Kürt Siyasetinin Yeni Hamleleri- III PDF Yazdır e-Posta

Kürt Siyasetinin Yeni Hamleleri- III

Türkiye Kürtlük/Kürtçülük Siyaseti

Kürtlerin Türkiye millî siyaseti çok uzun zamana dayanır, çok karmaşık ve çetrefilli bir siyasettir. Sadece Türkiye’nin iç siyasetiyle sınırlı değildir. Uluslararası ilişkileri ve bağlantıları, beynelmilel uyuşturucu trafiği, silah kaçakçılığı vb. ilave etmek mümkündür. Türkiye Kürtlerinin politikası artık dünya meselesi haline gelmiş durumdadır. Kürtler, tarihlerinde bu kadar güçlü desteğe sahip olamamışlardır, buna paralel olarak Türkiye de -Cumhuriyet tarihi boyunca- bu denli güçlü olamamıştı/olmamıştır.

Her iki zinde güç kendi siyasetini uygulamaya, birbirlerine bazı şeyleri dayatmaya çalışıyor.

Türkiye’de Kürtlük siyasetini güdenler;

a) Türkiye içinde uyguladıkları siyaset.

b) Diasporada uyguladıkları siyaset.

c) Komşu ülkelerde uyguladıkları siyaset.

Kürtlük Davası Güdenlerin Türkiye İç Siyasetleri

İçeride farklı siyaset güdüldüğü intibaı verilmek isteniyor. Bir yandan PKK ve yan kuruluşlar ile yürütülen silahlı mücadele. Bunun merhaleleri var, gerilla ve özgürlük savaşının tüm taktik ve stratejik merhaleleri uyguluyorlar. İlk başlangıçta varlığı ispatlamak için eylemler yapılıyordu. Kendi içlerinde kim kime hükmedecek esas belirleyici hangi alan olacak. Bunların iç hesaplaşması vardı, son olaylar artık silahlı savaş verenlerin son sözü söyleyeceği açığa çıkmış oldu. Daha önce vur-kaç taktiği uygulayan örgüt saha hakimiyetine yöneldi ve bunu dünyaya ilan etti. Artık belli bölgeler benimdir diyor, bunun alt yapısı paralel devlet yapılanması olarak adlandırılan KCK ile önceden sağlanmıştır. Bir devlet için gerekli unsurları kendi içlerinde tesis etmişler ve bunu ilan da ettiler. Tunceli’de kaçırılan Milletvekili Hüseyin Aygün ile bu resmen ilan edildi. Kullandıkları dil tam bir devlet dili; “gözaltına alma”. “misafir edilme”,”hukuki ve adli işlem”, “ itirazı varsa bir üst mahkemeye götürme” gibi kullanımlar bir örgütün kullanacağı dil ve kavramlar değil. En son çadır tiyatrosuyla yolları kesilen BDP milletvekilleriyle gerillanın kucaklaşması da artık gerçek gücün silahlı kanadın elinde olduğu gerçeği gizlenemez oldu. BDP kendisini kapattırarak siyasetin, yani Kürtlerin siyaset yapmanın, yolunun kapandığını ve bunu da AKP hükümetine fatura etmek istedikleri politikasını güdüyor. Bu siyaset tek başına BDP’nin parti içi siyaseti olmadığı açıktır. BDP, içerideki eski Marksistler de dahil meydan okuyorlar, tarihi bir hesaplaşmanın hesaplarını yapıyorlar. Bu siyaset normal Kürt halkının kabul edeceği siyaset değildir.

Tarihte halkın kabul etmediği siyasetin tarihin kritik anlarında halka çabuk kabul ettirildiği çokça uygulanagelmiştir. Dünya tarihi bunun örnekleriyle doludur ve de bir milletin, kavmin ne olduğunu da bu aktörler belirler, o yüzden milletleri leylekler getirir denilmiş. Şimdi de Kürt Milletinin nasıl bir millet olması lazım gelir kararını bu dağdaki leylekler/kartallar belirleyecek.

Kürt tarihi yeniden yazılacak, Kürt halkının kökenleri yeniden tayin ve tesbit edilecek, tarihin derinliklerine inilerek İslâm’ın Kürt tarihindeki yeri küçümsenecek ve yeni bir “Kürt Milli Kimliği” inşa edilecek. Zaten ari olan bu yüce kavim bağlı bulunduğu batı dünyasında hak ettiği yerini alacak. Bu yol-yöntem daha önce Türk halkı için de uygulanmış ve başarıya ulaşmıştı.
Türk halkının yapısı eski Türk destanlarıyla belirlenmeye çalışılmıştı. Hatta Akdeniz medeniyet havzasına mensubiyetleri iddia edilmişti. Kürtler için bunun sağlanması daha rahat ve şartlar daha uygun, hazır PKK gibi din karşıtı yapılanmalar varken bu işler daha kolay kotarılacak.

Bugünkü Kürtçülük/Kürtlük davasını güdenler, sadece Türkiye’den koparak ayrı bir devlet kurma veya içeride kalarak Kürt Özerk Bölgesi elde etmek için mücadele etmiyorlar. Modern dünyada yeni ulus kurma daha öncelikleridir.

İslâm inanç ve anlayışından batı değer ve anlayışa, Müslüman Kürt geleneğinden batılı modern insan tipi yaşayışa, İslam medeniyetinden batı medeniyet dairesine girmeyi esas kabul ediyorlar. Bu yönüyle savaştıkları T.C. ile aynı yolu takip ediyorlar, Osmanlının yıkılmasından, birinci cihan harbinden sonraki kendinden kopuşun kötü taklidiyi yapıyorlar.

Diğer taraftan BDP aracılığıyla sanki silahlı mücadeleye karşı ve terör üreten örgütle alakası yokmuş gibi siyasî ve demokratik bir mücadele yürütüyorlar. BDP halkın oyuyla ve halkın desteğiyle Kürtlerin kavmi ve insanî haklarını savunma vazifesini yerine getirmeye çalışırken mevcut kanunî sınırları zorlayarak Türkiye’yi Kürtlerin asimilasyon ve inkar politikasını kabul etmeye ve yerel yönetimleri güçlendirmeye çalışıyor.

Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan yanlış politikaları tek tek gündeme getirerek hükümeti bunları kabul etmeye bu yüzden Kürtlerden devlet adına özür dileye itiyor.

Türkiye devleti ve hükümet arasındaki farklılıkları, önce hükümeti destekleyerek devletin yanlışlarını bayraklaştırdılar, bu siyaset dolayısıyla Türkiye’deki liberal, demokrat ve İslâmcıların büyük bir kısmının bazen doğrudan bazen dolaylı desteğini elde ettiler. Bu merhalede eğer devlet inkar ve asimilasyon politikasından vazgeçerse demokratik bir ortamda anlaşabilecekleri intibaını verdiler.
Yerel seçimlerde elde ettikleri başarı, halkın kendi yanlarında olduğu propagandasını yaptılar, AKP karşıtları da bu oy potansiyelini abarttı, AKP’nin aldığı oyu ve PKK baskısından dolayı korkunun ürettiği ortam vesilesiyle BDP’ye verilen desteği yok saydılar. AKP kaybetsin ülke nerelere sürüklenirse sürüklensin dediler.

Türkiye’de normal şartlarda iktidar olamayan bazı mihraklar bu Kürtlük siyasetini kullanarak iktidarı devirmeye ve anormal şartlarla hükümet olmaya yeltendiler. Adı geçen siyaset BDP’yi cesaretlendirdi ve Türkiye’de rahatlıkla siyaset yoluyla “Demokratik Özerklik” kurabileceklerine inandılar veya inandırıldılar.

BDP alana/halka inince arkasını PKK/silahlı güce dayandırdı. Çünkü böyle siyaset cumhuriyetin kuruluşundan iki binli yıllara kadar Türkiye’de geçerli bir siyasetti ve öyle bir yolla da iktidar olunuyordu. Siyasi Kürtlük davasını güdenler de buna özendiler ve zahirde siyasal bir parti ve fakat hakikatte ise silahlı Kürt Milli gücünün emriyle hareket eder halde idiler.

Bu siyaset Türkiye’de asker sivil ilişkisi normalleşince işe yaramaz oldu ve aynı siyaseti güden Kürt siyasası böyle bir normalleşmeyi kendi içinde gerçekleştiremedi. TSK’nın kanuna boyun eğmesi gibi PKK, Kürt siyasetine boyun eğmedi ve siyasilerle olan gizli ilişki de açığa çıktı.

Kürtlük siyasetinde Türkiye’de olanın tersi oldu silahlı militarist güç siyasete el koydu. Kürt siyaseti 27 Mayıs ihtilalını, 12 Mart muhtırasını, 12 Eylül ihtilalını ve 28 Şubat muhtırasını beraber yaşıyor. Kürt siyasetinde; siyasete yer bırakmadı, askerî kanat işe el koydu.

Şu anda sivil ve normal bir siyaset güden Türkiye ile askerî vesayet altında siyaset yürüten bir Kürt Millî mücadelesi yaşanıyor.

9 Ekim 2012  / Timeturk 

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

Ne Olmadığını Söylemek
(9 Aralık 2018, Cuma) Ne olmadığın...
AKP Değerlendirmesi
İlgilenen ve merak edenler için ...
Ziya Gökalp'e Dair
(26 Ekim 2018, Cuma) Birlik Gazetesinde...
Cemal Kaşıkçı Vesilesiyle
(12 Ekim 2018, Cuma) Suudi vatandaşı ...
Kışkırtıcı Sorular
Dertlerin çoğaldığı döne...
İnsanın Kendisiyle Konuşması
(14 Eylül 2018, Cuma) İnsanın ke...
Davet
(31 Ağustos 2018, Cuma) اُدْعُ ...

Kimler Sitede

Şu anda 38 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 486
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 2508147
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >