28 Şubat PDF Yazdır e-Posta

28 Şubat

28 Şubat, başlamış bitmiş, tarihi bir olay mıdır? Yoksa başlayıp devam eden bir süreç midir?

28 Şubat’ın 27 Mayıs’tan, 12 Mart’tan, 12 Eylül’den farkı var mıdır?

Türkiye Cumhuriyeti’nin, kurulduğu günden beri takip ettiği bir genel politikası var mıdır? Dünya hâkim gücün vesayeti altına mı siyaset güdüyor? Askerî erkânın kurduğu devlet, askerin kontrolünden çıktıkça darbe yapılan bir ülke midir?

Bu soruların cevabı 28 Şubat’ın anlaşılmasına katkı sağlar.

Darbe geleneği, darbecileri cesaretlendirir, her fırsatta ülkeyi badireye sürükler, işin garip tarafı darbeciler, ülkeyi badireden kurtarmak için darbe yaptıklarını ileri sürüyorlar. Bu kafa karışıklıklarından kurtulmak,  sıhhatli bir değerlendirme yapmak için Türkiye’nin özel ve genel şartlarını hesaba katmak gerekir. 

Her müdahale kendi şartları içerisinde ele alınmalı, darbenin biçimi, gerekçeleri, dâhili ve harici durum ve ahval ile ne kadar örtüştüğü iyice tahlil edilmelidir.

Darbe iç siyasete yapılır. Yani ülkeyi idare edenlere “siz ülkeyi yanlış idare ediyorsunuz, iç ve dış dünyada memleketi temsil edişte yanlışlıklar yapıyorsunuz, doğrusunu size biz göstereceğiz” diye iktidarları devirip yerine kendileri veya onların düşüncelerini taşıyanlar getiriliyor.

 

Türkiye’de darbeler, genelde sola değil sağa yapılmıştır. Sol kendini asker ile temsil ediyor. Daha doğrusu sol kendini ülkenin tek hâkimi olarak görüyor. Dolayısıyla darbenin solla alakası her zaman gizli veya açık olmuştur. -Liberal solcuları tam sol saymak da yanlış, onları darbecilere alkış tuttu demek de yanlış.-

27 Mayıs darbesi veya ihtilali Menderes’e karşı yapıldı, gerekçe; ülkenin itibarı dış dünyada zedelendi ve içeride insanlar arasına kin ve nefret tohumları ekildi ve ikilik çıkarıldı, Atatürk ilke ve inkılâpları çiğnendi cumhuriyetin temel ilkeleri ihlal edildi.

Darbeciler, 27 Mayıs’ı bu gün savunacak durumda değildirler, tüm darbeciler ve onların şakşakçıları, dut yemiş bülbül gibi suskundurlar. Niye çünkü yapılan işe uydurulan gerekçe sahici ve inandırıcı değil, kışkırtma sonucu sokağa dökülen gençlik, CHP’nin ve İnönü’nün pervasız saldırıları ve tertipleriydi. Yüzlerce- kimine göre binlerce- üniversite genci öldürülmüş cesetleri asfalt altına gömülmüştü. Bu tür safsatayı kim savunabilir. Particilik yapılmış, kadrolaşmaya gidilmiş, CHP düşman ilan edilmiş, hep muşlu, mışlı rivayetler. Onun için darbe gerekçeleri masaldır, hurafedir dersek abartmış olmayız.

12 Mart, sola karşıydı, fakat solun dünya sistemine kafa tutanlarına karşı yapıldı. Buradan hareketle şunu demek mümkün; darbeciler, dünya sistemine muhalif olanlara karşı darbe yapıyorlar. Solun İsrail ve ABD karşıtı olanları darbeyle devre dışı bırakıldı ve solun zihninden İsrail düşmanlığı silindi. Bu gün CHP’liler İsrail’e direnen HAMAS’ı terörist ilan etmekte tereddüt etmiyorlarsa altında dünya sistemine uyum vardır.

12 Eylül’ün gerekçeleri gene ülke içinde kardeş kavgasını önlemek ve düzeni sağlamaktı. Sonradan anlaşıldı ki kargaşa çıkaranlar bizzat darbe yapanlardır. Kime karşı yapıldı diye sorarsak alacağımız cevap yok. Yani sağa karşı mı sola karşı mı? net cevabı yok, ama gene iktidarda sağcılar vardı. 

Dünya sistemine uyma ve uyarlanma hamlesi olarak darbeler

Türkiye’yi kuran irade, daima dünya sistemiyle uyumlu çalışmıştır, dünyanın hâkim erkiyle atbaşı hareket etmesini bilmiştir. Çünkü varlığı bu uyumla ilgili. Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan her yenilikte, atılan her adımda dış dünya hesaba katılmış, bununla yetinilmemiş, rızası alınmış, razı olmadıkları hamlelerden vazgeçilmiştir.

Türkiye hür dünyada yer almış, NATO ve BM kararları doğrultusunda daima yürümüş, dost düşman telakkisi kendinse ait değil. NATO ve BM vs. nin dost bildiği dost, düşman bildiği düşman saymıştır. 

Dünya sistemini ellerinde tutanlarla -dün Büyük Britanya idi, bugün ABD liderliğindeki devletlerdir- ve onlarla iş tutan yerli idarecilerin, Türkiye’nin yerinin Batı Âlemi, Hür Dünya olduğunda ittifakları vardır.

Türkiye, ne zaman batılılar için tehlikeli bir adım atarsa, güvence veren irade devreye girer ve darbe yapar. Bunu Türk örf ve geleneğine bağlamak ve asker karakterli oluşla izah etmek doğru değil. Osmanlının görkemli döneminde asker değil, padişah konuşur ve padişah iradesiyle savaş veya barış sağlanırdı.

Türkiye’nin kısa tarihi bunu doğruluyor, Cumhuriyet’in kuruluşundan 1950 ye kadar dünyadaki despot idare ile uyumlu bir despotik idare vardı, Hitler, Mussolini, Lenin, Stalin, rejimleri varken Türkiye’de de tek parti – millî ve ebedî şefler dönemi vardı.

1950 de dünya sistemi makas değiştirip ABD öncülüğünde serbestîye geçince burada da çok partili hayata geçildi ve DP iktidarı başladı. Fakat DP iktidarı sistemle tam uyumlu çalışamadı, bu çalışamayış DP lider kadroyla alakalı değildi, alttan halk iktidarı zorladı, mademki demokrasi var denildi, halk iktidara etki ediyor denildi, halkın istediği doğrultuda hükümet edilecek denildi, o halde halk bunu, bunu istiyor ve kısmen uygulamaya konuldu. Hem uluslararası sistem hem sistemin yerli ayağı bundan rahatsız oldu ve meşhur 27 Mayıs darbesi yapıldı.

12 Mart’ta ve 12 Eylül’de de benzeri durumlar yaşandı. Burada göze çarpan iki önemli husus var.

Birincisi; halkın iktidara ortak olması ve halkın istekleri doğrultusunda icar-i hükümet etmek. Çünkü halk temelde Müslüman ve batı kültürüne tam uyumda sıkıntı çekiyor.

İkincisi; devletin güçlenmesi ve kendi ayakları üzerinde durabilme becerisini göstermesidir. Burada da sıkıntı olur, çünkü devlet güçlenir ve kendi ayaklarıyla ayakta durursa, durabilirse, dünya sisteminden çok kendi menfaatlerini savunur, dünya sisteminin menfaatleriyle Türkiye’nin menfaatleri bazen çatışabilir. Irak’ta olduğu gibi.

Demek ki, güçlü ve halka dayanan iktidar, uluslararası sistemin işine gelmiyor, böyle bir ihtimal daima vardır, dünya sistemi ve yerli ayakları bunun önüne geçmek için her yolu deniyorlar, bu hususta en son müracaat edecekleri yol-yöntem darbedir. Onun için darbenin şekli, alacakları tedbirle birebir alakalıdır.

28 Şubat’a bu gözle bakılırsa şöyle bir manzarayla karşılaşırız.

Son yüzyılda dünya, iki büyük savaş yaşadı ve iki büyük değişim geçirdi. Birinci cihan harbinden sonra, imparatorluklar tasfiye edildi, ulus-devletler kuruldu ve ABD öncülüğünde yenidünya ihdas edildi. Türkiye bu dünyada yerini aldı, 1950’den sonra demokrasiye, çok partili hayata geçildi.

İkinci büyük değişim çok kutupluluk bitti, yerine tek kutupluluk kuruldu. Bu yeni düzen, daha net ortaya çıkmadı fakat göstergeleri uç verdi, bakabilen yeni şekli ana hatlarıyla görebilir. 1950’deki gibi bir makas değişikliği var, 1989’da Berlin duvarının yıkılmasıyla başlayan Rusya’nın devre dışı kalması, ortada büyük bir boşluk ve belirsizlik çıkardı.

ABD öncülüğündeki siyasi erk dünyaya yeni bir düzenleme getirdi veya getirmeye çalışıyor.

1950–1990 yılları arasında gelişen ve oluşan şartlar ortadan kalktı, buna dayalı olarak 50-90 arası yapılar, anlayışlar, paktlar da değişikliğe uğraması lazımdır.

1991 yılında NATO Genel sekreteri yeni konsepti ilan etti; kırmızı yerine yeşil tehlike.

Artık düşman kominizim değil İslâm, Rusya değil İslâm ülkeleri. Rusya’yı besleyen fikir sosyalizm maddecilik vs.. o zaman ABD ve müttefiklerinin düşmanı da öyle idi. Vatan, millet, din, namus  düşmanları komünistler Moskova’ya diye bağırtılıyordu. Bugün de yarasalar, çağdışı mahluklar, orta çağ karanlığına götürmek isteyen örümcek kafalılar, bizi Araplara ve Arap düşüncesine götüren kökü dışarıda olanlar 1980’den sonra Tahran’a en son adres de Suudi Arabistan’a yolluyorlar. 

Demek 28 Şubat yerli bir iradenin aldığı tedbir değildir. Dünya düzeninin yerli ayağı eliyle kurulan uluslar arası erk sahiplerinin yeni konsepte uyarlanmasıdır.

 Tam anlamıyla bir askerî darbe olamadı, çünkü karşılarında organize bir güç yoktu. 28 Şubat darbe biçimiyle Müslümanların hayatta var oluşları arasında birebir denklik vardır. Müslümanlar tepeden örgütlenmemişler, Türkiye’de sağ-sol devlet eliyle ve kurumlar aracılığıyla oluşturulmuş sahte var oluşlardır.

Halkın kendi öz benliğinden neşet eden tek hareket, Müslümanların hareketidir. Bunu için yapılacak müdahale de bu oluş biçimine uygun olacak, hem çok sert olmayacak hem de derin değişiklikler içerecek. Yani yeni bir insan tipi oluşumunu sağlayacak bir müdahale. Bir plan ve program olacak.

Onun için kimseyi öldürmediler, hapse kimseyi atmadılar, gene devlet refleksi ve mantığıyla önce iktidardaki partiyi kapattılar,  fakat 12 Eylül gibi siyasetten men etme yoluna gitmediler. İktidarı değiştirdiler, sağ-sol ittifakları kurdular, MHP gibi şaibeli ve ihtilale bulaşmış bir kadro ile sola hükümet kurdurdular.

Müslüman insanı fikri ve bilgi bakımından besleyen kaynakları kurutma yolunu seçtiler. İHL orta kısmını kapattılar, Kur’an kurslarını kapattılar, katsayı adaletsizliğiyle Müslüman ve Anadolu çocuklarını sistemin dışına itmek istediler. Hâlbuki Menderes’le insanı sistem içine çekme gayreti içinde idiler. Demek sistem şu anda Müslümanları hazım edecek kıvamda değil.

Dünya makas değiştirecekse Türkiye’de yaşayanlar da bu yenidünya şekline uyumlu birer insan olmalıdırlar.

28 Şubat yeni insan tipi oluşturma ve dini mülayimleştirme, insanımızı kendine yabancılaştırma, bağlı bulunduğu değer yargılarından koparma, ameliyesidir. Bu yeni insan tipi yeni sisteme uyum sağlayan, en azından ses çıkarmayan insan tipi olmalıdır. İdealsiz, gayesiz sefil bir gençlik.

Meyvelerini vermeye başladı, her sokak başında baliciler, tinerciler, sosyete semtlerinde eroin, kokain, uyuşturucunun elvan türlüsü başını almış yürümüş. Kap-kaççılar kol geziyor.

Din yerine ikame edilen ulusçuluk ülkeyi bölme eşiğine getirmiş. Anne-babaya saygı, büyük- küçük ilişkisi, dul, yetim, kimsesizlere kimse bakmaz durumda.

Bu yönüyle 28 Şubatçılar kına yaksınlar. Memleketi bu hale getirebilme becerisini başardılar. Müslümanlık sıradan bir anlayış haline geldi, üst kimlik Müslümanlıktır demek adeta suç.

28 Şubat’ı boşa çıkarmanın yolu; etkisini yok etmektir. 

Biz Müslümanlar, dinimizden ve kişiliğimizden memnunuz, neyimizi değiştirip neyimizi değiştirmeyeceğimize biz karar veririz.

Yeni oryantalist okuma biçimiyle Müslümanları şekillendirmek tehlikeli ve zararlıdır. Artık Müslümanlar kendi meselelerinin farkındadırlar. Bize kimse rol biçmesin senaryomuzu kendimiz yazar ve kendimiz oynarız. 

 

27.02.2007

 

k_saglam

Yeni Kitabımız Çıktı

egri_agacin_golgesi

Son Eklenenler

Cemal Kaşıkçı Vesilesiyle
(12 Ekim 2018, Cuma) Suudi vatandaşı ...
Kışkırtıcı Sorular
Dertlerin çoğaldığı döne...
İnsanın Kendisiyle Konuşması
(14 Eylül 2018, Cuma) İnsanın ke...
Davet
(31 Ağustos 2018, Cuma) اُدْعُ ...
Bizim Matbuatın İnkilaba Hıyaneti(*)
(17 Ağustos 2018, Cuma) Bugünkü Matb...
1933 Türkiyesi ile 2018 Türkiyesinin Mukayesesi
(4 Ağustos 2018, Cumartesi) Milletleri...

Kimler Sitede

Şu anda 46 konuk çevrimiçi
Üyeler : 3
İçerik : 483
Web Bağlantıları : 5
İçerik Tıklama Görünümü : 2474952
< ?php if( JRequest::getVar( 'view' ) == 'article' ): ? > < jdoc:include type="modules" name="socialwidget" /> < ?php endif; ? >