Müslümanın Geleceği PDF Yazdır e-Posta

Müslümanın Geleceği                  

İnsanoğlu yaşadığı zamandan ve üzerinde hayat sürdüğü zeminden kendini arındırabilir mi? Yahut böyle bir arındırma ameliyesi sahici mi?

Zaman ve mekân algısında, anlamlandırmasında kıstas alınacak olan miheng nedir?

Bağlı bulunduğumuz İslâmi nasslar, zaman ve mekâna ilişkin bize hangi imkânlar tanır.

Toplumsal yapılanmalarda fikirlerin önemi var mıdır?

Zaman ve mekân felsefesi yapıp işleri açmaza sokmak ve sonunda muğlâk ve müphem bir zemin oluşturmak doğru değildir.

Gayet sarih bir şekilde herkesin yaşadığı bir ömür, yani zaman vardır. Ve bu zamanı da belli bir yerde, zeminde sürdürmektedir. Her ikisi de insanı içine almaktadır. Onu kuşatmakta, ihata etmektedir.

Zaman ötesi fikrî yolculuklar, bunlar ileri veya geriye doğru olabilir. Bugünden kalkarak yapılır.

Her birimiz, geçmişi değerlendirirken bugünden bakarak değerlendiriyoruz. Geriye doğru gideceğimiz zamanın bize yakınlık veya uzaklığı onu doğru veya yanlış anlamamızı kolaylaştırıyor veya zorlaştırıyor. Bize daha yakın olanı anlamak daha kolay, uzak olanı anlamak daha zor.

Bastığımız yer de öyle, zemin tanıdığız bildiğimiz bir yer ise rahat kavrıyoruz. Uzaksa tanımıyorsak hakkında hüküm beyan etmek daha zorlaşıyor.                                              

Geriye doğru gidişte belli bir zamandan sonra zaman mekân aynılaşıyor. Beklide düşüncelerin ilk çıktığı yerde yeşermesi, orada sabitkadem basması bizi kısmen rahatlatıyor, anlamamızı kolaylaştırıyor.

Müslümanlar olarak geriye doğru yolculuğumuz tarih içinde bize göre en örnek alınacak zaman Asr-ı Saadet’tir. Yani Nebi-yi Zişan’ın hayat sürdüğü zamandır. Mekân olarak Hz. Peygamber’in yaşadığı bölge bizce biline bilen yerdir.

Burada Hz. Peygamber’in yaşadığı zaman onun yaşadığı mekândan daha önemlidir. Ancak mekân zamana ev sahipliği yapmıştır.

Rasulullah’tan bize gelenler arasında aynen tekrarlanan ibadetler için yerin ve zamanın önemi vardır. Hac için zaman ve mekân aynılaşır. Namaz kılmak için döndüğümüz kıble aynılaşır.

Asr-ı Saadet’teki yerlerin kutsallığı ile zamanı aşıp gelen Kur’an kutsallığı aynı değildir. Kâbe tadil edilebilir. Kur’an değiştirilemez.

Giydiğimiz elbise değişebilir. Kıldığımız namaz ve setr-i avret değişmez.

Kurban kesme hükmü değişmez, fakat kesilecek hayvanlar değişebilir. Deve değil keçi kesmek mümkündür.

Cihat değişmez. Taktik ve teknik değişir.

Adalet değişmez araçları değişebilir.

Demek ki zamana taalluk edenlerin durumu, samimi olanlar için sıkıntı oluşturmaz. Yani hakkında açık ve sarih nass varsa değişmesi söz konusu değil. Faiz gibi. Namaz kılmak gibi. Cihat etmek gibi. Ancak neyin faiz olduğu ana hatlarıyla belli ise bazı durumlarda neyin faiz olduğu müphem kalabilir. Bu müphemleri, kapalı durumları açmak ta ilmi, ihlâsı ve feraseti olanların yetkisindedir.

Mekâna ait durumlar sınırlıdır. Değişmez mekânlar: Kıbledir, Kâbe’dir vs.

Mekânın kutsiyeti fazlaca yoktur. Bu şu demektir. Mekân üzerinde ikamet eden müminlerin birbirlerine faiklikleri de fazlaca yoktur.

Arabın aceme-acemin araba üstünlüğü takva iledir. Toplumlar, tüm zamanları ihata eden değerlere bağlanmalarıyla bir kıymet arz ederler.

Toprağa bağlı yerel kültür, zamanı aşan mutlak değerlere bağlı kalmak kaydıyla kabul edilebilir.

Sait Halim Paşa’nın;

‘İman, imandan neşet eden ahlâk, ahlâktan neşet eden toplum örgüsü’ sahici bir tespittir.

İmanın zamanı ve yeri yoktur. Hiçbir yer ve zemin imanı belirleyemez. İmandan neşet eden ahlâkta da zeminin etkisi azdır. Ahlâki kurallar cihan şümuldür. Ancak iman ve ahlâktan neşet eden toplum ve yapılması farklılıklar arz edilebilir.

Buradaki farklılık, umumi bakışı etkileyebilecek türden değildir.

İman esasları belli olan, temel ahlâki prensipleri belli olan ve ayni olan, iki ayrı toplumun farklılıkları fazla problem olmaz.

Problem anında da Kur’an’a ve sahih sünnete başvurulur. Zemin üstü ve tüm zamanları kaplayan değerlerle problemler çözülür.

Bugünün insanına altından kalkamayacağı fazlaca bir şey düşmez mi diye sorulursa. Çok şey düşer denir.

İmanı ve ahlâki değerleri toplumda yaşatmak derdinde olan Müslümanların bağlı bulundukları vaz geçilmezleri iyi tayin etmek durumundalar. Her toplum, iman ve imandan neşet eden ahlaki merkeze koyarak toplumu oluşturmaya gayret eder. Sonunda görülür ki dünyada iki ana çizgi oluşmuş olur.

a-     İman ve imandan neşet eden sosyal yapı

b-     İnkâr ve inkârdan neşet eden sosyal yapı

Bugün dünya hızla buna doğru gidiyor. İman ve ahlak cephesinin iman ve ahlâkı temsil etme sıkıntısı var. Daha doğrusu temsil edememe vakası var.

Problemin kaynağı burasıdır. İnsanlar pekâlâ iman sahibi ve imandan neşet eden ahlâk sahibi olabilirler. Ve bunlar bir toplum oluşturur.

Bu toplum tüm insanlık için bir kurtuluş umudu olabilir. Daha doğrusu olmalıdır.

Tarih, bu görevi bu zamanda yaşayan insanlara yük olarak yüklemiştir. Hangi zeminde coğrafyada olur. Seyir edip göreceğiz.

Geleceğe doğru yaşamak ta geçmişe gitmek gibidir.

Müslümanların gelecek tasavvufu yok diye ortalıkta hayli düşünceler dolaşıyor.

Geçmiş Allah’ın elinde olduğu gibi gelecekte Allah’ın elindedir.

Müslümanlar bu günü yaşamakla mücadele etmekle vazifelidirler. Hayallerini ve ödevlerini yarına bırakmak doğru değildir. Ama ileriye matuf bir usul, yol-yöntem belirlemek zaruridir.

Müslümanca yaşayan her insanın geleceği vardır. Her salih amel geleceğe bir yatırımdır, her bir insan için de tüm insanlık için de.

Çok şahsi gibi görünen salih ameller bile gelecek için birer ışıktır. Mesela namaz; beş vakit namazı hakkıyla ikame eden ayni zamanda bir toplum ikame ediyor demektir.

Hacca giden de öyle, helalinden kazanıp helalinden harcayan bir toplumun geleceğini karanlık görmek, sağlık alameti değildir.

Toplumsal dönüşüm ancak böyle inşa edilir. İnşayı, batı aklıyla ve felsefi terimlerle yapmaya kalkışmak geleceğimizi baltalamaktır.

Gelecek aslında bugündür. Bugünü iyi olanın yarını da iyi olur. Sabah namazına kalkamayanın gelecek tasavvura mecruhtur.

Tasavvurlarımız bugünkü yaşantımızla birebir alakalıdır. Din bir hayat tarzıdır.

Hayatı dinin emirlerine göre şekillenmeyenin tasavvuru da dine göre şekillenmez.

Müslümanın geleceği; sağlam bir iman, bu imandan neşet eden bir tasavvur ve böyle bir tasavvurdan neşet eden bir hayattır.

Dünya, uluslararası ilişkiler, küreselleşme, evrensel insani değerler gibi fiyakalı kavramlarla zihnimizin şekillenme tehlikesi vardır. Bu kavramsallaşma, eğer sabitesi olmayan bir kafa ile anlamlandırılırsa, dayanakları Kur’an ve sahih sünnet olmazsa, geleceğimiz, bu kavramları icat edenlerin bizim için şekillendikleri gibi olacak. 

Allah’ın bizim için inanın dediklerine inanarak, sabah namazını kılarak, helalinden kazanıp helal yola harcayarak, küreselleşmeyi ve evrensel insani değerleri daha rahat anlar ve nereye kadar benimseyeceğimizi de kestirebiliriz.

Zaman ve mekân algımız bize bu rahatlığı sağlar.

İman- ahlâk- ve ikisinden neşet eden toplumsal yapımız asrın idrakini sağlam ve sahici bir zemine oturtabilir.

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

AKP - Dış Siyaset
(20 Nisan 2018, Cuma) Bir ülkenin dı...
Zeytin Dalı Harekâtı Sonrası Suriye
                          ...
Bencileyin Gülmedik Baş
(30 Mart 2018, Cuma) Yürü fâni düny...
Ahlak; Cesareti Kırar mı?
(23 Mart 2018, Cuma) Cesaret-ahlak ili...
Cesaret-Ahlak
(16 Mart 2018, Cuma) Bu iki haslet, ins...
İnsanlarla İçiçe Yaşamak
(9 Mart 2018, Cuma) “İyilik ve t...
Gazel İncelemesi
                          ...
Fitne Anında Dile Dikkat
(12 Şubat 2018, Pazartesi) Fitne günl...

Kimler Sitede

Şu anda 55 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 465
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 2251998
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >