketli ve kaygan bir coğrafyada ilkeli ve açık bir siyaset gütmek hayli maharet ister. Ülke idaresini elinde bulunduranlar ve iktidara aday olmak isteyenler, çok fazla dikkatli ve itinalı davranmak mecburiyetindedirler. 
Her şeyiyle oturmuş,  müesseseleri uyumlu çalışan ve istikameti açık ve sarih bir ülkeden bahs etmiyoruz. Her bir anlayış ve siyasi yapı kendine göre bir istikamet vermeye çalışıyor. Umumi işleyiş içinde farklılıklardan söz etmiyoruz, sanki yeni bir devlet kuruluyor ve bu yeni devletin yapılanması gündemde ona göre de siyaset üretiliyor(!)


Aslında öyle bir durum yok, devlet cumhuriyetin ilanıyla yeniden yapılanmış ve o istikamet üzre yürüyor, gerisi lafügüzaf. 
Lakin 96 yıllık cumhuriyet kendini yenilemek zorunda. Problemlerin kaynağı budur, bu hususta barikatlar var, tabular var. 
***
Elan nasıl bir yerdeyiz ve ana hatlarıyla dış ve iç açmazlar nelerdir? Bunları biraz kurcalayacağım.
Modern dünyada iç ve dış siyaseti birbirinden ayırmak güç, belki de yersiz. Dünyanın bu denli içiçe girdiği bir zaman diliminde iç- dış siyaseti kalın hatlarla birbirinden ayırmak da söz konusu olamaz. Buna rağmen gene de iç siyaset ile dış siyaseti birbirinden ayırmak zorunlu olabilir. Dış siyasette siyasiler arasında bir uyumluluk, iç siyasette farklılık olabilmeli. Bu hale devletin devamlılığı demek de mümkün. 
Şu an Türkiye?de böyle bir durum söz konusu değil. 
***
Dış siyaset açısından bakılırsa; ülke kuşatılmış durumda. 
Güneyimizde Suriye, onun hemen yanıbaşında komşumuz Irak, iç kargaşa yaşıyor. 
İran kendi derdine düşmüş içine sürüklendiği açmazdan nasıl kurtulurum diye çırpınıyor. Çırpındıkça kendine en yakın ülkelerden başlayarak savunmaya geçiyor. Yani komşu ülkeleri karıştırarak problemlerini ülke dışına itmeye ötelemeye çalışıyor. 
Lübnan?da, Yemen?de ve hassaten Irak?ta yaptıkları ortada. Bu tür siyaset ilk hamlede iyi ve kazançlı görünüyor ve fakat zaman geçtikçe yakın komşularla düşmanlığa dönüşebiliyor. 
Elan Irak?ta cereyan eden son olaylar, İran?ın gereğinden fazla Irak?a müdahalesini geri tepmiş durumda ve ortak değer olan Şiilik artık İran?ın dış siyasetinde Irak zemininde işe yaramıyor. 
Yemen?deki Husilerle olan ilişkiler ne zaman nasıl bir patlak verecek, o zamana kalmış. Ama mutlaka günün birinde uç verecek ve İran?ın aleyhine dönecektir. Bunu temenni ettiğim için söylüyor değilim. 
Suriye?de nasıl bir akıbete irca olacak İran siyaseti?
Türkiye İran ilişkisi çok fazla problemli sayılmaz. Çünkü İran-Türkiye birbirlerine  karşı temkinli bir siyaset güdüyor. Bunda İran mı daha akl-ı selim davranıyor, yoksa Türkiye mi? Bu soru şimdilik askıda kalsın veya okuyucu kendisi değerlendirsin. 
Türkiye?nin dış siyaseti en az İran kadar sıkıntılıdır.  
Suriye nasıl bir şekil alacak, Türkiye?de bulunan göçmenler/ sığınmacılar, misafirlerimiz/ kardeşlerimiz adına ne dersek diyelim ne olacak? 
Türkiye?nin şimdilik kaydıyla yerleştiği Suriye topraklarındaki durumu ne olacak? 
Rusya dahil tüm dünya ülkeleri bu konuda Türkiye aleyhinde. 
Türkiye?nin kendi takvimi bu hususta net, ama bu net takvimin işleyişini dünya devletleri ne kadarına razı olacaklar. 
Türkiye diyor ki; ülkeme Suriye?den gelecek tehdit ortadan kalkmadan ben oradan çıkmam.  Türkiye- Suriye arasında bir Kürt devletini yarı bağımsız bir Kürt yapılanmasını da kabul etmem. Rejimin despotluğuna rıza göstermem. Suriye?de şartlar normalleşecek, Türkiye?nin istediği bir hukuki altyapı hazırlanacak, ülke serbest bir seçime gidecek. 
Suriye?nin kuzeyinde de güvenli bir bölge oluşacak veya Türkiye oluşturacak, bu oluşturulan bölgeye Türkiye?deki Suriyeliler yerleştirilecek ve oradan Türkiye?ye bir daha asla tehlike gelmeyecek bir yapılanma oluşacak o zaman Türkiye Suriye?den çıkacak.  
Bu sayılanların hepsinin olma ihtimali % kaçtır ve ne kadarı ne zamanda olabilir?
Suriye konusunda, iktidar ve muhalefetin ortak siyaseti yok. 
Suriye meselesi birkaç on yıl süreceğe benziyor ve Türkiye?nin başını ağrıtmaya devam edecek. 
Azerbaycan- Ermenistan arasındaki gerilim ister istemez Türkiye?yi etkiliyor. Tek millet iki devlet siyaseti şimdilik iyi gidiyor ama ileride ne olacağını Allah bilir. 
Gürcistan, Ukrayna durumalışı da Türkiye?yi etkiliyor. Çeçenistan ile Rusya arasındaki gerginlik ve Rusya?nın Çeçenlere uyguladığı katliam daima problem olmaya hazır bir vaziyettedir. Şimdilik Türkiye- Rusya arası iyi ise de ileride Çeçenistan bu konuda bir sıkıntı vesilesi yapılabilir.  
Yunanistan AB ülkelerini de arkasına alarak Türkiye?yi sıkıştırmaya çalışıyor. 
****
Birinci cihan harbinde bırakılan yerden devam eden bir siyaset güdülüyor Batılı ve Doğulular tarafından. İslam coğrafyası yeniden şekillendirilmek isteniyor, haritalar değişmese bile hangi İslam ülkesi(!) hangi Medeni(!) ülkenin yörüngesine girecek? Yani Batılı ve Doğulu büyük güçler coğrafyamıza nüfuz etmeye ve yeniden dizayn etmeye çalışıyorlar. 
İki kutuplu dünyanın çökmesiyle siyaset sahnesine çıkan taze güçler de pay almak istiyorlar. Tabii bunu bizim coğrafyamızda da yapmaktadırlar. 
Türkiye burada kilit rol oynuyor. İki cihan harbinden sonra kendisine biçilen yere razı olmuyor, bunun için yeni pazarlıklar yapmak istiyor. Buna mukabil, Batılı ve Doğulu büyük güçler/emperyalistler, karşı hamle yaparak ülkenin başına yeni yeni belalar açıyorlar. Bunların en barizi Kürtçülüktür. 
Suriye- Irak- Yemen- Libya- Cezayir- Afganistan-İran vb. ülkelerde meydana gelen olaylar, Türkiye?yi fazlasıyla ilgilendiriyor, çünkü ülkeye etki ediyor. 
Sanıldığı gibi Türkiye bunlara karışmayarak kendini kurtaramaz. İster istemez müdahil olmak durumunda. Belki burada müdahil oluş biçimi, müdahil oluş oranı üzerinde durulabilir. 
Ayrıca Doğu Akdeniz?de yapılan maden aramaları da Türkiye açısında bir varoluş meselesi. 
Anlaşılan ülkenin dış siyaseti problemli.
Bunun aslı esası nedir? üzerinde durulması gereken en önemli mesele. Türkiye yanlış dış siyaset uyguladı da mı böyle oldu. Yoksa ülke çıkarlarına uygun bir dış siyaset gütmeye başladı da onun için başına bu belalar sarıldı. 
Türkiye?nin yüzdeyüz dış politikası doğrudur veya yanlıştır demek yerine, nerelerde nasıl yanlış adım attı, nerelerde doğru hamlelerde bulundu diye irdelemek daha doğru olacak. 
Dış siyaset ana hatlarıyla düzgündür demek mümkün. Lakin atılan bazı erken adımlar ve hesaba katılamayan bazı durumlar ülkeyi zor durumda bırakmış demek de mümkündür. 
Açık örneği Suriye konusudur. Suriye?de yapmak zorunda kaldığı hamleleri doğrudur daha doğrusu mecburiydi. Mesela Cerablus, Afrin ve en son Barış Pınarı hareketleri. Bunlar doğru kararlardır. Ama sığınmacılar/ göçmenlerle ilgili siyaset için çok doğrudur demek imkansız.
Bunlarla ilgili daha önce kanaatlerimi belirtmiştim. 
Türkiye, kendi ülkemi savunmak zorundayım, onun için bunları yapıyorum demek ve böyle bir gerekçe sunmak yerine, Suriye muhalefetin yanında aleni ve açık yer alması ve Suriye iç meselesine bir Suriyeli gibi davranması tepkileri fazlalaştırdı. Öyle bir siyaset gütseydi ne olurdu o da belirsiz.
***
İç siyaset ise karışık. İç siyasetin karmaşası ve karışıklığını iki ana sebebe bağlamak kısmen anlaşılmasına katkı sağlar. 
Birinci sebep, dış siyasetin mecburi değişimidir. Türkiye dış siyaseti dünyanın umumi gidişatına uyarak değişikliğe uğramıştır/gidilmiştir. İki kutuplu dünya yıkılıp ona bina edilen uluslararası siyaset değişince Türkiye bundan fazlasıyla etkilendi. İki kutuplu dünyanın Türkiye üzerindeki uygulanışı da bitti, yeni bir dış siyaset zorunluluğu iç siyaseti de zorunlu olarak değiştirdi. Sağ- sol eksenli siyaset açmaza girince onun temsilcileri de iç siyasette tarz değiştirmek mecburiyetinde kaldılar. Elan bu nereye evirilecek belli değil. 
İkinci sebep, belki bu dış sebebe bağlı veya değil 96 yıllık cumhuriyet anlayışının ve bugüne değin işleyiş biçiminin girdiği yeni devredir. Bu kabullenmek istenmeyen bir durum şimdi. Lakin ileride bu daha da gündeme oturacak. Siyasiler ve sosyoloji bu arayışı sürdürmek ve yeni bir tarz geliştirmekle karşı karşıyadırlar. 
Hem muhafazakârlar hem de sol ve liberaller kendilerine yeni bir iç siyaset işleyiş biçimini bulmak zorunda kalacaklar, hatta kalmış durumundadırlar.
Şimdi bunu örterek yürütüyorlar, ama nafile. 
Ayrıca can yakıcı ve ülkenin iç ve dış siyasetini etkileyen belki de belirleyen bir husus da Kürtlük/ Kürtçülük meselesidir.  Bu mesele de İslam meselesi gibi askıya alınamaz bir meseledir.  İç siyasetin temelinde Müslümanlık ve Kürtlük ile devletin ilişki biçimi belirleyicidir. 
Tabii bu iki mesele aynı zamanda dış siyaseti de belirlemede önemli bir yer işgal eder. 
İmdi, sakin bir şekilde bu iki problem nasıl çözülür diye kafa yormanın ve siyaset üretmenin zamanı. İkisini de öteleyerek meseleler çözülemez. Riskli ve hayati iki mesele bu konuda kim nerde ve nasıl duruyor?  Buna bakmamız elzemdir. Bu aynı zamanda Müslümanlığımızın ve insanlığımızın da gereğidir.  
***
Batıdan büsbütün koparak bir siyaset gütmek mümkün değildir, hamaset yapılabilir, fakat karşılığı olmayan bir temennidir. Eskisi gibi Batı veya Doğuyu merkeze koyarak bir siyaset yürütmek de kolay değildir. Kolay olmadığı gibi geleceğimizi de karartan bir haldir. 
İslam dünyasına yaslanarak, dayanarak bir iç ve dış siyaset yürütmek de mümkün değildir. 
Kargaşa bir durum, böylesi durumlarda hükümetler, devlet erki ve aklı, sine-i millete döner. Sine-i millete dönüş; milleti millet yapan değerlere yönelmek ve onlara dayanmak, onlara yaslanmak ve onlardan yola çıkarak bir varoluş sergilemekle olur. 
Milletin aslî unsuru Müslümanlıktır. Bu Müslümanlıkları da biraz yaralı ve muğlaktır. Burada Müslümanların yapacağı işlerin başında bu muğlaklığı ve yaralı halini düzeltmek olacaktır. 
Din ile dil arasındaki bağı kuvvetlendirerek işe başlamak herhalde en akıllıca davranış olacaktır.  Türkçedeki din dilini ikame etmenin ilk adımı, Osmanlıcayı ihya etmekten geçer.  Osmanlıcayı lise mezunu, her insanın okuyup yazması bizi tarihimizle barıştırır. Nereden ve nasıl buraya geldiğimize de katkı sağlar. Geldiği yeri ve geliş şeklini bilemeyen geleceğe nasıl gideceğini de tam bilemez. Osmanlıca öğrenmek tek başına yetmez başka dilleri de bilmemiz icab eder. Türkiye?de her lise mezunu olan insanın Osmanlıca yanında; Arapça, Farsça ve en az bir batı dilini bilmesi gerekir.  
Cumhuriyetin kuruluşundaki korkular olmasaydı elan bu ülkede lise mezunu olanlar, sayılan dilleri biliyor olacaktı. Artık o korkuların devri geçti. Buna muhalefet ederek Latin alfabesini kaldıralım gibi tezler de makul değildir. Biz hem Osmanlıcayı hem Latin alfabesini aynı anda ve aynı oranda öğrenebilir ve öğretebiliriz. 
Osmanlıca ile İslam dünyasıyla ve İslami eserlerle irtibatımızı sağlamış oluruz, Latin harfleriyle batıyla irtibatımızı devam ettirirz. Çünkü Türkiye hem doğudur hem batıdır, ikisinden de vaz geçemez. 
Bu Doğu-Batı arasında tercih etmek zorunluluğunu da ortadan kaldırır. İnsanlık için gerekli ve elzem olan ne ise onu alıp bulmada bize avantaj sağlar. 
Genel manada İslamî ilimlere vakıf olmak, aynı zamanda dünya kültür mirasına katkımıza da vakıf olmak demektir. Bu katkıyı anlayan ve bilen, batıya karşı komplekse girmez, batıdan neyin alabileceğini de anlar. 
Bu hal İslam?ın ruhuna uygundur, İslam bir coğrafya ile sınırlandırılamaz. İslam?ı Doğu ile aynı kabul etmek yanlıştır. Bu Batılıların işine de yarar. Doğu da Batı da Allah?ındır, dolayısıyla doğu anlayışı da batı anlayışı da İslam?ın diriltici ruhuyla diriltilebilir. Yeter ki biz İslam?ın evrenselliğini ve fıtrıliğini bugünün insanına sunabilelim. Bu meseleyi en iyi Türkiye insanı yapabilir. Kültürü, geçmiş tecrübesi ve coğrafyası en müsait ülke Türkiye?dir.

 

 

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

Bilim Sanat Vakfı'na Kayyum Atanması Hakkında
(22 Ocak 2020, Çarşamba) Bilim ve San...
Diriliş Neslinin Amentüsü - I
(17 Ocak 2020, Cuma) Karakoç'un "Diril...
İktidar Mantığı / Dili
(27 Aralık 2019, Cuma) Daha önce ?Muh...
Türkiye için çıkış yolu var mıdır?
(20 Aralık 2019, Cuma) Temel esaslar d...
Serlevhasız
(10 Aralık 2019, Salı) Yıllar önce ...
Yeni Bir Arayış Mümkün Mü?
2 Aralık 2019, Pazartesi Partisel siya...
Akıl - Hayat
(22 Kasım 2019, Cuma) Canlıların ya...
Muhalefet Mantığı
(15 Kasım 2019, Cuma) Muhalefet kelime...

Kimler Sitede

Şu anda 36 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 527
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 3387247
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >