Haçlı Vahşetine Karşı İslam Kardeşliği (Birliği) - IV PDF Yazdır e-Posta

(5 Nisan 2019, Cuma)

Türkiye Ne Yapmalı?

Türkiye batıyla olan ilişkilerini ciddiyetle ele alarak yeniden değerlendirmelidir. Batılı tarz kurum-kuruluşları da ele almalı. Batıyla bundan böyle iki eşit ülke olarak masaya oturmalıdır. Batının buyurgan, yukarıdan bakan, kendini merkeze koyan tavrına asla müsaade etmemelidir.

Bunu yapabilmenin ilk ve en önemli şartı, olmazsa olmazı; zihni bağımsızlıktır, zihni hürriyettir. Batının düşünce biçimini mutlak doğru olduğu ön kabulünden kurtulmaktır. Dünyada tek tip düşüncenin, tek tip idare biçiminin, tek tip tıbbın, tek tip matematiğin, tek tip fiziğin, tek tip kültürün olmadığına inanmakla başlayabilir.

Batıdan ve doğudan tamamen kopalım içimize kapanalım öyle yola koyulalım demek istemiyorum. Batıyla ve doğuyla iletişimimiz, diyaloğumuz, fikri ve teknik alış-verişimiz devam edecek, burada bir kopma içine kapanma asla doğru olamaz.

Önce bağlı bulunduğumuz medeniyet havzasını tanımamız ve kendi medeniyet havzamızla batı veya doğu medeniyet havzalarını kıyaslamamız gerekecek. Şuna rahatlıkla inanmalıyız, kabul etmeliyiz ki, insanlığın başlangıcı peygamberlerle olmuştur.

İlk insan aynı zamanda ilk peygamberdir. Bütün peygamberler bizim peygamberlerimizdir. Her peygambere inanan o günün mümini/Müslümanıdır.

İlim, bilgi, imarın öncüleri de peygamberlerdir. Peygamberlerin getirdikleri sadece iman değildir, imanın hayata uygulaması olan sosyal, kültürel ve siyasal anlayış ve değerler de dinlerin vazifeleri arasındadır.

Müslümanlar olarak dinlerin özü ve gelişen sosyal yapılanmalar Kur’an’da mevcut olduğuna inanır ve ona itikat ederiz. Her bir bozuluş ve inhiraftan sonra bir nebi gönderilmiş ve din-İslam Hz. Peygambere gönderilen Kur’an’la kemale ermiştir.Hz. Peygambere kadar insanlık namına yapılan her iyi ve güzel şey ne ise o İslamîdir, diye inanırız. Böyle bakınca neyin, hangi düşüncenin, hangi ilmi gelişmenin, hangi teknolojinin iyi veya kötü oluşunu en iyi Müslümanlar bilir, bilebilmelidir.

Fıtratı merkeze koyarak bir değerlendirme yapabilme melekesini Türkiyeli Müslümanlar artık ayırabilecek olgunluğa erişerek kazanmışlardır. Türkiye cumhuriyetin ilanıyla bazı mecburiyet tahtında girdiği batı medeniyet havzasına, dairesine ait olmadığını artık kabul etmelidir. Türkiye / Müslümanlar, doğu medeniyetine de dâhil değildirler. Aliya İzzetbegoviç, boşuna “Doğu Batı Arasında İslam” kitabını yazmamıştır.

Ne doğu batıyı anlar, onunla anlaşabilir ne batı doğuyu anlar onunla yaşayabilir. Müslümanlar ikisi de anlar ikisini de bir arada tutabilir. İkisini de anlar ama ikisinin de yanlışlarını taşımaz. İslam medeniyeti doğuyu da batıyı da kuşatabilen bir medeniyettir. İkisinin taşkınlıklarını ve yanlış duruşlarını hizaya sokan bir medeniyettir.

Her düşünüş ve işte; nesne değil özne oluş merkeze konulmalıdır, bu benmerkecilik değil, şahsiyet sahibi kişiliğin mesuliyetidir. Kişi, kurum-kuruluş ve devlet de özne olarak davranmalı ve öyle iş görmelidir. Edilgen bir kişiden, kurum ve devletten devasa problemlere çözüm bulmak makul olmaz.

Sezai Karakoç’un medeniyet anlayışında belirttiği gibi; örneğimiz asr-ı saadet ama diğer medeniyetlerimizin tecrübeleri de bize yol gösterici olabilir. Yani asr-ı saadete uymaya çalışacağız, Emevi, Abbasi... Osmanlı vb. tecrübelerinden de yararlanacağız. Özne gene biz olacağız.

Türkiye de kendini özne görmeli, ABD’nin, AB’nin, Rusya’nın, Çin’in nesnesi olmayı zihninden silmelidir. Adına İslam ülkeleri denilen halkı Müslüman ülkelere karşı da özne olmalı ama onları kardeş bilmelidir. Özne olmak kardeşi ezmek olmadığının şuuruna ermelidir. Kardeşini ezerse dost olmayan komşuları ve emperyalist güçler, onları kendisine karşı kışkırtacağını da sezebilmeli. Tarihi tecrübesine dayanarak tarihte yapılan hataları işlememelidir.

Hamilik ve sahiplenme ne kadar çok olursa, o derece itibar görebileceğinin ayırdında olmalı. Gerekirse kendi milli menfaatinin zararına da olsa kardeşlerine kol-kanat germesini bilebilmeli lakin bunu bir tefahür vesilesi etmemelidir.

Bu konuda Türkiye özel bir yere sahiptir. Türkiye bulunduğu coğrafik konumunu da hesaba katarak kendine bir kültür havzası oluşturabilir. Bu havza İslam merkezli olacak, doğu ve batı medeniyetini de kuşatacak, onları anlayacak insanlık için müsbet yönlerini alacak, insanlığı tahrip eden taşkınlıklarını da önleyebilecek bir tarihe, birikime ve coğrafyaya sahip.

Türkiye tarihi köklerine dönmeli, bu dönüş geçmişi aynen tekrarlamak, kopyalamak olarak anlaşılmamalıdır. Kopyacılık değil, tecrübelerden yararlanma ve bugüne ışık tutacak iz arama olarak anlaşılmalıdır.

Ülke insanı / insanımız, her türlü kompleksten kurtulmalıdır, doğu veya batıya öykünmenin neler kaybettirdiğini artık anlamalıdır, üzerine oturduğu tarihi birikimi, devlet geleneğini, kültürlerin keşişim noktasında elde ettiği harsı önce anlamalı sonra bugüne taşımanın yol/ yöntemlerini araştırmalıdır. Dünyada böylesi geniş perspektife sahip coğrafya yoktur. Bu değişik sentezleri bir ayrışma vesilesi kılan dar cumhuriyet anlayışından kurtulmalıdır.

Cumhuriyeti de artık bir tecrübe olarak tartışmanın zamanı gelmiş durumda. Bundan kaçınmanın bize faydası yoktur. Toplumun önüne barikatlar kurarak ülke idare edilemez, fikirlere yasaklar koyarak gelişim sağlanamaz.

Önce toplumun bütün katmanları eteğindekileri dökmelidir. Böylece kimin ne hüneri varsa herkes görmüş olacak, kapalı toplumlarda, dar alanda ileri sürülen ulvi(!) düşüncelerin yüceliklerini de anlamış oluruz. Söyleyecek sözü olan söylesin, bu sözler arasında işe yarayan, insanlığa, Müslümanlara faydalı ne varsa görmüş olacağız. Açık ortamlarda söyleyecek sözü olmayanların susması da sağlanmış olacak, biz de bu müphem ve muğlak teorilerden ve ne olduğu belli olmayan, uygulanmasının imkanı bulunmayan farazi lafazanlıktan da kurtulmuş olacağız.

Belki bundan sonra ileriye matuf çare arayışları gerçek bir zemine oturacak, hakiki söz sahipleri sahne alacak, lafazanlar, mugalata yapıp rol kapanlar da durması lazım gelen yerde duracak. İlim, irfan, ahlak, üretim vb. gündeme gelecek bu vasıfları haiz insanlara rağbet edilmeye başlanacak….

Batıyla ilişkilerde atılması gereken adımlar;

-AB ile müzakereler, yeniden ele alınmalı, Türkiye AB’nin altında bir yere yerleştirmeyi asla kabul etmemeli. Gerekirse bu safhaları sonlandırma pahasına olsa da bu konuda diretmelidir.

-AB kriterleri bağlamında ailemizi tahrip eden ilgili kanunlar derhal iptal edilmeli, mevzuat değiştirilmelidir. Toplumsal cinsiyet eşitliği gibi ne olduğu belirsiz ve toplumsal yapımıza, dinimize, örfümüze aykırı kanunlar yürürlükten kaldırılmalı. Aile ile ilgili alınan olumsuz neticeleri açığa çıkan kanunlar değiştirilmeli. Zinayı meşrulaştıran her türlü mevzuata son verilmeli. Bunun en açık belirtisi de Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıbakanı bulunan hanım efendi derhal bakanlığı bırakmalı. Ve bu iki büyük kurum ayrı ayrı bakanlıkça temsil edilmelidir.

-Türkiye, halkı Müslüman ülkelerle daha iyi iletişim kurabilmesi için; liselere mecburi “Osmanlıca” derslerini koymalıdır. İslam dünyasıyla iletişim kurmak için ortak bir alfabe gerekir, Türkiye Osmanlıca ile ümmetin ortak alfabesine dahil olacak, diğer İslam ülkeleri de Türkçeyi öğrenme yoluna girerek bizim kullandığımız alfabeyi öğrenerek bizimle iletişim kuracaklar. Başka ülkelere giden Müslümanlar oranın dilini nasıl öğreniyorlarsa Türkçeyi de öyle öğrenmelidirler. Karşılıkla birbirimize yardımcı olacağız ve hep beraber bu meseleyi çözmeliyiz. Devletler buna yanaşmazsa başta aydınlar/okumuş kesim bunu yapmaya gayret etmelidir.

-Türkiye, önce içeride birliği sağlamak için, çaba sarf edecek iç farklılıkları zenginlik sayacak, ikinci olarak, İslam dünyasıyla beraber olmanın yollarını arayacak. Bunun için İslam ülkeleri arasındaki kırgınlıkları gidermek için ilk adımı o atacak. İç meseleleri iç mesele olarak kabul edecek. Irk ve mezhep farklılıkları körüklemekten kaçınacak, aralarındaki farklıkları aşan bir siyaset gütmeye yönelecek. Bu hususta güzel adımlar atılmıştır inkar edilemez ama biraz daha ileriye taşımak icabeder.

-Türkiye imkanlarınisbetinde halkı Müslüman ülkelerle ticareti geliştirmeye azami gayret göstermesini sürdürmelidir.

….

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

2019 Yerel Seçim Sonuçlarının Yankıları
(19 Nisan 2019, Cuma) 2019 yerel se&cce...
Gelecek Tasavvuru
(11 Mart 2019, Pazartesi) İki kelime, ...
CHP'nin 12 Maddelik Yerel Seçim Beyannamesi
(15 Şubat 2019, Cuma) 10 Şubat 2019 t...
AKP’nin 11 Maddede Belediyeciliği (2)
(8 Şubat 2019, Cuma) Recep Tayyip Erdo...

Kimler Sitede

Şu anda 35 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 507
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 2914537
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >