İnsanın Kendisiyle Konuşması PDF Yazdır e-Posta

(14 Eylül 2018, Cuma)

İnsanın kendi içine doğru yolculuk yapabilmesi, ehemmiyetli ve değerlidir. Bu; kişi kendi zaaf ve meziyetlerinin farkındadır, nerede nasıl davranması lazım geldiğini tesbit etmek için, kendisiyle bir hasbihal ediyor, demektir.

Bu hasbihali açıkta ve aleni yapanların bir kısmı deli muamelesi görür, toplum nezdinde itibarları pek yoktur.

Hasbihali kendi iç dünyasında yapıp belli yerlerde belli alanlarda zaman zaman bunu açığa çıkaranlar ise, itibarları biraz vardır, ama toplum tarafından istikrarsız diye nitelendirilir. Bunların ne yapacağı belli olmaz diye hüküm verilir toplumca.

İç hasbihali içinde tutan ve fakat dışarıya sızdırmamaya çalışanlar, toplum indinde tutarlı ve istikrarlı görünür, lakin kendi iç âlemleri, fokur fokur kaynar. Bu kaynayış dışa vurduğu anda, hastalık belirtisi olarak anlaşılır ve toplum da böylelerine pekiyi gözle bakmaz.

İç hasbihal sonucu, vardığı yerde tam mutmain değil ve fakat mutmain olduğunu sanan veya iç arayışında olan kişi ise, bir yere varmışsa, topluma da vardığı yeri anlatmaya çalışıyorsa, ya istikrarsızlıkla, ya kaymakla veya sapmakla itham edilir. Böyleleri kendi içinde yürümek istediği yolu, kendine yakın bulduğu kişilerle paylaşmak ister. Bunu iyi ayarlayamadığı takdirde çelişkiler ortaya çıkar.

Kişi, iç hasbihalini tamamlamışsa, gerçek manada mutmain olmuşsa dışa vurumunu daha temkinli ve aheste aheste sunabilirse, toplum nezdinde itibar kazanır, en farklı ve aykırı şeyler söyle de az tepki çeker.

Peki, insanın kendisi kim, içimizde başka başka kişiler mi var? Böyle olanlar çok kişilikli olmuyorlar mı?

Yunus Emre’nin

Beni bende demen, ben de değilim

Bir ben vardır bende, benden içeru;

Beytinde dile getirdiği bir hal olabilir.

İnsan, kendisiyle nasıl hasbihal edebilir?

İnsanın kendisi; İkbal’in “hodi” dediği (Esrar-ı Hodi’de üzerinde durduğu)varlık, aslında ete kemiğe bürünmüş bir mevcut değildir. İşin felsefi yönüne fazla eğilmeyeceğim, o derin bir mevzuu.

Burada kastım; insanın kendi özünde olan belki de ayette geçen “ululelbab” diye tarif edilen özlü akıl veya bir nevi kalbin hali olan durumdur.

Aklı aşan ve fakat akılla anlamına yakınlaşabilen bir hâl. Bu hâl aklı da hizaya sokan bir durumdur.

“Ey akıl sahipleri!(ululelbab) Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu hükme uyarak) korunursunuz.” (Bakara, 179), bakın ilk bakışta bir kişiyi öldürme vardır, fakat öldürmek suretiyle hayat bulunacağı bize bildirilmektedir. Sosyal patlamayı önleyen bir hüküm.

“…Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri,(ululelbab) bana karşı gelmekten sakının.” (Bakara, 197), takva diye bir azık. Bu nedir, Kur’an’ı iyi akl eden ancak bulabilir.

“Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri(ululelbab) anlar.” (Bakara, 269) hikmetin ne olduğunu ancak ululelbab anlar.

Bu ve benzeri hükümler, tavsiyeler, misaller, bize kendimize dönmemizi ve kendimizi yakından tanımamızı öğütlüyor. İnsanın bedeni ve ruhunu iyi tahlil etmekten geçer.

Evvela kendi içimize dönüp bir iç yolculuk yapabilmeliyiz;

İnsan, önce duygu ve düşünceleriyle hasbihal edebilmelidir. Hislerimiz, aklımızdan geçirdiklerimiz, içimize/kalbimize doğan şeyler, rüyalarımız... bütün bunlarla bir hasbihal yolunu bulmalıyız, bulabilmeliyiz. Bir hisse kapılıyorsak, bir rüya görüyorsak, bir hayal kuruyorsak bunlar nelerdir, nereden gelmişler, memleketleri neredir, kimin veya kimlerin yoluyla bize ulaşmışlar bunları bilmeliyiz. Gelen, bize ulaşan, bizi meşgul eden ne ise onunla açıkça hasbihal etmeliyiz, işimize gelmeyeni kovmamalıyız, kovmak en kolay yol. Anlamalıyız, anladıktan sonra benim mülkümde; zihnimde, aklımda, gönlümde ne işi var diye sormalıyız, dost mu düşman mı diye açıkça tesbit etmeliyiz. Dost ise buyur etmeli, düşman ise güle güle diye uğurlamalıyız.

Aklımızla hasbihal etmeliyiz, ona ‘sen kimin emrindesin’ diye sormalıyız. Akıl, itirazı çok sever, kendini daima savunur ve haklı olduğunu söyler, hiç açık vermemeye çalışır, en olmadık şeyleri özümüze telkin etmekte ısrarlı ve becerilidir. Ona kiminle iş tuttuğunu, tuttuğu işin başında kimin olduğunu iyice sormalıyız, söylediklerini hemen kabul veya hemen ret etmemeliyiz, söylediklerini; gönlümüze, kalbimize, irfanımıza arz etmeliyiz. Görünür dünyamıza da sunmalıyız aklımızın bize sunduklarını. Gözümüze, kulağımıza, ellerimize, ayaklarımıza, danışmalıyız, bunlar ne diyor diye bir değerlendirme yapmalıyız. Koklamalıyız sunduklarını, nasıl bir koku geliyor, önünde ardında neler var, diye sağı solu irdelemeliyiz.

Gönlümüzle de hasbihal etmeliyiz, onun işi belli olmaz, çok melankoliktir o, ne akla ehemmiyet verir, ne göze, kulağa, ele, ayağa itibar eder. Bir ideale saplandı mı gözü kör eder, aklı durdurur işletemez hale getirir, kalbi de peşine takar onu da sürükler götürür. Kıpır kıpırdır, yerinde duramaz, daima hareket ister. Olmaz yapamam diye bir sözcük onun dağarcığında yoktur. Ferman dinlemez, onun bize getirdiklerini akıl ve kalbimizle hasbihal ederek onlara danışarak bir değerlendirmeye tabi tutmalıyız.

Kalbimizle de hasbihal etmeliyiz, onunla kendisine gelen ilhamları, sezdiklerini nerelerden ve hangi şartlardan geldiğini konuşmalıyız. Dostlarını öğrenmeliyiz, kiminle oturup kalktığını, kendisini nelerin ve kimlerin beslediğini iyice bir öğrenmeliyiz. Sonra aklımızı çağırıp söylediklerini ona sunmalıyız, bakalım o ne diyecek. Aklın süzgecinden geçirdikten sonra, göz, kulak, el ayağa da danışmalıyız. Kalp, akılla bağını koparırsa bizi uçlara sürükleyebilir.

Bu hasbihalleri, vücudumuzun bütün azalarıyla da yapmalıyız. İşte o zaman kendimizi, özümüzü tanımış oluruz ve özümüzle ahenkli, uyumlu bir yol alabiliriz.

Bu iç hasbihali yapamayanların yolun neresinde tökezleyeceği belli olmaz. En istikrarlı gibi gördüklerimiz en olmadık zamanda yanlış yola sapma ihtimalleri daima vardır. Kendi içi ile hasbihal etmeyenlerin kahir ekseriyeti çıkmaz sokağa saplanıyorlar. Orada bocalayıp duruyor, hâlbuki yol bitmiş, o yolun bittiği göremediği için çıkış yer arıyor. Adı üstünde çıkmaz sokak, dikkat etse belki sokağın girişinde ‘çıkmaz sokak’ diye bir levha da görebilir.

Kafa- gönül- kalp üçlüsü, ortak hareket etmedikçe, bunlar da ele- ayağa, göze- kulağa danışmadıkça, ululelbaba ulaşmak mümkün değildir.

Kendisiyle hasbihal etmeyen veya bunu gizleme ihtiyacını duyan veya bunu istikrarsızlık diye sayan herkes, sonunda çıkmaz sokağa saplanır.

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

Davet Kime Yapılır?
(14 Aralık 2018, Cuma) Davetçi ...
Öğrenmenin Anahtar(lar)ı
(23 Kasım 2018, Cuma) İlim tahsil etm...
Davet-Hizmette Öncülük
(16 Kasım 2018, Cuma) Her bir fikrin, ...
Ne Olmadığını Söylemek
(9 Kasım 2018, Cuma) Ne olmadığını...
AKP Değerlendirmesi
İlgilenen ve merak edenler için ...
Ziya Gökalp'e Dair
(26 Ekim 2018, Cuma) Birlik Gazetesinde...
Cemal Kaşıkçı Vesilesiyle
(12 Ekim 2018, Cuma) Suudi vatandaşı ...

Kimler Sitede

Şu anda 62 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 489
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 2576427
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >