CHP'nin 12 Maddelik Yerel Seçim Beyannamesi PDF Yazdır e-Posta

(15 Şubat 2019, Cuma)

10 Şubat 2019 tarihinde Ankara’da toplanan CHP 12 maddelik yerel seçim beyannamesini yayımladı.

Genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, genel bir konuşma yaptı. Genel konuşması hakkında genel bir değerlendirme yapıp sonra 12 maddeyi değerlendireceğim.

Kılıçdaroğlu, bizim mücadelemiz kutsal bir mücadeledir, bizim mücadelemiz herkesin kucaklaşma mücadelesidir. Bizim mücadelemiz kardeşçe yaşama mücadelesidir, diyor.

Evvela bu kutsallık nedir, hangi ölçülere göre kutsal tanımı yapılır, sınırları nelerdir? Bu memlekette o kadar çok kutsal varki(!) Sayın Kılıçdaroğlu’nun kutsalı; evrensel İslamî değerlerle ne denli uyumludur, İslam’ın referanslarını referans alıyor mu? Kalkış noktası nedir? Vahye mi dayanıyor yoksa batı değer yargılarını merkeze koyarak bir kutsallık mı ileri sürüyor? Bu sorular AKP olsa başka türlü sorulur, CHP olunca sorunun mahiyeti ve dayanağı değişir. Çünkü CHP temelde İslamî referansları referans kabul etmiyor.

Kucaklaşma, kardeşlik hususunda CHP’nin karnesi bozuk. İttihatçılığın İslam dışı ekolunun varisi kabul edilen CHP’nin kardeşlik anlayışı seçmecidir. Yani batı değer yargılarını peşin kabul edenler ancak eşit ve kardeş olabilirler. Batıcı zihniyetin insan tasavvuru bu topraklara yabancıdır. Son zamanlarda AKP ile CHP arasındaki makas kapanmak üzere, yani AKP de batıcılık hususunda CHP’ye benzemeye başladı.

Ne kadar güzel oyunlarımız, şarkılarımız, türkülerimiz, insanlarımız var. Ayrımsız yaşamak istiyoruz, kardeşçe yaşamak istiyorum. Ama bölüyorlar, ayrıştırıyorlar. Sakın ola kimse bu tuzağa düşmesin, diyor. Şarkı, türküyü sahiplenmek güzel. Ama buna ilahiler, Türk tasavvuf musikisi dahil midir? Şüphelerimiz var. Butopraklarda birlikte yaşamak gerekli ve mecburidir, lakin herkes kendisi kalarak bu sağlanabilirse güzeldir. Yoksa hepimiz topyekun batı değer yargıları etrafında birleşerek batının uzantısı olarak birlikte yaşamaya mahkum edilerek bu sağlanırsa, olumlu netice vermez. CHP’nin sicili bu konuda da temiz değil.

Bu ülkenin adalete ihtiyacı var, bu ülkenin hakka ve hukuka ihtiyacı var, diyor. Bunda şüphe yok. AKP’nin son uygulamaları, İslamî açıdan da mer’i hukuk açısından da sıkıntılı ve sancılı. Ama CHP’nin geçmiş tecrübelerine bakılırsa o daha vahimdir. Moğoltay zamanında adaletin nasıl işlendiğini gördük ve yaşadık. Ayrıca dinini yaşamak isteyen insanımızın CHP tarafından nasıl mağdur edildiği de bir hakikat, örtülemeyecek ve es geçilemeyecek derecede çok ve değişik.

Sayın Kılıçdaroğlu, asla kırıcı bir dil kullanmadan, herkesi dinleyerek Türkiye sathına yayılacağız, diyor. Bu sağlanabilirse iyi olur. Ama gene CHP’nin zihin yapısı ve geliş şekli bu vaade ne kadar müsaade eder, bilinmez. Sayın Kılıçdaroğlu’nun, söylem biçimi, seçtiği kelimeler, yaptığı benzetmeler, verdiği misaller hiç de mülayim ve yumuşak değil. En mülayim konuları bile sert ve kırıcı bir lisanla beyan buyuruyor. Ayrıca “ben” zamirini sıkça kullanıyor. Yapacağım, edeceğim tekil fiil çekimlerini seviyor. Yani dilinde paylaşım ve ortaklık yok. Yürüyüşü, hitap şekli sahneyi kullanma biçimi bir siyasi liderden çok bir örgüt önderi, militanı gibi.

Sayın Kılıçdaroğlu, çözüm istiyorlarsa CHP'nin kadrolarına başvuracaklar, diyor.Elan CHP’li belediyelere başvurulmuş durumda, netice çok iç açıcı değil. Yerel yönetimle genel yönetim birlikte hareket ederse bu sağlanabilir, diye iddia ediyor. CHP hükümet olduğu olağanüstü durumlarda yönetim biçimlerini gördük, o dönemlerde pek içaçıcı değildi. Hükmet olma biçimleri halkçı değil oligarşiktir.

Sayın Kılıçdaroğlu, dünyanın borcunu yaptılar yetmedi, şimdi borç bulmak için kapı kapı dolaşıyorlar. Borç bulunca da seviniyorlar. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'dan sonra Londra'daki bir avuç tefeciye teslim edildi, diyor. Bu iddiasına inanmak zor. Bu ülke İMF’nin kıskacından AKP hükümetleri zamanında kurtarıldı. Türkiye anlatıldığı gibi öyle kapı kapı dolaşarak borç istediği de yok. Halkın gözü önünde cereyan eden bu hadiseyi böyle yorumlayarak ve çarpıtarak seçim malzemesi yapınca, söylediklerinin ciddiyeti de zedelenmiş oluyor.

Sayın Kılıçdaroğlu,Türkiye'yi kurtaracak kadro Kuvay-i Milliye kadrolarıdır, diyor. Kuva-yi Milli, dış düşmana karşı çıkmış bir harekettir, bunu iç siyaset malzemesi yapmak doğru değildir. Bu cümle, bu hüküm sayın başkanın ruh halini yansıtıyor. Siyasi muhalefeti, düşmanlık olarak anlıyor. Ne pahasına olursa olsun AKP’yi mahkum etmek, yok etmek istiyor.

Sayın Kılıçdaroğlu, Türkiye'yi üretimden kopardılar, üretmeyen Türkiye oldu. Tarımı mahvettiler, diyor. Bu doğru bir tesbittir. CHP’nin nasıl bir politika izleyecek bilinmez. Önerdiği nedir açık değil. Ama ikazı çok doğru, tarım ülkesi olmak suç değil, tam tersi bir ayrıcalık belki de bir faikliktir. Tarımı geliştirmek aynı zamanda köylüyü köyde tutmak demektir. Bu sadece ekonomiye katkı sağlamayı sağlamaz aynı zamanda çarpık şehirleşmenin de önüne geçmeye yardımcı olur.

Tenkitlerini sürdüren CHP lideri; sen askeri bu kadar seviyorsan, daha bu kış iki asker donarak öldü sen bunlara kılık kıyafet buldun mu? Eğer sen kendi kötü yönetiminin faturasını askere çıkarmaya çalışıyorsan sen neden tank palet fabrikasını satıyorsun kardeşim, diyor. Askerin vesayeti kaldırıldı, lakin şartları düzeltildi. Kılık kıyafet, arazi ve iklim şartlara uygunluk açısından çok iyileşmeler var. Kışlada askere reva görülen soğan- patates soyma artık yok. Askeri malzemenin araç- gereç tedarikinin, silah üretmenin eskiye kıyasla daha yerli ve milli olduğu bir gerçek. Acaba sayın başkan, askeri vesayetin kalkmasından üzüntü duyuyor da üzüntüsünü bu şekilde mi dile getirmek istiyor.

Sayın Kılıçdaroğlu;TOKİ raporuna göre İstanbul'da 76 gökdelen yapana 240 milyar lira rant sağlanmıştır,diyor. Doğruluğunu bilemem. Ama getirim sağlandığı bir gerçek. Rant elde etmede AKP çok becerikli.

Sayın Kılıçdaroğlu;ulaşım ve altyapı sorunları çözülecek.CHP bu konuda inandırıcılığını kanıtlayamamış bir parti. Milli görüş geleneğinden gelen belediye başkanları, dolasıyla AKP daha başarılı, CHP belediyeleri onların izinden giderek alt yapı çalışmalarını daha ileriye götüreceğim derse daha inandırıcı olur. Problemlerin çözümü için istikrar ve devamlılık esastır.

Sayın Kılıçdaroğlu: Kentte yaşamanın ayrıcalığı nedir, kentin bir kültürü, sanatı vardır. Sporu vardır onları yaşayacaksınız. Eğer belediye başkanı sizi kentin kültürüyle, sanatıyla sporuyla buluşturamazsa o belediyeni görevi nedir. İstanbul'da yaşayan ev hanımlarının yüzde 50'si boğazı görmemiş, diyor.İstanbul’un veya herhangi bir şehrin kültür ve sanatı tarihiyle, geçmişiyle, ananesiyle, insanlık değerleriyle uyumlu ve teknolojik imkanlarla adı geçen hasletler bulaşabiliyorsa, bir anlam ifade eder.

Mevcut partilerin hangisi bunu sağlayabilir veya böyle anlar bilinmez. Açmaz sokak.
…..

CHP'nin 12 maddelik seçim beyannamesi

1 - Halka saygılı kentler. Herkese saygılı davranacağız. Belediye başkanlarımız toplumun bütün değerlerine saygılı olacaklar.

2 - Hakça paylaşan kentler. Rant her kentte vardır. Rantı hakça bölüşüldüğünde sorun yoktur. Rantı yandaşa aktarırsanız orada sorun vardır.

3 - Hesap veren ve şeffaf yönetilen kentler. Harcadığımız her kuruşun hesabını belde halkına vermek bizim namus borcumuzdur.

4 - Yoksulluğu yenen kentler. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği kentler. 1 ocak 2019'dan itibaren CHP'li belediyelerde asgari ücret 2020 lira değil, 2200 liradır.

5 - Üreten ve istihdam yaratan kentler. Bir kent üretmeli her alanda üretmeli.

6 - Yenilikçi ve akıllı kentler. Yani yaşanabilir kentler. Teknolojinin insana hizmet ettiği kentler. Bizim sözümüz söz bütün İstanbul'u yaşanabilir bir kent haline getireceğiz.

7 - Ulaşım ve altyapı sorunlarını çözeceğiz.

8 - Nefes alan kentler.

9 - Sosyal adaleti sağlayan kentler. Engelliler için yaşanabilir kentler.

10 - Kültür ve sanatı geliştiren kentler.

11 - Doğa dostu yeşil kentler.

12 - Son olarak, tüm yurttaşlarımız beraber bir kentte mutlu yaşamak istiyoruz. Biz size bu sözü veriyoruz.

12 maddenin özeti; AKP yolsuzluk yapmış, biz yapmayacağız. Çözüme varılmış bazı hususları çözeceğiz diye başlarsanız, siz problemlerin neler olduğunu ve nasıl çözüleceğine kafa yormamışsınız demektir. Burada da muhalefet üzre inşa edilen vaadler var.

CHP bir de ebuecdadın dilini tahfif ederek var olmaya çalışıyor.

Saygılı, paylaşımcı, şeffaf, yoksulluğu yenen, üreten, istihdam eden, yenilikçi, akıllı kentler. Bu akıllı kent nasıl olur meçhul, iktidar partisi de benzer şeyler söylüyor. Akbil benzeri bir şey mi acaba. Kentin her yerinde bizi tanıyan bir şeyler mi yerleştirilecek? Yoksa iktidar ve muhalefet elbirlik “Beş Şehir” okumuşlar da her şehre özel bir kimlik mi vermeye çabalıyorlar.

Tüm Türkiye’yi birbirine benzeterek, zihinlerimizi kalıba sokmak için her yolu mubah görerek mi akıllı şehirler oluşturmaya çalışıyor sayın CHP ve iktidar partisi. İnsanların tek tipleşmesine iktidar ve muhalefet birlikte çalışıp var güçleriyle gayret gösteriyorlar, sonra da dönüp akıllı şehirlerden dem vuruyorlar.

Sosyal adaletçi, kültür ve sanata değer veren belediyeler. Ne güzel sözler, ne ince düşünceler heyhat bunları kim yapacak. CHP mi, MHP mi, İyi Parti mi, AKP mi, HDP mi, yoksa Doğu Perinçek partisi mi? Hiçbiri bunları beceremez.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun konuşması 12 maddenin aynısıdır demek de mümkün. CHP’nin genel tutumu burada da kendini gösteriyor. Örgüt karar alıyor başkan da bu kararları dile getiriyor. Bir bakıma iyi tek adamcılığı önlüyor. Diğer yandan kişisel beceri ve liderlik vasıflarını da köreltiyor. Denge yok ya her şeyi reis bilir veya örgüt, tam da jakobenlik. CHP’de oligarşik yapı daima kendini hissettiriyor.

Partilerin belediye başkan adaylarına bakınız kültürden, sanat ve edebiyattan, insan psikolojisinden, sosyal yapıları anlayan ve çareler üreten… kaç kişi var.

Bu konuda partiler aynileşmeye doğru hızla ilerliyor. Aynileşmede başı iktidar partisi çekiyor dersek yanlış olmaz.

Mesela Sayın Kılıçdaroğlu: Hakça paylaşan kentler. Rant her kentte vardır. Rantı hakça bölüşüldüğünde sorun yoktur. Rantı yandaşa aktarırsanız orada sorun vardır, diyor, rantı kaldıracağız demiyor, rantı bölüşeceğiz diyor. Sayın başkan ya rant ne demektir bilmiyor veya o da ranta talip.

Halbuki Rant: Bir malın, mülkün ya da paranın, belirli bir süre sonunda, hiç emek verilmeden sağladığı gelir. Herhangi bir üretim faktörüne, onu belirli bir istihdam alanında tutmak için gerekli olan miktardan fazla yapılan ödeme. Rant, ücret ve faiz gibi önceden belirlenen bir kıymettir. Kısacası emek verilmeden elde edilen gelir. Emeğe bu kadar saygılı olan sayın başkan ranta niye böyle yaklaşıyor. Acaba kelime hazinesi mi yetmiyor. Bu kadar danışmanları var bunlar ne işe yarıyor.

Hoş Türkiye’de danışmanlık; danışman olduklarının eksik ve yanlışları düzeltmek ve yol göstericilik yapmak için ihdas edilmemiştir. Başkanların, liderlerin, şeflerin, genel müdürlerin… reklamını yapmak, söylediklerini ve yaptıklarını tasdik etmekle yükümlüdürler. Sayın başkan da iş yapmıyor, muhalefet ediyor, öyle ise danışmanın vazifesi de muhalefete nasıl yüklenilir, hangi kelime, deyim, atasözü tenkitte eleştiride muhalefette daha sert ve kırıcı etki eder, onu arayıp bulmaktır.

Korkulacak bir şey yok. Hangi parti kazanırsa kazansın rantçılık devam edecek, iktidarı kaybeden belediyelerde rant el değiştirecek, hepsi bu kadar, rantçılar üzülmesin. Onlar zaten parti farkı gözetmeden birbirlerini gözetiyorlar, rantların sadece oranları değişir.

 

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

Gelecek Tasavvuru
(11 Mart 2019, Pazartesi) İki kelime, ...
CHP'nin 12 Maddelik Yerel Seçim Beyannamesi
(15 Şubat 2019, Cuma) 10 Şubat 2019 t...
AKP’nin 11 Maddede Belediyeciliği (2)
(8 Şubat 2019, Cuma) Recep Tayyip Erdo...
Yerel Seçimde Muhalefet
(25 Ocak 2019, Cuma) Türkiye yerel...
Suriye
(18 Ocak 2019, Cuma) ABD’nin Suri...
Yerel Seçime Giderken
(11 Ocak 2019, Cuma) Türkiye gibi ...
Gündem Üzerine Değerlendirmeler
(4 Ocak 2019, Cuma) Coğrafya ve tarih ...

Kimler Sitede

Şu anda 69 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 502
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 2838875
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >