Yeni Ahval PDF Yazdır e-Posta

Yeni Ahval

Peşpeşe iki savaş gören dünya büyük bir değişime, dönüşüme uğradı. 19 ve 20. yüzyıl savaşların, fikri çalkantıların büyük devrimlerin olduğu yüzyıllardır. İmparatorluklar çağı bitip ulus-devlet anlayışının hâkim olduğu çağdır. Fransız ihtilalı ile ulus-devlet anlayışı dünyayı sardı ve etnik kökene dayalı ulus-devletler kuruldu. Sanayi devrimi oldu neticesi SSCB ile kapitalist Britanya ve benzeri devletler kuruldu.

Birinci cihan harbi sonunda; Osmanlı tasfiye edildi, Almanya kısmen küçültüldü Avusturya -Macaristan İmparatorluğu dağıtıldı. Bunların yerine ulus-devletler kuruldu. Kurulan yeni ulus-devletler kendi ayakları ile ayakta duramaz halde idi. Üzerinde güneş batmayan Büyük Britanya İmparatorluğu Almanya’ya karşı direnemedi. Sanayi devriminin ürünü Rusya ve devrimin mimarı İngiltere ittifak kurarak ikinci cihan harbinde Almanya’yı da dağıttılar. Böylece sanayi devrimi dünya hâkimiyetini tamamladı.

Sanayide bu olurken kültürel alanda da ulus-devlet buna göre dizayn edildi. Sonuçta ulus-devletle sanayi devrimi ürünü siyasi yapılanma birleşti ve dünyayı belli birkaç odak etrafında idare edilir hale getirdiler.

1950 yılların sonunda Britanya yorgun ve sevimsizleşince yetkilerini yeni şirket devlet olan ve tam sanayi devrimi normlarına göre kurulan ABD’ye devretti veya bırakmak zorunda kaldı. Artık hiçbir ülke o ülkeye bırakılamayacak kadar önemli idi. Güç ve büyük sermaye, erki yanına alarak organize oldu.

Dünya artık parsellenmişti. ABD, Rusya ve bağlantısızlar. ABD (AB) ile SSCB ile ana ekseni oluşturuyordu. Tüm dünya dengeleri buna göre düzenlenmişti. Bir tarafta BM, NATO, CENTO vs. Diğer tarafta SSCB, Bağımsızlar ve Varşova Paktı vardı. Ulus-devletler ya Rusya güdümlü idi veya hür dünya güdümün idiler.

SSCB Varşova Hattı’na düşenler sol, sosyalisttiler. ABD NATO hattına düşen ulus-devletler, kapitalist, karma ekonomi, demokrat vs. idiler. Bu senaryo Rusya’nın çökmesi ile bitti. Artık bunun yerine tek kutuplu ve fakat kutupsuz gibi görünen bir yapılanmaya gidildi. İşte küreselleşme bu yeni anlayışın vücut bulmuş şeklidir. Yani kendine ait anlayışı olan yeni dünya organizasyonun hakimiyet anlayışı da değişti.

Küreselleşme, ulus-devlet anlayışını restore ederek işe başlıyor. Ulus, ırk eksenli anlayış olacak ve fakat dünya sistemini rahatsız etmeyecek. Devlet olacak ve devlet milli menfaatleri savunmayacak. Sanayi ve hizmet sektörü gelişecek, fakat o ülkeye ait olmayacak. Böylece sabitesi olmayan bir sistem geliştirildi.

Sistem daha doğrusu ABD eksenli yenidünya, dünyayı istila etti. Bu istila evvela kendine has anlayışıyla dünyaya hakim oldu. Sonra kaba gücü ve siyasi yapısı ile hakim olmaya çalışıyor. Aslında şu anki anlaşmazlık hakim güçlerin kendi iç ihtilaflarıdır. Artık batı anlayışı dünyaya hakim, bunun hangi versiyonu olacak ve hangi devlet tarafından idare edilecek kavgası var.

1950’li yıllara kadar Hitler’in ve Mussolini’nin iktidar olduğu yıllarda Türkiye’nin de milli ve ebedi şefleri vardı. Çünkü dünya durumalışı öyle idi. 1950’li yıllarda serbestiyeye geçildi. Çünkü ABD dünyanın hakimi olarak öyle bir durum arzediyordu. 1960-80’li yıllar statik, sağcı, solu yedeğinde taşıyan, yarı devletçi ülke idik. Çünkü dünyanın umumi ahvali böyle idi. 1980’e gelindiğinde hakim güç artık tek güç olmaya karar verdi ve dünyayı tek kutuplu hale getirmeye yelken açtı. Bunun alt yapısını oluşturması lazımdı. 1980 öncesi siyasi, fikri, sosyal yapı ABD merkezli, Rus muhalefetli bir şekildeydi. Türkiye’de de böyle idi. Türkiye’de de sağ merkezli, sol yedek muhalefetli İslâmi renk taşıyan bir siyasi yapılanma vardı. Bunların bozulup yeni bir yapı inşa edilmesi gerekiyordu.

Önce Rusya ve peykleri tasfiye edilmeye başlandı. Bunun için dünyada bir hareketlilik meydana geldi. Afganistan’dan Fethullah Hoca’ya kadar bir dizi olaylar oldu, tedbirler alındı. Almanya’nın güçlenmesi, NATO’nun yeniden şekillenmesi, hep bu anlayışın ürünleridir.

Artık ideolojik kamplara son verilmeliydi. Dünyadaki ideolojik kampları bitirmek büyük gücün işi idi ama her ülke evvela kendi evini yani ülkesini temizleyecekti. Bunun için de Evren ve Özal seçildi.

Ülke içindeki temizlikler de gene her ideoloji sahibi görünen kadrolara düştü. Yani solu solla, sağı sağ ile Müslümanı Müslümanla temizledi. Ülkücü hareketi MHP ile solcuları Ecevit’le, Müslümanları da Fethullah, Erbakan... ile. Bunlar mevcutları tehlike olmaktan çıkarıp ehlileştirdiler. Bu hususta başarıya ulaşanlar ve dünya sistemi ile iyi uyum sağlayanlar mükâfatlandırıldı, vazifesini iyi yapamayanlar uluslararası sistemle uyumu tam sağlayamayanlar cezalandırıldılar. Bu bir iç cezalandırmaydı.

Artık muhalefet batı hayat anlayışının farklılıklarının muhalefetidir. Sahici, değiştirici, mevcut yenidünya düzenine kafa tutucu farklılık arzeden muhalefet ortadan kaldırıldı. Yani muhalefet iç muhalefet kaldı. 

Muhalif olabilen üç unsur var. A. Milliyetçilik, b. Solculuk, c. İslâmcılık

Milliyetçilik temelinde batı kaynaklı bir ideolojidir. Genel manada ırk esasına dayalı içi boş davadır. Her ülkede ayrı bir renge bürünür. Libya’da İslâm sosyalizmi, İtalya’da faşist, Almanya’da nazi, Çin’de komünist, Türkiye’de kemalist. Gariptir Türkiye’de hem sağ hem sol milliyetçidir. Böylesi içi boş dünyaya söyleyeceği bir söylemi olmayan ideoloji bunu zaman zaman yerellikle kamufle etmeye çalıştılar. Tabi sola (!) ve Müslümanlara karşı yurtseverlik olarak lanse etmek istediler. Nafile çünkü temeli batı anlayış ve taklidi ile başladı. Sonunda batıya teslim oldular.

Allah’ın dini her zaman umut olagelmiştir. Tarihin karanlığa battığı dönemlerde din (İslâm) umut olmuştur. Ancak bu umut oluşun şartları vardır. Dinin umut oluşu ile Müslümanın umut oluşu farklıdır. Bugün İslâm, dünya toplumları için gerekli ve lüzumludur. Dünyanın umudu hatta tek alternatifidir, fakat mensupları bu umudu taşıyamıyorlar. Sıkıntılar vardır ümmet sıkıntılarını atlatırsa dünyanın umudu haline gelir.

Dünyanın içine sürüklendiği bugünkü durumu açıkça göremeyenler mücadele ederler. Başarı elde ettiklerini de sanırlar. Ama sonuç değişmez. Onun için evvela halka halka tanımlamalara girmemiz lazım.

Önce nefsimizi tanıyacağız. İnsan olarak Müslüman olarak zaaflarımızı meziyetlerimizi detayla inceleyeceğiz ve kendimizi tanıyacağız. İkinci olarak etrafımızı tanıyacağız. Beraber olduklarımızı, beraber oluş biçimini ve niçini detaylı irdeleyeceğiz. Buna aile, akraba, kardeşler dahil. Üçüncü olarak içinde yaşadığımız toplumu tanıyacağız, değer yargılarını, önceliklerini, tepkilerini, yapabilirliklerini

Dördüncü olarak üzerinde yaşadığımız coğrafyayı tanıyacağız. Bu ülkenin coğrafyasını, yer altı ve yer üstü zenginliklerini coğrafya olarak imkanlarını su yollarını boğazları jeopolitiğini, komşularla ilişkilerini, nüfusunu, insan unsurunu, tarihini, kültürünü, ekonomisini, askeri gücünü dünyada hangi siyasî, askerî iktisadî kampta olduğunu hesaba katacağız ve öğreneceğiz

Beşinci olarak yaşadığımız dünyayı tanıyacağız. Dünyanın bugünkü siyasî, askerî, kültürel, iktisadî yapılanmasını bileceğiz. Altıncı olarak bunlar tesbit edildikten sonra nasıl bir hatt-ı hareket belirleyeceğimize karar vereceğiz.

Altıncı çizmek istediğim bir husus var. Küreselleşme yukarıdan aşağıya doğru dizayn ediliyor. Evvela dünya hakimi güç veya güçler bir şekil alıyor, sonra dünyayı da buna uyarlıyor. Yani bugün ABD, AB önce dünyada neler olacağını tesbit ediyorlar sonra dünyada hangi ülkede nasıl bir rejim kurulacaksa karar veriyorlar ve ülke içindeki oluşumlar da buna göre şekillendiriliyor.

Bunun örnekleri çoktur. SSCB varken Irak, Suriye, Yemen, Bulgaristan vs. SSCB doğrultusundaydı. İran, Türkiye, Suud... NATO, ABD. Bu varken Türkiye’de de sağcı (ABD) solcu (SSCB) vardı. Tepede tek kutupluluk olunca Türkiye’de de böyle oldu.

İşte Müslümanlar da hatt-ı hareketlerini bunları hesaba katarak çizmelidirler.

Burada iki büyük tehlike var. Yukarıda zikredilenleri mutlak doğru ve dışına çıkılmaz olarak görülürse ona tabi olmaktan başka çare kalmaz. Belki güçleri fazla olabilir. Kesinlikle doğru yolda değiller onlara uymak bizi asla iflah etmez.

İkinci tehlike, bunların hile ve desiselerini güçlerini yok kabul ederek kendi kendini büyütme tehlikesidir. Bu da gözü kapalı ve gözü kara hareket ederek ciddi tehlike olmadan yutulması kolay bir lokma oluveririz.

Üçüncü bir yol yok mudur? Vardır.

Üçüncü tahlilin içinde saklı yoldur. Sayılan şartları hesaba katarak azami gücünü kullanmaktır. Yapabilirliği olmayan hayali projeler yerine reel ve uygulanabilir hedefler koymalıyız.

Fazla dolandırmadan.

a- Dünya güç dengelerini hesaba katan ve fakat onu mutlak ve bağlayıcı güç görmeyen, dolayısıyla yenidünyaya gerekirse direnen bir anlayış.

b- Ülkelerin ve cemaatlerin direnebilme imkan ve kabiliyetlerini hesaba katan ve fakat bunun daima çıtasını yükseltmeye çalışan bir anlayış.  Yani ülkeleri ve yapılanmaları büyütmeden, onları hor görmeden, imkanlarından yararlanmak ve dirençlerini artırmak.

c- Ferdi yetenekleri öne çıkarmak, mevcut ahvalde direnebilecek dayanak noktalarını tespit ve takviye etmek. Kişisel başarı ile gruplar, toplumsal başarıyı barıştırmak ve kaynaştırmak.

d- Esas hedefi tespit edip ona kilitlenmek küçük hedefleri küçük görmek. Mesela İran-Irak savaşı küçük hedef örneğidir.

Şu anda bizim içinde bulunduğumuz durum çok nazik ve sıkıntılıdır.

Müslüman olarak Allah’ın Kitabı’nın muhkem naslarına ve Rasulullah’ın sahih sünnetine yeniden ciddi bir şekilde anlamak ve bugünün dayattığı problemlere çareler bulmakla karşı karşıyayız. Çare derken İslâmî olmayan dünya işleyişine çare bulmak değildir. Bize dayatılan anlayışa hayata karşı nasıl yapsak İslâmî bir direniş sergilemiş olacağız anlayışını geliştirmektir.

Bu yönüyle bugün direnmeye çalışan devlet, cemaat, kişi, kurum ne varsa hepsini değerlendirerek yol alabiliriz. Taliban’dan, HAMAS’a tüm İslâmî gayretleri harmanlayarak yol alabiliriz. Yoksa her sıkıştığımızda rota değişikliği bizi bitirir. Vakıayı hesaba katmakla vakıaya teslim olmak arasındaki farkı göremezsek sıkıntımız çoğalır.

 

 

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

İşi Vaktinde Yapmak
                          ...
Leylek ile Kırlangıç Hikayesi
(6 Temmuz 2018, Cuma) Leylek ile kırla...
Yeni Modernlik ve İslamlaşma (6)
(8 Haziran 2018, Cuma) Yeni Modernliğe...
Şevşevık(*)
                          ...
Yeni Modernlik ve İslamlaşma (4)
(18 Mayıs 2018, Cuma) Kavimler Arası ...
Yeni Modernlik ve İslamlaşma (5)
(25 Mayıs 2018, Cuma) Hakikatin Ortaya...
Yeni Modernlik ve İslâmlaşma (2)
                          ...
Yeni Modernlik ve İslâmcılık/İslâmlaşma
(27 Nisan 2018, Cuma) Bu topraklarda ...

Kimler Sitede

Şu anda 35 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 474
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 2373643
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >