2019 Yerel Seçim Sonuçlarının Yankıları - 2 PDF Yazdır e-Posta

(26 Nisan 2019, Cuma)

Kılıçdaroğlu’na Atılan Yumruk Siyaseti -2

Önceki yazımda 31 Mart seçimlerin sonucu muhtemel gelişmelere kısmen değindim.

Geçen hafta önemli gelişmeler oldu;

1-CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara Çubuk’ta saldırıya uğradı kendisine yumruk atıldı. Bunun etrafında koparılın fırtınalar.

2- Ekrem İmamoğlu, seçimin ardından alelacele “İstanbul’a Yeni Bir Başlangıç Buluşması” mitingi.

3- Devlet Bahçelinin açıklamaları.

4- İslamî camianın tepkileri ve beklentileri doğrultusunda yaptıkları açıklamalar, takındıkları tavırlar.

Evvela şunu belirteyim, benim herhangi bir partiyi kayırma veya düşmanlık besleme gibi bir derdim yok. Bugüne kadar parti dolayısıyla maddi ve manevi bir kazanç elde etmedim.

Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; AKP dolayısıyla, para kazananlar, makam-mansıp sahibi olanlar, siyasi kariyer elde edenler, akademik dünyada hak etmedikleri yer işgal edenler, medyada prestij sahibi olanlar… bugün AKP’ye var güçleriyle saldırıyorlar. Bu tip insanlar bulundukları her fırsatı, gizli-açık AKP aleyhinde kullanıyorlar. Böyleleri yaptıklarına da “etik” kılıfını giydirmesini de iyi beceriyorlar.

Yerel seçimler sonrası ülkede çok farklı beklentileri müşahede etmekteyim. 17 yıllık AKP iktidarı dönemi sonrası oluşan, toplumsal kamplaşma, kızgınlık, öfke, birikmiş ve hınca dönüşmek üzere. Gerek AKP’ye karşı olan cephede/kampta olanlar, gerek AKP ile yolları ayrılan eski AKP’liler, gerekse elan AKP saflarında görünen ve içeride muhalefet etmeye can atan kesimler itidallerini yitirmiş durumdalar.

Soğukkanlı ve adil şekilde değerlendirmelerde bulunabilen insan sayısı gittikçe azalıyor.

Kılıçdaroğlu’na atılan yumruk;

Bunun birinci sorumlusu kimdir? Güvenlik güçleri yeteri tedbiri almış mıdır, almamış mıdır?

Türkiye’de güvenliği sağlamak hükümetin vazifesidir. İçişler bakanlığı ve Ankara valiliği birinci mesuldür. Olayın açık ve net ortaya çıkarılması yetkililerin işidir. Buna beceremiyorlarsa görevini ifa edemiyorlar demektir.

Kemal Kılıçdaroğlu, yerel seçimlerde aldığı oyu şimdiden geleceğin başkanı gibi davranması, buna tahvil etmesi ayrı bir muammadır. Ana muhalefet partisi olmak her istediğini istediği şekilde yapma hakkını vermez. Çubuk’a gitmeden önce güvenlik güçlerine haber vermeliydi ve gereken ön araştırma yapılmalıydı. Haber verip vermediğini de bilemiyoruz. İnadına ortalığı germenin anlamı yoktur.

Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıdan sonra oluşturulan hava, güvenliği aşıp kamplaşmanın CHP kanadını tahkime matuf hale dönüştürülmesi de ayrıca manidardır.

HDP heyetinin ziyareti ve verilen fotoğraf, ardından Duran Kalkan’ın, “HDP ve CHP’nin ittifakı daha fazla geliştirip alternatif yönetim örgütlemesi gerekir. Sandıkta halklar, toplum, emekçiler bir araya geldi. CHP yöneticileri bu gerçeği iyi görmeliler” beyanatı. PKK tarafından öldürülen askerin cenazesi sonra bu resim vatan için canını feda edenlerin ailelerin içine sindirmeleri beklenemez. Bu tablo toplumu kaynaştırmaz gerginleştirir.

Gerginliği azaltmak sadece AKP’nin ve hükümetin işi değildir. Tüm toplumun vazifesidir. Ana muhalefet hükümetten sonra ikinci derecede sorumludur.

AKP, MHP, HDP, İyi Parti, SP’ye oy verenler de bu ülkenin insanıdır, onların da hak-hukukları vardır. Sadece CHP’nin hakkını savunmak adilane değildir. AKP’ye oy vermek nerede ise despotluğu, tiranlığı savunmakla eş anlamlı addediliyor. AKP’yi cezalandıralım derken ülkeye zarar vermeye kimsenin hakkı yoktur. İş oraya doğru gidiyor.

Saadet Partisi genel başkanın verdiği poz/resim de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Kılıçdaroğlu’na destek değil AKP’yi yıpratmaya yöneliktir.

Ayrıca Milli Savunma bakanı Hulusi Akar’ı suçlamak ve sanki yumruk atanı kayırıyormuş intibaını vermek de meselenin nasıl çarpıldığının bir işaretidir.

PKK saldırısı sonucu vatan müdafaasını yaparken canını vatanı için feda eden askerler için taziyede bulunmayı bırakın bir kınama dahi yapmayan, yapamayan HDP’nin, SP’nin Kılıçdaroğlu’na geçmiş olsun ziyaretinde bulunması ve diğer kurum ve kuruluşların hemen feveran etmesi, vatan için canını feda eden askerleri unutturmuş, o askerlerin aileleri kamu vicdanında bir nevi cezalandırmıştır.

Atılan bu yumruk galiba tarihe geçecek. Bir yumruk yemekle kahraman olmak, hükümet düşürmek, iktidar olmak…

Kılıçdaroğlu, bunun üzerine kahramanlık havalarına girerek oy devşirmeye kalkıyor. Biz onu 15 Temmuz gecesinde de gördük. Bu olay o geceyi örtmeye vesile edilemez. Birileri bir PİAR mı yapıyor acaba? Bu PİAR’ın içinde İslamî camianın muhteremleri de var mıdır?

Aslında Kılıçdaroğlu’na atılan yumruk PKK için bulunmaz bir propaganda malzemesi oluşturur. PKK ve türevleri, siyasi hamileri, dış dünyada destekleyenler bu olayı Türkiye aleyhine kullanacaklar.

CHP bu konuda çok dikkat etmek zorundadır, ülkesini dış dünyaya şikayet ederek AKP’yi yıpratma siyasetini bırakmalıdır. Bu tavrı İslamcılar da görmelidir. İslamcıların(!) bir kısmı da bu hususta CHP ve HDP’nin dış siyasetteki ülke düşmanlığını görmezden geliyorlar yok sayıyorlar.

Ahmet Davutoğlu’nun saldırıdan hemen sonra “Geleceğe Çağrı” manifestosunda söylediklerinin, ikazlarının çoğu doğrudur ama zamanlaması yanlıştır, bu AKP’yi yıpratır, CHP’yi güçlendirir. Ayrıca gerginliği de artırır.

Hükümet yanlısı medya ve kalemşorlar de yumruk atanı değil de Kemal Kılıçdaroğlu’nu suçlamaları da saçmalamaktan öte bir şey ifade etmez. PKK ile mücadele etmek başka bir durum, ülkede serbest dolaşabilmek, fikrini söylemek, güvenliği tesis etmek başka bir durumdur. Sadece cezri ve askeri tedbirlerle PKK bitirilemez. PKK’ya asla göz açtırmamak, ama kullanacağı malzemeyi de ellerinde almakla bir neticeye doğru adım atılabilir.

“İstanbul’a Yeni Bir Başlangıç Buluşması” mitingi.

İmamoğlu, mitinginde büyük bir kalabalık vardı. İyi organize edilmiş bir mitingdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi imkânlarından yararlandı. Mazbatayı alır almaz hemen miting düzenlemesi de manidardır. Bu YSK’ya bir baskı niteliğini taşır.

Verdiği mesajlar açıktı; eğer YSK seçimi iptal eder yeniden seçim olursa, kazanılmış hakkımızı elimizden almış olur. Bu mağduriyetin alt yapısını şimdiden oluşturma gayretiydi demek de mümkün.

İmamoğlu, bazen Büyükşehir Belediye başkanı gibi konuştu, bazen parti genel başkanı gibi konuştu, bazen cumhurbaşkanı adayı gibi konuştu.

Sarahaten söylediği şey; eski siyaset bitmiştir, artık yeni nesil siyaset tarzı vardır. Yani AKP devri kapanmıştır diyordu. Bunu çok vurguladı, yeni nesil siyaset. Nedir bu, bu cumhuriyetin kurucu iradesi ve anlayışıydı. Bunu net ifade etti.  Ayrıca Recep Tayyip Erdoğan’ı da taklit ettiği de çok barizdi. Konuştukça zaafları da açığa çıkıyor.

Arkasındaki kitle kendini zor tutuyordu. Belli ki gelecekte başka söylemler ve eylemlerle karşımıza çıkacak.

İmamoğlu’nu tebrik edenlerin başından HDP eş Başkanı Pervin Buldan “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na üstün başarılar dilerim. İstanbul'a kardeş belediye olarak en iyi Kars Belediyesi yakışır. Biz de Kars'ı ilk defa aldık” ifadelerini kullanması… bunlar rast gele şeyler değildir.

Ayrıca Abdullah Gül’ün tebrik etme biçimi ve zamanlaması da hesaba katılmalıdır.

MHP lideri Devlet Bahçelinin açıklamaları

“İstanbul’da bir şeyler olmuş, olmaya da devam etmektedir. Bu gelişmeler karşısında Türkiye ittifakından bahsetmek kafamızdaki soru işaretlerini çoğaltmıştır. Ülke bazlı, coğrafya tabanlı siyasi bir ittifak olmaz, olamaz. Bizim ittifakımız vatan ve millet sevgisinde erimiş AK Partili kardeşlerimledir. Cumhur İttifakı siyasi kaygı ve gayelerle kurulmamıştır. Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye ittifakıyla neyi kastettiğini elbette bilemeyiz. Ancak konunun istismar edildiğini de görüyor ve çok yakından takip ediyoruz.”

Kılıçdaroğlu’na saldırı konusunda “O adama yumruk attıracak ne yaptın? Bölgede ne işin var.” Şehit kanlarına sahip çıkmaya çalışıyor. PKK ile mücadelede siyaset değişikliğine müsaade etmeyeceği mesajını veriyor.

Türkiye İttifakı Bahçeli'ye göre karşılığı olmayan bir hayaldir. Gerçek ise Cumhur İttifakıdır. Seçimlerde Cumhur İttifakı ile elde ettiği başarıyı belli ki devam ettirmek istiyor. Çünkü Cumhur İttifakı AKP’den çok MHP’ye yaradı.

Bahçeli, Tayyip Erdoğan’ın “Kızgın demiri soğutma” çağrısına mesafe koyuyor. “Kızgın demiri soğutalım ama tertipleri ağırdan almayalım” diyor.” İstanbul’u, Edirne’yi, Tunceli’yi vs. alsalar bile. Böyle kişiler katıldıkları seçimde oyların tamamını alsalar bile meşruiyetleri tartışmaya açık kalacaktır” diyerek çıkış yapıyor…

Bahçeli yumuşamadan yana değil. Gerginliğin devamını istiyor.

Bu çıkışlar Cumhurİttifakının beraberinde yığınla problem getirdiğini gösterir. Bir önceki yazıda Cumhur İttifakının sosyal tabanın bir karşılığı var demiştim. O taban gene var, lakin Bahçelinin korkuları da var; eğer İyi Parti veya başka bir arayış olursa AKP ile yapılan mutabakat bitebilir. Elan biraz uzak ihtimal. Lakin Bahçeli bu endişeyi taşıyor gibi. Onun için çoğu konularda hemen ön alıcı tedbirlere başvuruyor, bu da o ön alıcı tedbirlerden biri olabilir.

AKP’nin tabanında Cumhur İttifakın ne kazandırıp ne kaybettirdiği tartışılıyor, muhtemeldir ki Bahçeli bunlardan da haberdardır. Bahçeli kararlı tutumundan asla taviz vermiyor, kendisine ve partisine zarar veren bazı konularda da ısrarcı, mesela Adana Büyükşehir belediye başkan adayı Hüseyin Sözlü’ye sahip çıkıyor. Hâlbuki MHP tabanı bile bu adayın yanlış olduğunu dile getirmişti ve sonuç da tahmin edilen gibi oldu.

İslamî camianın tepkileri ve beklentileri doğrultusunda yaptıkları açıklamalar, takındıkları tavırlar

İslamî camia dediğimiz sosyal taban, yekpare değildir. Çok renkli ve çok yapılıdır. Her bir kurum-kuruluşun AKP’ye karşı tutumu farklıdır. AKP konusunda camia böyle diyor, böyle davranıyor demek çok güç. Ama ana hatlarıyla birkaç kısma ayırarak bir tahminde bulunma bir değerlendirme yapma imkân dâhilindedir.

Bir kesim; AKP ne derse, ne yaparsa doğrudur diye inanır veya öyle görüntü verir. Bu kısım kendi içinde de farklılıklar arzeder. Bunların en uç verdiği yer medyadır, AKP ile halen irtibatlı olanlardır, bir de Anadolu insanının büyük bir kısmıdır demek de mümkündür. Bu kesimler AKP bilhassa Tayip Erdoğan ne diyorsa, ne yapıyorsa ülke için diyor, ülke menfaati için diyor ve yapıyor. Çünkü –onlara göre- bugüne kadar, ülkesine bu adam kadar iyilik yapan, ülkeye hizmet eden, halkı düşünen bir kişi bile gelmemiştir. Bunun bazı hataları aslında çok bariz hatalar değil zamanla hata gibi görünen şeyler de hata olmadığı ülke yararına olduğu da görülecektir. Bunlar Kılıçdaroğlu’na atılan yumruk konusunda da hükümeti, yumruk atanı değil Kılıçdaroğlu’nu sorumlu tutuyorlar. Orada ne işi var o adamın, çünkü bu adam PKK’yı dolaylı da olsa destekliyor. PKK’ya , FETÖ’ye destek veren, Gezi olaylarını arkalayan, kendi ülkesini dış dünyaya şikayet eden CHP ve onun genel başkanı burada da yanlış yapmıştır. Cenaze namazına ve merasimine katılmamalıydı. PKK tarafından öldürülen askerlerin cenazesine katılmak veya taziyelerine gitmek onun hakkı değildir.

Başka bir kesim, AKP diğer konularda olduğu gibi bu konuda da yanlışlar yapmıştır. Yumruk atanı cezalandıracağına suçu Kılıçdaroğlu’na yüklemeye çalışıyor. Fail AKP mensubudur dolayısıyla AKP sorumludur. Bu kesim ayrıca eğer toplum bu kadar gergin hale gelmişse bunun tek müsebbibi AKP’dir. AKP bilhassa Recep Tayyip Erdoğan kasıtlı olarak toplumu kamplaştırmış ve bundan oy avcılığı yapmıştır. Bu kesim bu olayı fırsat bilerek AKP’ye ve hassaten Recep Tayyip Erdoğan’a kallavi bir yumruk atılmasının zamanı geldiğine inanır.

Bir diğer kesim, artık parti içinde harekete geçme zamanı gelmiştir. Bu olay vesilesiyle sendelenen AKP ve Tayyip Erdoğan diktatörlüğüne haddini bildirmenin tam vaktidir. Bunlar yeni şeyler söylemenin zamanıdır diye de inanırlar.

Bir diğer kesim, AKP miadını doldurmuştur. Yeni bir yapılanma gerekir, bu yeni yapılanma, ülkedeki gerilimi ve toplumsal kamplaşmayı önleyecek yegâne çaredir. O da; Abdullah Gül veya benzeri toplumsal gerginliği düşürecek, İslamî olmayan kesimi de anlayacak bir lider etrafında kümelenerek parti kurmakla sağlanabilir.

Peki bunların hangisi ülkede geçerliği olan düşüncelerdir. Bence hiçbiri. Recep Tayyip Erdoğan’a bu toplum yeni bir kredi daha açmıştır. Bu krediyi iyi değerlendirirse bir çıkış yolu bulabilir.

Bunun için en yakınlarından başlamak üzere ciddi bir revizyona gidilmesi ve AKP liği bırakıp Ak Parti ayarlarına dönmesiyle sağlanabilir.

Küskünleri davet ederek, gönüllerini alarak tekrar kazanabilir. Bahçeli’nin siyasetine de mesafe koymalıdır.

Hem Bahçeli ile girdiği Cumhur İttifakını başka şekilde de olsa sürdürmeli hem de ülkenin diğer kesimlerini de hesaba katmalıdır.

Ayrıca Ahmet Davutoğlu’nun da ikazlarına kulak vermelidir. Davudoğlu elan parti içinden konuşuyor, onu Abdullah Gül ile aynı kefeye koymamalıdır. Tabiiki Davudoğlu da Ak Partinin kurumsal geçmişini ve Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasetteki yerini ve konumunu iyi hesaplayarak bir ilişki şeklini geliştirmelidir. Elitlere güvenerek Türkiye’de siyaset yapılamaz. Seçkincilik Türkiye’de ancak fikir kulübü veya bilimsel çalışmalarda olabilir.

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

Varlığımızın Ardındaki Hakikat
(19 Temmuz 2019, Cuma)  İnsan &uu...
İnsan Kendi Özüne Bakabilir Mi?
(14 Haziran 2019, Cuma) Uzun bir aradan...
2019 Yerel Seçim Sonuçlarının Yankıları - 2
(26 Nisan 2019, Cuma) Kılıçdar...
2019 Yerel Seçim Sonuçlarının Yankıları
(19 Nisan 2019, Cuma) 2019 yerel se&cce...

Kimler Sitede

Şu anda 54 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 510
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 3109674
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >