Yeni Bir Arayış Mümkün Mü? PDF Yazdır e-Posta

2 Aralık 2019, Pazartesi

Partisel siyasetten uzak ve fakat çok siyasileşen, politize olan bir yanımız var. Biryandan siyasetten kaçıyoruz, diğer yandan 7/24 siyaset konuşuyoruz. En ilmi konularda bile iş dönüp dolaşıp siyasete odaklanıyor.

Siyasete ilgi ise, her kesim ve yaşa göre değişiyor. İnsanımızın çoğu bir kampa yaslanmış onun gereğini yapıyor.

Türkiye’de elan iki ana akım siyaset var; biri AKP, diğeri de merkezinde CHP olan ve yelpazesini genişletmeye çalışan bir çevre. Bu iki ana akım dışında HDP var, onun siyaseti açık. Kürtlük/ Kürtçülük üzerine bina edilmiş bir siyaset. Türkiye ne kadar güçsüz ve aciz olursa o denli HDP’nin işine yarıyor. Onu şimdilik değerlendirme dışı bırakacağız. 

AKP çizgisinde siyaset güdenler, genelde savunma mevkiinde kendilerini görüyorlar, çünkü iktidarlar. Diğer cenah ise, saldırıda.

Savunma daha pasif ve daha muhafazakar olma durumunda. Saldırıda olan daha aktif ve hareketli, atılgan. Biri koruyor öbürü yıkıyor. Biri tamirci diğeri dağıtıcı silici.

Muhalefet ve iktidar diline alışmıştık. Çünkü muhalefetin normal şartlarda iktidar olma ihtimali yok gibiydi. İhtimal olmadığı için daima kendilerince belirledikleri ilkeler doğrultusunda hareket ederek yürüyorlardı.

Muhalefet, topluma, toplumun değer yargılarına pek ihtiyaç da duymuyordu. Kitabi, uluslararası arenada geçer akçe olan konu ve alanlarla iştigal ediyorlardı. Kasketli, şalvarlı, sarıklı, çarıklı, ayakkabıları çamurlu kesime ikinci sınıf muamelesini reva görüyorlardı. Bunu örtmek için de serapa halkçı kesiliyorlardı. Onların halk dedikleri de bu ülkenin insanına pek benzemiyordu. Latin Amerikan halkı gibi bir insan kümesi…

Kurgusal halkçılık sahifelerde ve bazı sendikalar bünyesinde kalıyordu. En fazla üniversitelerde okuyan kesimin haklarını savunan halkçılık.

İktidardakiler rahattı, nasıl olsa normal işleyişte muhalefet iktidar olamıyor. Onların korkusu ve endişesi ise zinde güçlerin devreye girerek arada bir – genelde 10 senede bir- ihtilal yaparak muhafazakâr kesimi yeniden dizayn etmesiydi.

***

İki kutuplu dünya yıkılınca, yenidünya düzeninin siyaseti de değişti, bu durum ülkemize fazlasıyla yansını ve iktidar da muhalefet de siyasetini değiştirmek durumunda kaldı. Artık eski tarz siyaset yürümüyor.

Dindar kesim, önce sola ve liberallere kapılarını açtı, onları okşadı, o çevreler de artık din karşıtlığını fazla öne çıkarmamaya özen gösterdiler, daha yerel ve milli bir dil kullanmaya başladılar.

AKP, AB kriterlerinin gölgesinde vesayet rejimiyle hesaplaştı, liberaller ve Kürtçüler de bu durumdan hoşnuttular ve faydalandılar.

***

15 Temmuz darbe girişiminden sonra ülke yeni bir atmosfere girdi. Ülkeyi alt-üst eden ve kurumlara güveni sarsan bu teşebbüs sonucu ister istemez, sıkı bir idare oluştu.

Devletin muhafızları mevkiindeki kurumlar devleti yok etme ve yeni bir şekle dönüştürmeye koyuldular.

Bu teşebbüste bulunanlara karşı alınan sert tedbirleri, önce liberalleri ardından Kürtçüleri AKP’ye karşı tavır almaya itti. Artık güvenlik, özgürlüğün önüne geçmişti. Güvenliğin öncelediği yerde özgürlük geriye itilir, öyle de oldu.

Elan toplumun büyük çoğunluğu güvenlik ve özgürlüğün birlikte ele alınmasını istiyor. Bu mümkün mü?

İktidar bunu denemek istedi, beceremedi, FETÖ ve PKK ile mücadelede güvenlik merkeze alınarak bir siyaset yürütülüyor. Bu içeride ve dışarıda ülkeyi açmaza sokuyor.

Bu hususta AKP ilk önce krizi iyi yürüttü fakat zaman geçtikçe, kriz yönetiminde zaaflar ve yanlışlıklar görünmeye başlandı. Pusuda bekleyen yerel ve uluslararası mihraklar devreye girdi ve başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP’yi yıpratmaya başladılar.

İktidara ayarlı siyaset güden AKP kadroları, yeni ahvale uygun bir karşı siyaset üretmekte de acze düştüler. Yerel ve küresel güçlerin desteğiyle AKP üzerinden Türkiye de yıpratılmaya başlandı. AKP aklı bunu da izah etmekte başarısız oldu. Derdini anlatamadı. Çünkü AKP adına fikir üretenler, fikir üretmediler karşı tarafa hakaretler yağdırarak cevap vermeye kalkıştılar. İktidara yol gösterme ehliyetini kaybettiler.

Bu durumdan faydalanan muhalefet iktidarın, sağın tabanına oynadı.

***

Ülkenin tek elden idare etmek ve oyalayıcı ve geciktirici engellenmeleri önlemek amacıyla “başkanlık sistemi” ihdas edildi. Bu yeni sistem ister istemez yeni taban arayışlarını doğurdu.

AKP yeni durumdan kârlı çıkmak için MHP’ye yaslandı. MHP’ye yaslanmak demek milliyetçiliği ırkçılığa yakınlaştırmak demek olacaktı, öyle de oldu. Bu hususta kendini ifade etmekte güçlük çekiyor. Bir taraftan mazlumların hamiliğine ve ümmetin geleceğine vurgu yapıyor diğer yandan ırkçılığı çağrıştıran söylem ve eylemlerde bulunuyor.

Böyle bir açmazda CHP harekete geçti ve muhalefetin merkezine oturdu.

Muhalefet merkezine oturan CHP de ister istemez siyaset tarzını değiştirdi. Lakin CHP’nin içindeki bir anlayış, bir grup da bu hususta direniyor. İki kutuplu dünyanın zihin kodlarıyla hareket ediyor. Yerele, millete, örf âdete, bilhassa İslam’a karşı sertliğini yer yer düşmanlığını devam ettiriyor.

Tam bu noktada AKP, CHP’nin fikir zeminine oynayarak Kemalizme sahiplenmeye başlıyor. Halbuki AKP’yi ve dolayısıyla Türkiye milliyetçi muhafazakar kesimi daha başka problemler bekliyor, Kemalistleşerek problemlerin üstesinden gelemez.

***

Can yakıcı problem; cumhuriyetin ilanıyla dahil olunan Batı merkezli dünyanın açmazları ve Türkiye ile olan iş tutma biçimidir.

Yenidünya, eski yenidünya değildir.

1950 ‘li yıllarda kurulan dünya sistemi çöktü veya tarz değiştirdi. Bize sunulan tek kutuplu dünya da değişiyor. Tek kutup artık yok, çok kutup var. ABD bir kutup ve hâlâ en etkin güç. Rusya taze ve hırslı bir kutup. Çin sessiz ve derinden gelen bir güç/ kutup. AB, bir kutup olma yolunda ilerliyor, kendi içinde yığınla problemleri var, dışa karşı yekvücut.

Çok başlı bir dünyada Türkiye, kendine alan açmaya çalışıyor. Bugüne kadar yaslandığı, dayandığı devletler, kamplar, beynelmilel kurum ve kuruluşlarla problemli.

Her bir kamp/ güç, başta ABD, AB, Rusya olmak üzere, Türkiye’yi kendi siyasetleri doğrultusunda görmek istiyor, onun dışına çıksın istemiyor, bunun için de baskılar yapıyor.

Türkiye de her hangi bir kampa yaslanırsa hayatiyetini sürdürmekte zorlanacağının farkında. Bu girdaptan çıkış yolu arıyor.

Yukarıda sayılan iç sıkıntılar dış siyasette ülkenin elini kolunu bağlıyor.

Şu an milli, yani ülke merkezli bir siyaset yok. İktidar ister istemez milli/ ülke menfaatine uygun bir siyaset gütmeye çalışıyor. Muhalefet de bütün dünyayla nizalı bir ülke dış siyasette başarılı olamaz tezine sarılarak iktidarı yıpratıyor.

Böyle bir atmosferde Kemalizme sarılarak bir birlik oluşturma siyaseti ülkenin geleceği için yeni problemler getirir. Mustafa Kemal üzerinden siyaset gütmek acziyetin ifadesidir.

CHP ve paydaşlarının Kemalist bir siyaset gütmenin dışında yerelde ve uluslararası meyanda söyleyeceği bir sözü yok. Cumhuriyet kurulurken Batıya yaslanan ve Batı tarz siyaset gütmeyi vazife edinen bir kuruluş. Bunu sağlamak için de Batı değer yargılarına muhalif, karşı belki de kısmen eleştirel bir anlayış ve yaşayış biçimini de zararlı görüyordu şimdi de çok şey değişmemiş.

***

Ülke bu açmazdan bu çıkmazda kurtarılmalıdır. Gelinen yer itibarıyla, yerel anlayış, cihan şümul anlayışa uygun bir işleyişe dönmedikçe işlevsizleşir.

Bir dünya var ve biz bu dünya yaşıyoruz. Ya dünyanın geçer gerekçelerine boyun eğeceğiz, o zaman bize ne buyururlarsa onu icra edeceğiz veya biz yani İslam alemini ve insanlığı, fıtratı korumayı göze alarak yeni dünyanın inşasına çalışacağız.

Bu ikinci yolun önü açılmış durumda, düne göre daha imkan dahilinde. Tabii bedeli de ağır olacak.

Türkiye yol ayırımındadır.

Bedel ödemeyi göze alarak yeni ve en kadim yola girerse, büyük sıkıntılara maruz kalacak, ama uzun zamana yayarak planlı ve programlı bir iç ve dış siyaset güdebilirse, Türkiye’nin de İslam dünyasının da fıtratın da önü açılacak ve insanlık yeni bir soluk alacak.

Burada dinini ve insanlığını ciddiye alan kişi, kurum ve kuruluşların tavırları belirleyici olacak.

Daha önceki Yeni Dönem (mi?) yazımda belirttiğim gibi;  ‘Herkes durduğu yere, bastığı yere ve kiminle birlikte olduğuna dikkat etsin.’ Buna şunu da ilave edeyim; herkes gelecekte nasıl bir dünyada yaşamak istiyorsa onu göre bir gayret içinde olsun.

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

Yeni Bir Arayış Mümkün Mü?
2 Aralık 2019, Pazartesi Partisel siya...
Akıl - Hayat
(22 Kasım 2019, Cuma) Canlıların ya...
Muhalefet Mantığı
(15 Kasım 2019, Cuma) Muhalefet kelime...
Yeni Dönem (mi?)
(9 Kasım 2019, Cuma) Türkiye’nin ...
İnsanın kendini unutması
(20 Eylül 2019, Cuma) İnsanın ken...
Annemin Vefatı
(13 Eylül 2019, Cuma) Beyaz Anne...
Hasbihal - 2
(6 Eylül 2019, Cuma) Bir önce...

Kimler Sitede

Şu anda 58 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 522
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 3312704
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >