Neredeyiz? PDF Yazdır e-Posta

(26 Temmuz 2019, Cuma)

Herkes nerede olduğunu bilir veya bildiğini sanır. Bilmek ile bildiğini sanmak arasındaki farkı bilebilmek de bir bilinç/şuur işidir.

Bir toprak parçası üzerinde yaşıyoruz, yani Türkiye diye bir coğrafyada ikamet etmekteyiz. Bu coğrafyanın komşuları var, coğrafik olarak etrafı denizlerle çevrili. Bir geçmişi var, biz buna tarihi serüven diyoruz.

Üzerinde yaşayan insanlar, değişik kavimlerden oluşuyor.

Tarih içinde şekillenen bir inanışı var, yani değişik dinlere ve farklı inanışlara mensup insanların oluşturduğu topluluklardır.

 

Çevremizdeki ülkeler de çok renklidir. Değişik kavimlerden, değişik inançlardan oluşurlar. 

 

Dahası farklı, hatta zıt medeniyetlerin örtüştüğü, buluştuğu zaman zaman çatıştığı bir coğrafya.

Üç büyük dinin, köklü medeniyetlerin doğduğu ve geliştiği bir coğrafya. Yahudilik ve Hristiyanlık dışarıdadır diye de bakamayız. Tarihimiz; İslamiyet’le şekillenmiş lakin Yahudi ve Hristiyanlıkla da yan yana iç içe yaşayagelmişiz. Bu iki büyük din mensupları da bugün kültürel ve inanç olarak içimizde hayatiyetini sürdürüyorlar diyebiliriz.

Yahudi ve Hristiyan kültür ve inancı içimizde ne kadar etkilidir veya bunların hangisi baskındır, bu biraz değişken, biraz da görecelidir?

Dünyadaki baskınlıkları oranında coğrafyamızda da etkisini görüyoruz.

İnsan anasını babasını seçemez denilir, acaba coğrafyasını seçebilme hürriyeti ne denli geçerlidir yahut kaç kişi beğenmediği coğrafyayı değiştirmeyi göze alabilir. Coğrafyayı değiştirmek, kimi zaman ferdidir, kimi zaman topluluk halinde olur, bazen ihtiyaridir bazen zaruri.

Yerini coğrafyasını beğenmeyip değiştirenler, yeni bir dünyayla karşı karşıya kalırlar. Memuriyet veya geçim sebebiyle yer değiştirme ile mecburiyetler karşısında yer değiştirme farklıdır.

Birincisinde gideceği yeri kendisi seçer, ikincisinde şartlar kişiyi bir yerlere sürükler insan kendini başka bir coğrafyada başka bir âlemde buluverir.

İkinci zorunlu göçler, beraberinde bir yığın sorun getirir ve gittiği yerde de bir yığın sorunla karşılaşır. Gittiği yerde hem giden büyük bir değişikliğe uğrar hem de gittiği yeri değişikliğe uğratır. İki yönlü bir etkileşim ve dönüşüme vesile olur/olunur.
Göçlerin sık ve çok olduğu coğrafya bazen çok esnek olur, yeni gelene kucak açar onun iyi taraflarını alır kendine mal eder, yeni gelenlerin yanlışlarını da düzeltme yoluna gider. Bu hal oturmuş topluluklar için mümkündür. Gelen göçmen sayısı mevcut toplumsal yapıyı altüst edecek derecede fazla ise toplumun oturmuşluğu da zedelenir.

Gelen göçmen sayısı fazla ise, kendini değiştirmeyi fazla önemsemez ve değişmek istemez. Gelen göçmen kitlesi geldiği yerin işleyişini ve kültürel kodlarını beğenmiyorsa içine kapanır kendine lazım olduğu kadar yerel ile irtibata geçer.

Kimi toplumlar da dışarıdan geleni yük sayar, geleni ekmeğine aşına ortak olarak görür ve gelene kendini kapatır. Bu durum daha çok milliyetçi ve kapalı toplumlarda kendini gösterir. Bu sefer gelenler varlıklarını sürdürebilmek için geldikleri yerin dilini öğrenmeye mecbur olur ve kültürel kodlarına uyum sağlamaya uğraşırlar.

İslam coğrafyasından Avrupa ve Amerika’ya göçenlerin çoğu gittiği yerin dilini öğrenir, kültürleriyle uyum sağlamaya çalışır. Bunu yapamayanlar kendilerine ait bir getto oluşturur ve hayatiyetini sürdürmek için yerelle irtibatlarını sınırlı tutar.

Türkiye’ye sığınan göçmenler, sığınmacılar, muhacirler, acaba hangi sınıfa giriyorlar, kendilerini nasıl tarif ediyorlar, Türkiye ile ne kadar uyumlu olmak için çaba gösteriyorlar. Bu konuda bir araştırma yapılmış mıdır? Devletin böyle bir siyaseti var mıdır? Ben bu denli bir araştırmaya veya siyasete vakıf değilim. Türkiye bu tür çalışmalara pek pirim vermiyor, daha çok karşı karşıya kaldığı acil sorunu nasıl çözerim diye bakıyor.

Son zamanlarda gelen göçmenler hakkında çalışmalar yapılmış. Yapılan çalışmalar; tayin ve tesbitten ibaret gözüküyor. Dile getirmeye çalıştığım husus geleceğe yatırım yapabilen bir devlet siyasetidir.

Türkiye, gelenleri ne denli ihata edebilecek bir zihin yapısına ve sosyal yapılanmaya sahip. Suriyelilerin genel itibarıyla bugüne kadar az problemle Türkiye’de yaşamlarını sürdürmeleri hem Türkiye’nin hem de Suriyelilerin olgunluğuna işaret eder demek acaba abartı mı?

Mevcut durumu; ensar-muhacir bağlamında ele almak mı yahut sığınmacı muamelesi yapılıyor diye anlamak mı daha gerçekçi.

Muhacirler; ensara problem çıkarmaz, ensar da muhacire sitem etmez, yaptığı iyiliği başa kakmaz. Ev sahibi misafire nereyi gösterirse misafir orada oturur, orada yatar kalkar.

 

İstanbul’da Yaşayan Suriyelilerle İlgili Alınan Kararın Değerlendirilmesi

Suriyeliler hakkında hükümetin yaptığı açıklama ve ardından İstanbul valiliğinin açıklaması hakkında yapılan yorumlar; çok tarafgir ve gerçeklikten uzaktır. Bazı basın-yayın organları, sosyal medya, bazı insan hakları savunucuları, hükümeti yıpratmaya matuf hareket ediyorlar.

Lakin ateş olmayan yerden de duman çıkmaz denilir? Acaba hangisi doğru.

Ak Parti'nin oy kaybını Suriyeli göçmenlere bağlamak ve tedbir olarak göçmenleri şehir dışına veya yurt dışına sürmekte buluyorsa ve onlardan kurtulmak istiyorsa, eğer böyle bir irade varsa ve bu konuda bir uygulama yapılacaksa bu hiç doğru bir davranış değildir. Böyle bir durumu asla kabul edemeyiz, oy kaybı uğruna zulümler işlemek insani değildir. Ak Parti kendi yanlışlarını başka sebeplere bağlamasın. Oy kaybının sebeplerini sadece Suriyelilere bağlamak ve onları sınır dışı ederek kendini temize çıkarmaya çalışmak insanlığa sığmaz ve kabul edilemez.

Yok eğer mecburiyetten bazı tedbirler almayı, kimi çevrelerce muhacirlikten sığınmacılığa kayış olarak görülüyorsa bu da yanlış bir değerlendirme olur.

Bu konuda olayın gerçek yüzünü bulmaya ve öğrenmeye çalışmak ona göre tavır takınmak lazım gelir.

Yetkililer, kamuyunu tatmin edecek açıklamalar yapmakla yükümlüdürler. Kamu da yetkilileri dinlemeli ve ona göre kararını vermelidir. Hemeninde karşı çıkarak hükümeti -Ak Parti'yi- hırpalamak için bunu bir fırsat bilmek doğru bir tutum değildir. Böyle bir temayül açıkça görünüyor.

 

Hükümet Kanadının Açıklamaları

Konuyla alakalı İçişleri bakanı, geniş bir açıklama yaptı, ardından İstanbul valiliği de açıklamada bulundu.

İçişler bakanı özet olarak;

“Bize hem Asya bandından, hem doğu hem güneyimizden olağanüstü bir baskı var. Afganistan, Pakistan, İdlib ve Afrika'dan baskı var. Mesele Suriyeli meselenin daha ötesinde bir meseledir."

Yani Türkiye bir göçmen, sığınmacı akınına uğramış durumda. Olay sadece Suriyelilerin mecburi göçü/sığınması değildir.

"Türkiye, yaklaşık 7 yıldır özellikle Suriyelilerle ilgili çok önemli stratejik adımlar ve dünyanın beceremediği birçok meseleyi başarılı bir şekilde yürüten, hem komşuluğumuza, hem insanlığımıza, hem de uluslararası kurallara göre attığımız adımlara yönelik önemli bir strateji ortaya koymuştur."

İçişler bakanının bu açıklaması, tesbiti bir hakikati ortaya koyuyor.

Türkiye'de 3 milyon 634 bin Suriyeli var. Bir takım eleştiriler var; "aklınız başınıza bugün mü geldi?" sorusuna verdiği cevap;

“Bu çok yanlış bir eleştiri. Yaklaşık 57 parametreden, okulundan kaç kardeş olduğuna, parmak izine kadar bilgi alıp güncelleme yaptık. ‘Ben seni kayıt olduğun ilde kabul ediyorum' dedi Türkiye. Ve birkaç ili bir noktadan sonra kayıt kapsamından çıkardık ve kabul etmiyoruz dedik. Mesela İstanbul. İstanbul'da toplam 547 bin Suriyeli geçici koruma kapsamında. İstanbul'a bir akın olduğunu görüyoruz. Biz bunu gördükçe gelenleri kendi merkezine gönderdik. Hangi ildeyse o ilde de güncellemelerini kabul ettik. Güncellemelerimiz bittikten sonra da operasyona başladık. Bir, kim nerede bilelim dedik; iki, uyum stratejisi başlattık; üç, gönüllü olarak geri dönmek isteyenler var. Bunlarla ilgili de biz onların güvenli bölgelere gitmelerini sağlayan politikalar ortaya koyduk."

Bu detaylı bilgiler, yapılacak yeni düzenlemeye ışık tutacak cinstendir. Ama sadece tesbittir bir çare değildir.

"1 milyon 69 bin kayıtlı göçmen, 547 bini Suriyeli, 522 bin de ikametli. Bunun dışında olanlarla problem. İstanbul'da kayıtsız kaçak göçmenle problemimiz. İkinci problemimiz de başka illere kayıtlı olup da İstanbul'da yaşayanlarla ilgili.”

"(Tabelalar) 531 tabela konusunda önemli bir adım attık. Yüzde 75'i Türkçe olarak değiştirildi. Fatih başta olmak üzere İstanbul'da da bu çalışmalara başladık. Sebep; bu uyum çerçevesi. Bizim bir kuralımız var, buna herkes uymak zorunda."

Bu tabela işi biraz zahiri kurtarmak babından bir tedbir. Ama İstanbul halkında şöyle bir kanı yaygın; Suriyeliler vergi ödemiyor, devlet onları kayırıyor. Bu bir algı oluşturma işidir, üzülerek söyleyim ki tutmuştur.

“Biz bir strateji yönetiyoruz. Türkiye'nin bir göç, uyum, düzensiz göçle mücadele stratejisi var. Göç kurulunda 8 kez toplantı yaptık. Bakanlıklar ne yapacak, nasıl bir politika izleyecek, bütün bunlarla ilgili, bunlarla ilgili attığımız adımlar nasıl takip edilecekle ilgili çalışmalar yapıyoruz."

“Kaçaksa ülkesine gönderilecekler. Geçici koruma kapsamında ve Suriye’de ise Türkiye’ye girdikten sonra kamplara almak."

Kısaca adam diyor ki; İstanbul’da yaşayan Suriyeliler: Eğer ikameti İstanbul ise burada kalacak ve işine kârına devam edecek, eğer ikameti başka bir şehirde ise, o şehre gönderilecek. İkameti yok ise sınır dışı edilmeyecek kamplardan birine gönderilecek. Eğer herhangi bir kampta görünüyorsa o kampa gönderilecek.

Bu işleri de kendi kafasına göre değil Göç Kurulu'nda alınan kararlarla uyguladığını söylüyor. Dahası bu bir hükümet siyaseti, cumhurbaşkanı bunu açıkça ilan etti.

İstanbul valiliği de;

İstanbul ilinde kaydı olmayan (diğer illere kayıtlı) Suriye uyruklu yabancıların, kayıtlı bulundukları illere geri dönmeleri için 20 Ağustos 2019 tarihine kadar süre verilmiştir. Belirtilen süre sonunda geri dönmediği tespit edilenler, İçişleri Bakanlığımızın talimatı doğrultusunda kayıtlı oldukları illere sevk edileceklerdir" denilmiştir.

Valilik bir devlet kurumudur, devletin/hükümetin emirlerini icra etmekle yükümlüdür. Ancak bunu icra ederken insani de davranabilir, sert ve haşin de. İstanbul valiliği yumuşak ve itidalli davranmayı tercih etmişe benziyor, uygulamaları da göreceğiz.

Bu Uygulama Problemi Çözer mi?

Bazı tedbirlerin alınması gerekli. Başıboş, her istediğini yapan bir Suriyeli istemek akıl işi değildir. Onların bağlı bulunduğu bulunması lazım geldiği/geleceği bir düzenleme mutlaka olmalıdır. Yedi sene misafirlik hiçbir hukuki tabire, fıkha sığmaz. Bu iş bir hukuki statüye bağlanmalıdır.

Şimdi alınan tedbirler ilk başta alınmalıydı ve uygulamalıydı. Baştaki yanlış göçmen uygulamasının bedeli bu gün daha ağır oluyor. Ak parti bunu ödeyeceğe benziyor.

İkameti başka şehirde olup İstanbul’da yaşayan Suriyelilerin problemi sadece bu uygulama ile çözülemez. Bu konuda olanları birkaç kısma ayırıp ayrı ayrı muamele edilmesi lazım. Aksi halde yeni problemleri beraberinde getirir. Belki problem İstanbul’dan başka şehire intikal eder.

Evli olanlarla olmayanlar, işi olanlarla olmayanlar, çocuğu olanlarla olmayanlar, çocuğu okula gidenlerle gitmeyenler... taksime tabi tutup her biri için ayrı muamele edilmesi lazım.

Gönderecekleri yerde; okul, iş vb. problemleri çözülerek gönderilmelidirler.

Yetkililer, polis nezaretinde iş yerlerine baskın yaparcasına, yabancı uyruklu çalıştırıp çalıştırılmadığını tesbite başlamışlar, bu uygulama doğru değildir. Derhal terk edilmeli. İnsanca bir takip yapılmalı ve tesbit yapıldıktan sonra alternatif yol gösterilerek hareket edilmelidir.


Bu konuda hükümete, Ak Parti'ye yapılan eleştirilerin bir kısmı doğru ve isabetlidir. Bir kısmı da yıpratmaya yönelik propaganda eseridir.

23 Haziran seçiminden sonra vurun abalıya tarzındaki tavır takınmalar mertliği sığmaz. Düne kadar Ak Parti sayesinde nemalananlar ne hikmetse en çok onlar saldırıyor. Sorarlar şimdiye kadar nerede idiniz?

Rant azalınca, makam mansıp kalmayınca, saldırmak ve buna da insani kılıf geçirmek asla tasvip edilmez.

Ak Parti ne yapıyorsa doğrudur, bir bildiği vardır demek de akla ziyan anlayıştır. Goygoyculara Ak Parti itibar etmeyi terk etmelidir. Diğer konularda olduğu gibi bu konuda da külahına önüne koyarak ciddi bir muhasebe yapmayı göze almalıdır.

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

İnsanın kendini unutması
(20 Eylül 2019, Cuma) İnsanın ken...
Annemin Vefatı
(13 Eylül 2019, Cuma) Beyaz Anne...
Hasbihal - 2
(6 Eylül 2019, Cuma) Bir önce...
Hasbihal
(16 Ağustos 2019, Cuma) Nereye/neye od...
Ben Muhafazakâr Mıyım?
(5 Ağustos 2019, Pazartesi) Muhafazak&...
Neredeyiz?
(26 Temmuz 2019, Cuma) Herkes nerede ol...
Varlığımızın Ardındaki Hakikat
(19 Temmuz 2019, Cuma)  İnsan &uu...
İnsan Kendi Özüne Bakabilir Mi?
(14 Haziran 2019, Cuma) Uzun bir aradan...

Kimler Sitede

Şu anda 38 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 516
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 3219231
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >