AKP - Dış Siyaset PDF Yazdır e-Posta

(20 Nisan 2018, Cuma)

Bir ülkenin dış siyasetini belirleyen unsurlar vardır, onlar hesaba katılmadan dış siyaset yapılamaz. Bu unsurların ne anlama geldiğini bilmeyenler veya bu unsurlara göre değerlendirmelerde bulunma işlerine yaramayanlar yahut etkilerinin nerelere varacağını hesaplayamayanlar dış siyaseti kahve muhabbetine çevirirler, bol keseden atarlar.

Bunları hükümet yanlısı ve hükümet karşıtı olmak üzere iki kısımda toplamak mümkündür;

Hükümet yanlısı olanların bir kısmı; ya hükümetin iç siyasetine katkı sağlamak veya hükümetten bir şeyler koparmak adına, hükümetin dış politikasını yere göğe sığdırmaz ve hükümetin aldığı dış politik kararlarını dünyada hiçbir gücü, beynelmilel camiayı hesaba katmadan aldığını ısrarla savunurlar. Çünkü hükümeti olduğundan daha güçlü gösterme gibi bir niyetleri vardır.

Dış politikanın doğruluğu- yanlışlığı, ülke menfaatine uygunluğu veya zararı onlar için fark etmez; varsa yoksa hükümetin dış siyasetini övmek, överken bile tutarlılığa gerek yok, sadece bir şey önemli; hükümetin hoşuna gitmesi. Tahlilden ziyade taraftarlık esasına dayalı bir atmosfer oluşturma, birilerinin yanında durma, onlar için mühimdir.

Hükümet karşıtı olanlar ise; hükümetin dış politikasını yerden yere vururlar, hükümet ne yaparsa yapsın mutlaka yanlıştır diye propaganda yaparlar.

Hükümet ilkeli davransa; bu “ülke menfaatlerine aykırıdır” derler, hükümet komşu ülkede olanlar hakkında komşu devleti kayırsa, “bize ne komşuluk hakkında”, derler. Mazlumdan yana tavır takınsa; “bize ne mazlumdan yana tavır takınmak, dünyanın en enayisi biz miyiz” derler. Bağlı bulunduğu uluslararası kurum ve kuruluşlarla aynı istikamette yol almaya kalkışsa; “her ülke istediği zaman kamp değiştiriyor, biz niye taahhütlerimize bağlı kalalım”, derler. Bağlı bulunduğu kampın dışında hareket etmeye kalkışsa; bu sefer “bunca ilişkiler, içiçe oluşmuş kurum- kuruluşlar ne olacak, bizim alt yapımız bu yeni hale uygun değildir” derler…

Her iki taraf da kendince gerekçe bulmakta da mahirdir, bu konuda asla zorlanmazlar. Çünkü onları okuyan ve sözlerine itibar edenler de onlar gibidir. Bu hususta fikir(!) üretenler de onlara itibar edenler de tarafgirdirler, tarafgirlikte gerçeklik, adalet, yapabilirlik aranmaz. Bahtına birileri düşmüştür, doğru- yanlış, haklılık- haksızlık fark etmez. Mühim olan tarafını belirmek ve nerede durduğunu açık etmektir.

Tabii her insanın taraf tutma hakkı vardır, ülkenin işleyişinde ve dış siyasetinde bir siyasi partiye yakın durabilir veya bir siyasi partiye mensup da olabilir. Bu kınanacak bir durum değildir.

Birileri de hiçbir siyasi partiye yakınlık duymayabilir, ülke menfaatlerini, insanlığın geleceğini başka yerlerde ve başka şekillerde arayabilir. Buna da kimsenin diyeceği bir şey olmaması lazım.

Ama bir mesele/problem, bir konu, bir insan veya bir hareket değerlendirilirken uyulması gereken hususlar vardır. Her bir konunun, meselenin, hareketin temel dinamikleri ve o konuya ait ana unsurlar vardır. Bunlar gözardı edilerek, zihinlere yerleşen ideolojik düşünceler, ön kabuller bir saplantı halinde her meseleye, her konuya, her kişiye, her harekete uygulanırsa; işte o zaman sağlıklı değerlendirmeler yapabilme imkanı ortadan kalkar. Tarafgirlik başlar ve zihinlere yerleşen saplantılar harekete geçer. Böylelerin ellerinde birkaç kalıp, birkaç şablon vardır, tüm dünyayı, hayatın her alanını o şablonlara, o kalıplara yerleştirmeye çalışırlar. Şablonun ve kalıbın dışında kalanları anlayamadıkları için, onları yanlış, bazen de sapmış olarak görürler. Bu basmakalıp fikirler(!), ulvi düşünceler(!), bazen tutabilir de.

Türkiye’nin dış siyasetini, Suriye olayları üzerinden değerlendirenleri üç ana kısma ayırmak mümkün.

Birinci kısım insanlar; hükümetin her yaptığını kesin ve tam doğru kabul edenler.

İkinci kısım insanlar; hükümetin yaptıklarının hepsinin yanlış ve tutarsız, ülke lehine değil aleyhine olduğunu ileri sürenler.

Üçüncü kısım insanlar; ister hükümet yanlısı olsun, ister karşıtı olsun, ister bu konuda taraf olmasın; dengeli olmaya ve konunun mahiyetini bilerek, göz önünde bulundurarak değerlendirmelerde bulunanlardır. Maalesef bunlara itibar azdır, saplantılı olanlar, bunları kaale almazlar.

Türkiye’nin fiziki gücü, jeopolitik imkânları, tarihi birikimi, devlet geleneği, Suriye halkının Müslüman oluşu, uluslararası politik manevraları… bunlar olumlu imkânlardır. Bunları sonuna kadar kullanmalıdır. Dış siyasette bunları diplomasisiyle takviye edebilmelidir.

Suriye’ye birçok ülkenin, birden fazla elin müdahil oluşu da Türkiye’nin aleyhinedir. Bu yabancı ve dünya güçleri arasında bir denge kurabilmelidir. Umarım bunları yapıyordur.

Dışarıdan ahkam kesmenin doğru olduğuna inananlardan değilim, üzerinde durduğum şey; hükümete dış politika ders vermek değil, hükümetin dış politikasını değerlendirenlere yöneliktir.

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

İşi Vaktinde Yapmak
                          ...
Leylek ile Kırlangıç Hikayesi
(6 Temmuz 2018, Cuma) Leylek ile kırla...
Yeni Modernlik ve İslamlaşma (6)
(8 Haziran 2018, Cuma) Yeni Modernliğe...
Şevşevık(*)
                          ...
Yeni Modernlik ve İslamlaşma (4)
(18 Mayıs 2018, Cuma) Kavimler Arası ...
Yeni Modernlik ve İslamlaşma (5)
(25 Mayıs 2018, Cuma) Hakikatin Ortaya...
Yeni Modernlik ve İslâmlaşma (2)
                          ...
Yeni Modernlik ve İslâmcılık/İslâmlaşma
(27 Nisan 2018, Cuma) Bu topraklarda ...

Kimler Sitede

Şu anda 48 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 474
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 2373345
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >