Düşünce - Dil - Amel PDF Yazdır e-Posta

(12 Ocak 2018, Cuma)

İnsanın fikri ve düşünceleri, diline, işine, yürüyüşüne… kısacası hayatının her alanına yansır. Zihni berrak olmayanın dili sade ve anlaşılır olmaz, tersi de vakidir yani dili sade ve düzgün olmayanın zihni de sade ve berrak değildir. Düşüncesi ve fikri oturmuş insanların söyledikleri ve yazdıkları da oturmuş olur. Düşüncesi, zihni, dili sade ve berrak olmayanın ameli de karmaşıktır. Hele bu amel siyasi ve toplumsal bir alana kaymışsa, toplumsallaşmış bir amel ise doğuracağı sonuç pek iç açıcı olamaz.

Oturmuşluk yere çakılmakla, bir fikre, düşünceye, saplanmakla aynı değildir. Fikr-i sabit ile fikrin ve düşüncenin oturmuşluğunu karıştırmak, aklı da karıştırır. Donuk akıl, hareketsiz insan gibidir, kireçlenir. Kireçlenen beyinlerden düşünce ve fikir sadır olmaz. Beyin düşünecek ve sonunda taşacak işte o zaman fikir üretilmiş olur. Buna isnaden/istinaden meydana gelen amel hayırlı sonuçlar doğurabilir.

Düşünmenin bir disiplin işi olduğu unutulmamalıdır. Bilgi birikimi disiplin içinde elde edilmemiş ise düşüncelerde oturmuşluk mümkün olamaz. Düşünen ve fikir üreten insan önce nerede durduğunu fikren, ruhen nerede olduğunu bilebilmelidir.

Müslüman insan; içinde bulunduğu kültür havzasını iyice keşfetmelidir. İslam ve Müslüman dünyanın bir ferdi, bir parçası olduğunu anlayamayan Müslüman, nerede olduğunu kestiremez.

Modern dünyanın bize dayattığı bu keşmekeşin içinden çıkabilmenin yolu; Müslüman olduğunu unutmamak, İslam dairesindeki yerini de net belirlemekten geçer.

Düşünce disiplini, dil disiplininden, usule bağlanmaktan geçer.

Müslüman insan; Kitap ve Sünnetten nasıl istifade edeceğini, hayatına nasıl yansıtacağını bilmekle mükelleftir.

İslam’ın genel şemsiyesi altında hangi usul ve yolla dinini öğrenir, hangi metotla dinin emirlerini anlar ve yaşar, bunları detaylarıyla öğrenmelidir.

Çağın hastalığı olan genelleme ile dinin künhüne vakıf olmak zordur. Genel bilgi; bir bakış açısı, bir istikamet verebilir, bu da çok hayırlı bir şeydir. Lakin iş yaşamaya, dini hayata hakim kılmaya gelince genelleme orada durur veya durması lazım.

Düşünce ve fikir; bir ırka/ kavme mensup olmak gibidir. Bir kavme mensup olmak, ümmet çizgisini ümmet bilincini zedelememek noktasına kadar kavmine ve ırkına sahip çıkmakla mümkündür. Ümmetin hassasiyetlerini gözardı ederek kavmini öne çıkarmak doğru bir bakış değildir. Kavmini inkar etmek, yok saymak, kavmi özelliklerini köreltmek de doğru değildir. Her bir kavim olacak,bu kavimlerin hepsi ortak fikir ve düşünce altında bir arada toplanırlarsa işte o zaman bir dayanışma olur. 

Fikri, mezhebi, meşrebi farklılıklar da böyledir. Her bir Müslüman, İslam dairesindeki bir fikir, düşünce ekol, mezhep, meşrep içinde olacak, o meşrebini, mezhebini, havzasını geliştirecek, onun üzerine bir kimlik inşa edecek ve Müslüman camianın, İslam şemsiyesinin altında yerini alacak, bir sancağı ve bayrağı olacak. Bu sancak altında, genel İslam sancağı/bayrağı altında kendi birliği içinde yerini alacak. 

Genel emirlere uyacak, kendi birliğini tek ve belirleyici saymayacak, birliklerden bir birlik olduğunu asla unutmayacak. Bir birlikten öbürüne geçişi; orduyu/İslam ümmetini, İslam şemsiyesini terk etmiş saymayacak.

İmdi, son zamanlarda moda olan, çok ümmetçi görünen, ümmet birliğinin bozulmasına engel olduğunu sanılan, vahdeti sağlamaya zemin hazırlandığına inanılan bir konuya değineceğim:

Ne Sünni’yim, ne Şii’yim Müslümanın yahut hiçbir mezhebe, meşrebe mensup değilim sadece Müslümanın bu yeter, gerisi ümmeti böler.

Tarih boyunca bu konularda çokça gayretler gösterildi, kurumlar kuruldu, fikirler ileri sürüldü, çalışmalar yapıldı. Oralara girmeyeceğim bugüne bakarak meseleyi değerlendireceğim.

Aslına bakarsanız bu bir saptırmadır, bir bakıma bir kaçıştır. İslam dininin zenginliklerini ve enginliğini bilememektir veya bu zenginlikten ve enginlikten kaçmaktır, korkmaktır. Tektipçiliğe alışan tembel zihinlerin tezahürüdür. İnsanda ve fıtratta var olan farklılıkları, çeşitliliği, zenginliği görmek istemeyiştir.

Dinin nasslarına vukufiyeti olmayanların söylediği basit anlayışlar olarak bakmak da mümkün. Kur’an ve sahih sünnet dilini ve onlardan hüküm çıkarma metodunu küçümseyen ve modern dünyanın baskıcı ve emperyalist zihinlerin izdüşümü demek de mümkündür.

İslam aleminin geri kalmışlığını bunlara bağlayan zihinler, böyle işin içinden çıkacaklarını sanırlar. Tek tip bir İslam olsa, bütün Müslümanlar her konuda aynı düşünseler, bu parçalanmışlık olmazsa biz sömürülmeyiz, düşüncesindedirler.

Burada meşrep ve mezhebin, usul ve anlayış farklılığının nerelere kadar müsamahalı olacağı söz konusu edilmelidir.

Mezhebini, meşrebini, dinin tek doğru anlayışı olduğunu savunan, kendi bulunduğu yeri -ne ise o- mutlak doğru, diğerlerini mutlak yanlış sayan zihniyete ve anlayışa karşı olmamız lazım.

Eğer biz mezhebi, (anlama tarzını, dinin anlaşılmasında kullanılan yöntemi), meşrebi, bölgesel ve fıtrat farklılıklarını yok sayarsak dini daraltmış oluruz. Din sadece, bir zümreye, bir kavme, bir bölgeye gelmemiştir. Onun için herhangi bir zümre, anlayış tarzı, kavim, bölge ırk bu dinin tek ve gerçek sahibi benim derse ve bunu da itikatlaştırırsa işte o zaman dine Müslümanlara en büyük darbeyi vurmuş olur, Yahudilerin veya Hıristiyanların kendi dinlerine yaptıklarını İslam’a da yapmış olur.

Her mezhep ve meşrep İslam’ın yüce çatısı altında bir yere sahiptir. Herkes kendisi olmalı, İslam anlayışı içindeki mezhep ve meşrepler, bütünün parçalarında bir parçadır, bütünün kendisi değildir. Bütün parçalardan oluşur, parçalar, cüzler, alt varlıklar ortadan kalkarsa bütün ne olur bu sorunun cevabını herkes kendine sorsun?

Boş verişimizin, telaşımızın, savruluşumuzun, iş yapmayıp sadece yakınmamızın sebepleri arasında bu zihin karmaşası ve bulanıklığı olma ihtimali yok mudur diye kendimize soralım? Said Halim Paşa’nın;
“Fikir ve düşüncelerimizin ne derin bir karışıklık içinde olduğu, her taraftan yükselen sonsuz şikâyet velvelesinden bellidir. Her tarafta şüphe ve itimatsızlık, derin bir boş veriş, her işte deli gibi acelecilik ve sabırsızlık görülüyor.” sözü ile bitirelim.

 

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

Davet Kime Yapılır?
(14 Aralık 2018, Cuma) Davetçi ...
Öğrenmenin Anahtar(lar)ı
(23 Kasım 2018, Cuma) İlim tahsil etm...
Davet-Hizmette Öncülük
(16 Kasım 2018, Cuma) Her bir fikrin, ...
Ne Olmadığını Söylemek
(9 Kasım 2018, Cuma) Ne olmadığını...
AKP Değerlendirmesi
İlgilenen ve merak edenler için ...
Ziya Gökalp'e Dair
(26 Ekim 2018, Cuma) Birlik Gazetesinde...
Cemal Kaşıkçı Vesilesiyle
(12 Ekim 2018, Cuma) Suudi vatandaşı ...

Kimler Sitede

Şu anda 57 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 489
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 2576148
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >