Ziya Gökalp Anısına [MTTB Yayın Organı Birlik Gazetesinden] PDF Yazdır e-Posta

(19 Ekim 2018, Cuma)

[MTTB Yayın Organı Birlik Gazetesinden]

Ziya Gökalp 24 Teşrinievvel (25 Ekim) 1924, 

Büyük Türk Mütefekkirinin Dokuzuncu Ölüm Yıl Dönümüdür.

24 Teşrinievvel 1924, Ziya Gökalp’ın öldüğü gündür. Aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen büyük mütefekkirin bıraktığı boşluk doldurulamamış, Türk münevverleri, Türk gençliği öksüz, mürşitsiz kalmışlardır. 

Milliyet aşkının yeniden ruhlara heyecan verdiği, gönülleri coşturduğu şu günlerde Ziya Gökalp’ı daha büyük bir hüzün ve elemle anıyoruz. Ziya Gökalp ölmemeliydi, bu gün genç ve temiz ruhları işleyecek bir Ziya Gökalp’a ne kadar büyük ihtiyacımız var?

24 Teşrinievvel 1933, Ziya Gökalp’ın öldüğü günün dokuzuncu yıl dönümüdür. Ziya Gökalp, büyük Türk milletinin yetiştirdiği nadir zekâlardan biri idi. Ziya Gökalp, Türkiye’nin büyük inkılabını yaratan nesle heyecan ve iman aşılamış, Türk milliyetperverliğinin esaslarını kurmuş büyük bir mütefekkirdi. Ziya Gökalp, büyük işler görmüş bir ahlak ve fazilet abidesi idi. Fakat ne kadar acıdır ki ölümünün yıl dönümünde onu hatırlayan bile olmadı. Büyük üstadı tanıyanlar o gün gazetelerin sayfalarını elem ve hüzünle karıştırdılar. Fakat Ziya Gökalp’ı anan bir tek satıra bile rastlamadılar. Biz kadirşinaslığı ne zaman öğreneceğiz?

Ziya Gökalp, Sait Paşa, Süleyman Nazif, İshak Sükûti, Faik Ali gibi tanınmış birçok Türk mütefekkirlerini yetiştiren Diyarıbekir’de doğmuştur. Babası okumuş bir adamdı, oldukça büyük memuriyetlerde bulunmuştu. Bir müddet müddeiumumilik de yapmış, vilayet gazetesinde birçok tetkik makaleleri neşretmişti. Büyük babası Çermik ismini taşıyan Türklerle meskûn bir kazanın ayanındandı. Ziya Bey tahsilini Diyanbekir’de yaptı. Sonra Diyarıbekir Askeri Rüşdiyesi'ne geçti. Ziya Gökalp’ın (fevkalade bir yaratılışı) olduğunu ilk defa anlayan bu Askeri mektebin müdürüdür.

Ziya Bey, Askeri Rüşdiyeyi bitirdiği zaman babasını kaybetmiş bulunuyordu. Bu itibarla tahsiline istediği gibi devam edemedi. Yalnız amcası Hasip efendiden hususi ders aldı. Daha sonra İstanbul’da Baytar mektebine girdi. Bir müddet orada okudu. 

Ziya Gökalp’ın tahsil hayatını şu suretle hülasa edebiliriz: Üstat, kendisini “Büyük Ziya Gökalp” haline getiren tahsilini hiç bir irfan müessesesine medyun değildir. O, kendi kendisini yetiştiren sayılı zekâlardan biriydi. Zekâsını, anlayış ve hazmediş kabiliyetini daha küçük yaşta göstermeğe başlamıştı. Felsefeye karşı büyük bir alakası vardı. Felsefi fikirleri büyük bir sürat ve kabiliyetle hazmetti. Bu dolgun kafa, biraz sonra istibdat idaresinin etrafa saçtığı karanlık ve ümitsizlikle bedbin bir felsefeye saplanacak ve bu saplanış genç mütefekkiri intihara sürükleyecektir, Ziya Gökalp intihar ediyor ve ölümden tesadüfen kurtuluyor. 

Bu hadiseyi müteakip Ziya Gökalp uzun bir zaman sessiz ve münzevi bir hayat geçiriyor. Ve hürriyet güneşinin doğuşu sıralarında memlekette milliyet mefkûresini yaymak için neşriyata başlıyor. “Genç Kalemler” Ziya Gökalp’ın bu mücahedesine ait ilk yazılarıyla doludur. Bu tarihlere kadar milliyet fikir ve ülküsü memleketin münevver kafalarında layıkıyla teşekkül edememiştir. Baştakiler Tanzimat ruhiyle yetişenlerdir. Türk milliyeti fikri, muhtelif akalliyet unsurlarını birleştirmeğe çalışan Osmanlılık fikrine nazaran çok zayıf ve ümitsizdir.

Vakıa memlekette Süleyman, Ahmet Vefik ve Cevdet Paşalarla başlayan, Ahmet Mithat Efendi, Necip Asım ve şair Mehmet Emin Beyler gibi samimi muakkipler yetiştiren bir Türkçülük cereyanı vardır. Fakat bu cereyan heyecansızdır, ruhsuzdur, ilmi esaslara dayanmıyor ve mahdut bir zümrenin malıdır. 

İnkılabı müteakip İstanbul’da Türk Ocağı teessüs etti. Türk milliyetçiliğini, Türkçülük fikrini yaymağa çalışan neşriyat çoğaldı. Gençler uyanmağa, mefkûreyi benimsemeğe başladılar. İşte Ziya Gökalp bu sıralarda “Genç Kalemler”deki yazılarıyla bu fikirlerin kuvvetlenmesini, şuur ve heyecan kazanmasını mucip oldu. Daha sonra İstanbul’a geldi, gençleri etrafına topladı, onları irşat etti ve milliyet cereyanının ilmi esaslarını kurdu. Büyük Türk mütefekkirinin bu canlı mesaisi semerelerini süratle vermeğe başlıyordu: Türkçülük fikirleri büyük bir gençlik kitlesinin heyecanlı sevgisini kazandı, Tanzimat zihniyeti, Osmanlılık fikirleri ehemmiyetini kaybetmeğe başladı ve Türk edebiyatında milliyet fikirleri kıymet kazandı, gençler kozmopolit edebiyat-ı cedidenin marazi hakimiyetinden kurtularak milliyet cereyanına kapıldılar. Ziya Gökalp İstanbul’a yerleştikten sonra Türkçülük, tam manasıyla ilmi bir mecra takip etmeğe başlamıştı. İlmi usullere dayanan sistematik çalışmalar Türk harsına, Türk medeniyetine kıymetli eserler kazandırdı. Ziya Gökalp’ın yetiştirdiği çok kıymetli gençler bütün bir nesle mefkûreyi aşıladılar. Ziya Gökalp, merkezi İstanbul olmak üzere bütün Türkiye’yi ihata eden yeni fikirlere adeta nazımlık vazifesini gördü. Her tarafta açılan Türk Ocakları millî kültür ve terbiye işinde büyük hizmetler, yaptılar. Bu ocaklara merbut gençler büyük bir şiddet ve hararetle Türkçülüğü tamime koyuldular. Bu millî cereyanları zekâ ve malumatıyla, şuurlu ve kudretli mantığıyla, heyecanlı ve velut dehasıyla Ziya Gökalp idare etti. Üstat, tam bir feragat ve tevazuyla muhitindeki gençlere ışık veriyor, yol gösteriyordu. Harb-i umumi senelerinde Darülfünunda içtimaiyat okuttu. Türk Yurdu, Milli Tetebbular ve İçtimaiyat Mecmualarında, Yeni Mecmuada yüzlerce makaleler, tetkikler neşretti, yıllarca gençliği irşat etti. Umumi harbi takip eden felaketli devrede Malta’da esir bulunuyordu. Fakat hiçbir zaman bedbinliğe kapılmadı. Gönüllere aşıladığı milliyet aşkının bir gün vatan ufkunda parlayacağına, bu kara, felaketli seneleri güzel ve saadetli günlerin takip edeceğine iman etmişti. Nihayet bu büyük ve ihatalızekânın ümitleri tahakkuk etti. Milli intibah, genç milliyetperverlerin göğsü üstünde taze bir kaynak halinde yükseldi. Düşman Anadolu’nun harim-i ismetinde boğuldu ve Türkiye bugün onuncu yılını en büyük bir sevinç ve heyecanla kutluladığımız inkılap senelerine girdi. Ziya Gökalp bu büyük zaferi kazanan nesle milliyet aşkını aşılayan, memleket, millet sevgisini, cemiyet ve vazife aşkını telkin eden bir insan olması itibarıyla Türk inkılap tarihinin unutulmayacak, ihmal edilemeyecek bir simasıdır. Ziya Gökalp millî zaferi müteakip siyasi hayata davet edildi. Büyük mütefekkir, bütün mevcudiyetini Türk milletinin saadetine hasretmişti. Büyük ve alimane eserlerinden çocuklar için yazdığı nesir parçalarına, manzum masallara kadar bütün eserlerinde “fert yok, cemiyet var”, “Sen, ben yokuz ... Biz varız” düsturlarını ilan etti.

Büyük üstat, epey eski bir mide hastalığından ıstırap çekiyordu. Mebus olduktan sonra hastalığı arttı. Tedavi için Ankara’dan İstanbul’a geldi. Aylarca perhiz tuttu. Doktorlar hastalığını bir türlü teşhis edemiyorlardı. Ziya Gökalp, son günlerini yaşadığına kanaat getirmişti. Buna rağmen ıstırap içinde son eseri olan “Türk Medeniyeti”ni bitirmeğe çalışıyor, bu arada Cumhuriyet gazetesinde de son irşatkâr yazılarını “Çınar Altı Musahabeleri”ni yazıyordu. Kendisine bu kadar yorulmamasını tavsiye edenlere büyük mütefekkirin verdiği şu cevap ne kadar büyük bir vazife aşkını ve feragat, anlatıyor; 

"Pek az zamanı kalmış olan bir faninin yapacak pek çok şeyi vardır.”

Ziya Gökalp 24 Teşrinievvel 1924 de Fransız hastanesinde gözlerini dünyaya kapadı. Bu ölüm, memleket için büyük bir matem oldu ve memleketin fikir hayatında doldurulamayacak kadar büyük bir boşluk hasıl oldu.

Bu satırları Köprülüzade Fuat Beyin bir yazısından alıyorum: 

“Türk milliyetçiliği tarihinde en mühim ve merkezi mevkii işgal eden bu büyük mütefekkirin yalnız eserleri, fikirleri, nazariyeleri değil, hayatı da Türk gençliği için başlı başına bir ders sayılabilir. Mefkûresinden başka hiç bir şeye kıymet vermeyen ve nihayetsiz bir imanla daima ona doğru koşan Ziya Gökalp’ın hayatı, Türk gençliği için daima bir timsal olacak kıymettedir.”

Adnan Cahit (Birlik Gazetesi,1933)

(Birlik Gazetesi bu şiirini de yazının altına yerleştirerek neşr etmiş)

Ahlak yolu pek dardır.
Tetik bas, önü yardır.

Sakın “hakkım var” deme,
Hak yok, vazife vardır.

Hak milletin, şan onun,
Gövde senin, can onun.

Sen öl ki o yaşasın,
Dökülecek kan onun ...

Ben, sen yokuz biz varız.
Hem Ugan hem kullarız.

“Biz” demek bir demektir.
Ben sen ona taparız.

Millete ver canını,
Ocağını şanını …

Bir aşık olsan bile
Feda et cananını …

ZİYA GÖKALP

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

Davet-Hizmette Öncülük
(16 Aralık 2018, Cuma) Her bir fikrin,...
Ne Olmadığını Söylemek
(9 Aralık 2018, Cuma) Ne olmadığın...
AKP Değerlendirmesi
İlgilenen ve merak edenler için ...
Ziya Gökalp'e Dair
(26 Ekim 2018, Cuma) Birlik Gazetesinde...
Cemal Kaşıkçı Vesilesiyle
(12 Ekim 2018, Cuma) Suudi vatandaşı ...
Kışkırtıcı Sorular
Dertlerin çoğaldığı döne...
İnsanın Kendisiyle Konuşması
(14 Eylül 2018, Cuma) İnsanın ke...

Kimler Sitede

Şu anda 830 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 487
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 2517572
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >