Yerel Seçime Giderken PDF Yazdır e-Posta

(11 Ocak 2019, Cuma)

Türkiye gibi ülkelerde her şey çok mühim, hatta herkes de çok mühim ve önemli. Aslına bakarsanız her şeyin çok mühim ve herkesin çok önemli olduğunu ileri sürmek, işin ciddiyetini hafifletmektir. Ciddi/mühim olanla olmayan birbirine karışır, mühim önemsizleşir, önemli şahsiyetler de önemini yitirir.

Ülkemizde her olay başlıbaşına bir beka meselesi haline getiriliyor. Bunun en açık örneği 2019 Mart yerel seçimleridir.

Belediyecilik diye bir kamusal alan vardır ve bu alanda yapılması gereken işler vardır. Bunlar ana hatlarıyla, şehrin büyüklüğü, alt yapısı, kültürel duruşu vb. konular etrafında oluşur. Ama gel gör ki, öyle olmuyor.

Her bir belediye başkan adayı; ülkenin en tepe adamı gibi kendini görür veya öyle takdim edilir. Belediyecilikle alakalı bilgi ve becerisi, halkla ilişki kurma biçimi, toplumu kucaklama yeteneği, yerel problemleri bilip bilmemesi gibi konular pek gündeme gelmez, gelemez. Çünkü mesele yerel seçim atmosferinden çıkıp/çıkarılıp ideolojik bir platforma çıkarılır, yerel meseleler geriye itilir, tali bir konuma düşürülür. Artık belediyecilik ikinci plana düşer ve kampanya/propaganda bu alana kayar, hal böyle olunca, gruplaşma ve kamplaşma başlar, kamplaşma başlayınca gerçekler örtülür, hamaset ve algı yöntemlerine başvurulur.

Böyle ortamlarda, belediyecilikle ilgili yeteneklerin bir değeri kalmaz. Vaziyet bu hale getirilince, kim daha çok parti içinde ideolojik söylemler irad ederse, parti içinde güçlü desteğe sahipse, kulisleri iyi yönetebiliyorsa, ayak oyunlarını mahirce çaktırmadan icra edebiliyorsa, parti içi erke daha yakınsa, seçildiğinde ideolojik ve yer edinmede gruplarını kayırabiliyorsa onlar öne çıkar ve belediye başkanı oluverir.

Bu hal büyük ve küçük tüm partilerin tavır ve tarzıdır. Mevcut hiçbir parti bundan arî değildir. Bundan kurtuluş da yakın zamanda pek görülmüyor.

Bu ideolojik söyleme yaslanma muhalefet partilerinde daha bariz ve fazladır. Elan muhalefet partililerin belediye başkan adaylarının her birinin tenkitleri, en başta Başkan Tayyip Erdoğan’adır. Yerel seçim unutulmuş, hükümetin dış politika yanlışlarından, yeni Başkanlık sisteminin yanlışlarına, ülke ekonomisinin kötülüğünden, Atatürk ilke ve inkılaplarından kopuşuna, AB üyeliğinin açmazlarından kültürel ve eğitim programlarının nasıl yanlış olduğuna kadar her şey gündeme getirilir ve bunun üzerine bir kampanya yürütülür. Hele Doğu ve Güneydoğu Anadolu da muhalif belediye başkan adayları ise bunlara “Kürtçülük” siyaseti de ilave edilir, ilave değil belki ana merkeze yerleştirilir ve onun üzerine kampanya bina edilir. Buralarda hizmet, halkı dinleme gündeme bile gelmez. Var yok kimlik üzerine vurgu yapmak, dersiniz ki yeni bir Kürt devletinin temelleri atılıyor ve belediye başkan adayı da o new- zuhur devletin yeni lideri. Türkiye’yi da aşarak beynelmilel bir söylem geliştiriyorlar.

Mesele yerelliği aşarak bir beka sorunu haline gelince bu sefer kamplaşma başlıyor. Kamplaşma başlayınca partiler hizmet yarışını aşarak yekdiğerini alt etme, yenme, güç yetirirse yok etmeye yöneliyorlar. 

Yerel seçimlerde ittifak kurmanın başka türlü izahı mümkün değildir. Normal işleyen devletlerde yerel seçim yerele aittir ve yereli göz önünde bulundurarak bir seçim yapılır. Ona göre aday belirlenir.

Anadolu’nun her hangi bir iline oranın ahvalini bilmeyen, orada yaşamayan birinin oraya belediye başkan adayı yapılmasının anlamını kavramak yerellikle alakasını kurmak yerel seçim bağlamında nasıl olabilir?

Hükümet cenahı ise, hükümetin imkânlarının kullanılmasını ileri sürerek bir kampanya yaparsa ki öyle görünüyor bu yanlıştır. Devlet kademesindeki görevlileri belediyeye kaydırması mevcut işleyiş açısından çok uygun değildir. Yukarıda belirtilen kulis faaliyetleri iktidar partisinde daha çok göze batıyor.

Belediyecilik yetenek ve kabiliyetleri, halkla ilişki kurma becerisi ikinci plana itilerek merkez hükümete yakınlığı esas alınarak bir yerel seçim kriteri oluşturmak iktidar açısından olumlu bir tarz değildir.

Ancak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Özhaseki, bunun istisnası olabilir, bu iki isim farklıdır, bunların belediyecilik tecrübeleri ve başarıları vardır, kanaatimce isabetlidir.
Bu yerel seçim sonrası Türkiye’de kamplaşma daha da pekişeceğe benziyor. Yeni hükümet şeklinde ülke ister istemez iki partili bir sisteme dönüşecek. Belki çok fazla partiler olacak ama iki ana akımı temsil edecek bir toplumsal kutuplaşma da olacak.

Cumhur ve Millet ittifakları bu iki ana akımı tam karşılamıyor. Cumhur İttifakının oturduğu eksen kısmen belli, çünkü milliyetçi akımla şeklen de olsa İslamî akımın birlikte olması az problemlidir. Millet İttifakının toplumsal tabanı çok renkli ve karmaşıktır.

Cumhur ittifakı Millet ittifakına göre daha sağlam duruyor. Bu ilerleyen zamanlarda nasıl kaymalara yol açar pek bilinemez.

Türkiye’de sıkıntı olan milliyetçi muhafazakâr kesimin ülke çoğunluğunun ezici bir oranda olmasıdır. Batılaşma serüveni boyunca oluşturulmak istenen sol ve türevleri, ülkede karşılık bulamıyor. Sağı (milliyetçi muhafazakârları) dengeleyecek bir toplumsal tabanı yok. Bugüne kadar zinde güçlerle sağlanan zoraki denge artık fazla etkin olamıyor.

Sol; ya ülke gerçeklerini görecek ve ona göre kendine bir yeni siyaset üretecek veya milliyetçi- muhafazakârlara iktidarı teslim edecek ve bunu içine de sindirecek. Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçilmiş başkan Tayyip Erdoğan’ın meşruiyetini tartışmasının altında yatan gerçek de budur. Halk seçiyor, kabul etmiyorlar ama halkçıyız diyorlar, o zaman sorarlar, sizin halk dediğiniz başka ülkelerden mi ithal edilecek. Belli mahfillerde üretilen halkçılıkla Türkiye insanı aynı değildir. Mahfillerde üretilen halkçılığa bu millet pirim vermez. Halk değil, millettir asıl olan. (Halk ile millet arasındaki farkı açıklamak buranın konusu değildir.)

Yeni cumhurbaşkanlık sisteminde yerel ile devlet ilişkisi net değildir. Seçilen belediye başkanı ile tayin edilen mülki amir arasındaki ilişki biçimi kişiselleşmiş durumda. Şu an tayin edilen mülki amirlerin bölgeye, şehre göre konumları farklılık arz ediyor. Vali-kaymakam hükümeti/devleti temsil ediyor, iktidara mensup belediyelerde durum çok karışık, mülki amirlere partinin il başkanları veya belediye başkanları fazlasıyla etki ediyorlar veya etmeye çalışıyorlar. Mülki amirin kişiliği ile orantılı olarak bir ilişki ağı kurulmuş durumda. Bu kargaşa ileride daha da girift hale gelebilir. Bunu bir esasa bağlamak gerekecek devletin ağırlığını zedeleyecek bir hale dönüşmemesi gerekir.

Yargıdan emniyete, eğitimden mülki idarelere kadar devlet otoritesinin ne olduğu ve nasıl işlerlik kazanacağı netleşmelidir. Devletin despotluğunun kaldırılmış olması olumlu bir kazanım ve fakat bütün inisiyatifi partiye veya belediye başkanlarına bırakmak da nerelere evirileceği muğlak. Muğlaklıkta uyanıklar durumdan vazife çıkararak bir çıkar çarkını rahatlıkla oluşturabilirler.

Mart yerel seçimleri çok şeylere gebe gibi görünüyor, kurulan Cumhur ve Millet ittifakları seçimden sonra yeni bir karma ve yeni ittifak veya ayrışmalara da sebebiyet verebilir.

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

2019 Yerel Seçim Sonuçlarının Yankıları - 2
(26 Nisan 2019, Cuma) Kılıçdar...
2019 Yerel Seçim Sonuçlarının Yankıları
(19 Nisan 2019, Cuma) 2019 yerel se&cce...
Gelecek Tasavvuru
(11 Mart 2019, Pazartesi) İki kelime, ...
CHP'nin 12 Maddelik Yerel Seçim Beyannamesi
(15 Şubat 2019, Cuma) 10 Şubat 2019 t...

Kimler Sitede

Şu anda 16 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 508
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 2987879
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >