Yeni Dönem (mi?) PDF Yazdır e-Posta

(9 Kasım 2019, Cuma)

Türkiye’nin “Barış Pınarı Harekâtı” dolayısıyla dünya siyaseti hareketlendi. Hareketlenen dünya siyasetine uygun bir tarzda, iç hareketlilik de canlandı.

Dış hareketlilikle iç hareketlilik, yekdiğerini destekler mahiyette. Bunları birkaç taksimata tabi tutarak değerlendirmek mümkündür. Hepsini içiçe sokarak değerlendirmek kafa karışıklığına vesile olur. Onun için iç ve dış hem birbirine bağlı hem de farklı. İç için yapılan değerlendirmeler dıştan bağımsız ele alınırsa, meseleyi kavramakta nakıslık ortaya çıkar. İkisi içiçe girdirilerek değerlendirilirse, içte yapılan haksızlıkların üstü örtülür.

Onun için evvela bu meseleyi nasıl değerlendirmemiz lazım gelir, bunu belirtmemiz gerekir.

 

Bir önceki yazımda, yeni dönemde bazı şeylerin değişeceğini savundum. Üstü örtülen gerçeklerin kısmen açığa kavuştuğunu da belirttim.

Şimdi yeni dönemin dış siyasette getireceği farklılıklara değineceğim.

Bundan böyle herhangi bir kampa, bir ülkeye yaslanarak, o kampın, o ülkenin gölgesine sığınarak dış siyaset yürütülemez.

Cumhuriyetin ilanıyla dahil olunan “Batı medeniyeti”ni kayıtsız şartsız kabullenme devri de kapanıyor. Modernleşme ile batılılaşmayı da artık birbirinden ayırmamız zaruri hale geldi. Modernleşmeye direnmenin nasıl olacağı veya direnip diremeyeceğimizi de gündemimize almamız icabeder.

Batılılaşmak, Türkleşmek, İslamlaşmak vb. kavramlar, bugünü anlamamıza yardımcı olur.  Bu şıklardan birini tercih, diğerini dışarda tutma anlamında artık istimal edilemez.

Dış dünya ile irtibatta, içe kapanma devri kapanmış durumda. Dışarıyı hesaba katmadan, daha doğrusu dış dünyayla ilişki kurmadan, bir dış siyaset gütmek mümkün değildir.

Eskisi gibi bir kampa yaslanarak da dış siyaset yürütülemez.

Açığa çıkan gerçeklerden biri de; İslam dünyasıyla siyasi ilişki biçimidir. Yönünü Batıya çeviren, onu kıble edinen Türkiye, şimdiye kadar İslam coğrafyasını, ‘Ortadoğu bataklığı’ diye tarif edegelmiş ve bunun dışında kalarak, batıyla entegre olunmuş şekliyle, Batının gözüyle ve Batı düşünce tarzıyla kendi coğrafyasına, Müslüman dünyaya bakmış. Sadece bakmamış, Batılılar adına örnek olmaya yönelmiş. Batı adına kendi öz benliğine savaş açmış, kendini var kılan değerlere sırtını dönmüş, düşmanlık beslemiş. Bunun için ebu ecdadının yazısını dahi terk etmiş, örf adet ve geleneğini de elinin tersiyle itmiştir.

Üzerinde yaşadığı toprak parçasını da inkâr etmiş ve ‘biz Avrupalı olacağız’, diye didinmiştir. Gelinen yer itibarıyla artık Avrupalı olmanın bir ehemmiyeti kalmamış.

Bize ihtiyacı azaldığı için gerçek yüzünü göstermiş olan Batı, Türkiye’yi durdurmaya, önünü kesmeye, içerdeki farklı unsurları kışkırtarak iç kargaşa çıkarmaya başlamıştır. Komşularını ülkeye karşı kışkırtarak tarihi iç düşmanlıklarımızı tahrik ederek İslam dünyasını birbirine kırdırmaya çalışıyor, maalesef bunu da beceriyor.

Teknik olarak ülke, Batıya genelde bağlı, alt yapısı ona göre. NATO standartları Türkiye’nin de standartlarıdır. Elan ana hatlarıyla böyledir. Lakin bunun da miadı doldu demek abartı değildir.

Batı kurum ve kuruluşlarıyla, buna NATO’da dahil, ya kendini yenileyecek, kapsamını genişletecek veya bizimle irtibatı azalacak.

Batı -buna ABD, AB vb ülkeler dâhildir- Türkiye ile ortaklık etmek istemiyor; lazım olduğu kadar irtibata geçerek kendi menfaatine göre ülkenin imkânlarını hatta ülkeyi kullandı.

Şu an ABD’nin siyasetinde Türkiye çok mühim bir yer işgal etmiyor.

Artık tehlikeli bir Rusya yok, Ruslar da kısmen Batılaşmışlar. ABD için bir Rusya ile Bir Almanya aynı derecede birer ülke.

Fason çalışmaya başlayan ABD parça başı iş yapıyor. Küresel bir mücadele alanı kalmadığı için küresel bir siyaset de gerekmiyor ABD için. . Halbuki daha önce Türkiye ABD – NATO ilişkisi küreseldi, bu anlayışla Türkiye Kore’ye kadar gitti.

Bugün Türkiye ABD için Suriye ve Irak’ta lazım. Bilhassa Suriye’de ABD, kendi çıkarı için ona fason çalışan YPG’dir. Fason işçilik de geçicidir, siparişe göre iş yapılır. O parti mal biter başka parti gelir yeni parti mal için altyapı uygunsa aynı işçiyle çalışılır değilse başka fason çalışan firma bulunur. Fasonluğun bir de mekânsal tarafı vardır, YPG Suriye’de işe yarar, Yemen’de yaramaz, Afganistan’da yaramaz. Oralarda da başka fason firmalar bulur, nitekim buluyor da. Merdiven altı çok firma var.

Türkiye istese de istemese de kendi coğrafyasına ve tarihine dönecektir. Dönmek zorundadır, kritik anlarda sine-i millete dönenler, milleti millet yapan değerlere dönmek zorundadırlar. Batılı bakış açısıyla Suriye’de bağımsız ve kendine ait bir siyaset yürütülemez.

Batıdan koparak büsbütün Rusya’ya yaslanmak da en az Batıya bel bağlamak kadar risklidir. Türkiye önce coğrafyasıyla barışacak, ülkenin arazisinin büyük bölümü Asya’dadır, az bir bölümü Avrupa’dadır.

Türkiye bugüne kadar yönünü, kıblesini Batıya döndüğü için, devlet yapılanmasında, kurumların işleyişinde, hatta yatırımların yer tesbitinde buna azami gayret göstermiş. Ülkenin coğrafik yapısını dahi ihmal etmiştir.

Yatırımların büyük kısmı Avrupa yakasında veya ona yakın yerlerde olduğu için bugün büyük sıkıntı çekiliyor. İstanbul’a yakın bir gelişmişlik İzmir’e, Adana- Mersine, Samsun- Trabzon’a vb. yerlere yapılsaydı bugün çekilmekte olan sıkıntılar azalacaktı. Bu kadar insan İstanbul’a akın etmeyecek, insanlar adı geçen yerlere yerleşecekti ve yük de dağıtılacaktı. Sadece yük değil imkânlar da dağıtılacaktı.

Tarımda, hayvancılıkta, tekstilde daha iyi durumda olacaktı ülke. Bu hal Batılılaşmanın, kentleşmenin bir sonucudur. İster istemez bu dış siyasete de tesir edecek.

Batının mega kentlerini kötü taklitten de vazgeçmek elzemdir.

Yani yeni bir yola girilecekse, bunun altyapısı oluşturulmalıdır.  Sabah akşam olabilecek bir hal değildir. Planlı programlı bir yol izlemek…

Bunun için önce ülkenin içinde bulunduğu coğrafyayı iyi tahlil etmekliğimiz gerekecek. İlk önce jeopolitik, jeostratejik vb. konular ele alınarak, ülkenin coğrafyasının avantajlarını ve dezavantajlarını detaylı incelemeliyiz. Coğrafyanın dayatmalarını hiçe sayarak dış siyaset güdülemez. Biz halkı Müslüman bir ülkeyiz, geçmişimiz İslam ile şekillenmiş, Ortadoğu denilen coğrafyada yaşıyoruz.

Ortadoğu'nun dışına çıkmaya çalışmak coğrafyayı, yani bastığı yeri toprağı yok saymaktır. Coğrafyayı hesaba katmakla, coğrafya taparlık aynı şey değildir. Ülkemiz aynı zamanda Avrupa ile de komşudur. İster istemez doğu-batı arasında bir geçiş noktasındadır. Bu hem fiziki olarak böyledir hem de fikri olarak. Batı anlayış ve yaşayışından da büsbütün kopamayız.

Batılılaşmayla başlayan bir kültür, yaşayış, düşünüş ve anlayış biçimi de var. Bunu yok farz edip yola devam edersek gene coğrafyaya ve tarihe sırt çevirmiş oluruz.

Modernlikle batıcılığı da aynı kefeye koyamayız, sanatta, edebiyatta, bilim ve teknolojide, düşüncede batı eşittir modern dünya demek değildir.

Modern dünyaya kendi değer yargılarımızı nasıl arz edeceğiz, onu düşünmemiz lazımdır. Burada merkeze kendimizi, değer yargılarımızı koyarak hareket etmeliyiz, modern dünyanın neyini nasıl alacağız, biz modern dünyaya neyi nasıl sunacağız. Karşılıklı alışverişte bulunacağız.

Önceki yazımda da belirtmiştim; İslam = insaniyet-i kübra. İnsanilik, insana fayda sağlayan, insanın hayatını kolaylaştıran, fıtratının koruyan her şey bize aittir. Biz insanlığa İslam’ın sönmez pörsümez çağlar üstü yeniliğini sunabiliriz. Bu hususta evvela kendimiz emin olmalıyız, değer yargılarımızın çağın bütün problemlerine çare bulabileceğine iman etmeliyiz.

İmanımızı, sosyal alana da yaymalıyız. Bu; tekfircilerin, insan taparların, kainata savaş açanların, ateistlerin, nihilistlerin… yaptıklarıyla karıştırılmamalıdır. İslam’a has ve ilahi olan olmalıdır. Bu mümkün mü? Elhak mümkün lakin şu an Müslümanlar bunu becerebilecek kabiliyette midirler, hayır. İşte buna çalışmalıyız.

Sayılanları görmekten kaçarak iç işleyişteki dedi-kodu kabilindeki polemiklere saplanırsak önümüzü açamayız, bize açılan bu yeni imkandan da istifade edemeyiz.

Herkes durduğu yere, bastığı yere ve kiminle birlikte olduğuna dikkat etsin.

…..

 

 

 

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

Yeni Bir Arayış Mümkün Mü?
2 Aralık 2019, Pazartesi Partisel siya...
Akıl - Hayat
(22 Kasım 2019, Cuma) Canlıların ya...
Muhalefet Mantığı
(15 Kasım 2019, Cuma) Muhalefet kelime...
Yeni Dönem (mi?)
(9 Kasım 2019, Cuma) Türkiye’nin ...
İnsanın kendini unutması
(20 Eylül 2019, Cuma) İnsanın ken...
Annemin Vefatı
(13 Eylül 2019, Cuma) Beyaz Anne...
Hasbihal - 2
(6 Eylül 2019, Cuma) Bir önce...

Kimler Sitede

Şu anda 40 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 522
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 3312630
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >